# EL-BÂİS: İÇİMİZDE YENİDEN DOĞMAYI BEKLEYEN ŞEYLER — UMUDUN SESSİZCE UYANIŞI
İnsanın içinde, zamanın üzerinden geçtiği hâlde bütünüyle kapanmayan odalar vardır. Bir zamanlar büyük bir heyecanla kurduğu hayaller, söylemeye cesaret edemediği sözler, yarım bıraktığı yollar, kaybettiği dostluklar ve kendisine verdiği birtakım sözler… Hayat ilerlerken bunların bir kısmını geride bırakır. Bazen mecburiyetten, bazen korkudan, bazen de artık gücünün kalmadığını düşündüğü için. Günlük hayatın telaşı, sorumlulukların ağırlığı ve yetişilmesi gereken işler, insanın iç dünyasında sessizce duran bu hatıraların üzerine bir örtü çeker.
İnsan çalışır, ailesini büyütür, geçimini sağlamaya uğraşır, hastalıklarla mücadele eder, kayıpların ardından yeniden ayağa kalkmaya çalışır. Dışarıdan bakıldığında hayatını sürdürmektedir. Fakat kimi akşamlarda, her şey sessizleştiğinde, içinde bir şeyin eksik kaldığını hisseder. Bir zamanlar kendisini heyecanlandıran bir uğraşı hatırlar. Bir zamanlar yazmak, öğrenmek, üretmek veya yeni bir yola çıkmak için duyduğu arzuyu anımsar. Belki de yıllar önce kendisine verdiği bir sözü hatırlar: Bir gün yeniden başlayacağım.
Sonra hayatın koşullarını düşünür. Yaşını, sorumluluklarını, kaçırdığını sandığı fırsatları, artık mümkün görünmeyen ihtimalleri… Ve kendi kendine şöyle der: Artık çok geç.
Peki, gerçekten her şey için geç midir? Bir hayalin eski heyecanını kaybetmesi, onun bütünüyle değersizleştiği anlamına mı gelir? Bir dostluğun kırılması, insanın bir daha güven kuramayacağını mı gösterir? Bir başarısızlık, insanın bütün geleceğine verilmiş kesin bir hüküm müdür? Yoksa bazen bitmiş sandığımız bir dönemin ardından başka bir başlangıcın imkânını görebilmek için kendimize yeniden bakmamız mı gerekir?
El-Bâis ismi, bu sorular üzerinde tefekkür etmek için insana derin bir kapı açar. Allah’ın güzel isimlerinden El-Bâis, dirilten, yeniden kaldıran ve dirilişi gerçekleştiren anlamını taşır. Bu isim, İslâm inancında özellikle öldükten sonra yeniden diriliş hakikatiyle ilişkilidir. İnsan bedeninin toprağa döndüğü, dünya hayatının sona erdiği ve insanın yaptıklarından sorumlu olarak yeniden diriltileceği hakikati, inancın temel meselelerinden biridir.
Fakat bu isim üzerinde düşünmek, insanın dünya hayatındaki hâllerine dair de anlamlı bir tefekkür alanı açabilir. Burada dikkat etmemiz gereken ince bir ayrım vardır: El-Bâis isminin kesin ve temel anlamını değiştirmeden, diriliş düşüncesini insanın umudunu yenilemesi, ahlâkını düzeltmesi ve hayatına yeniden yön vermesi için bir hatırlatma olarak ele alabiliriz. Kalpte yeniden canlanan bir ümit, yeniden başlayan bir iyilik veya terk edilmiş bir sorumluluğa dönüş, bu ismin insan hayatında düşündürdüğü anlamlardan biri olabilir. Ancak bunları ilahî ismin belirli bir zikir sayısıyla mutlaka gerçekleşecek özel sonuçları olarak sunamayız.
İnsan bazen yalnızca bedeninin yorulduğunu sanır. Oysa zamanla kalbi de yorgun düşebilir. Birbiri ardına gelen hayal kırıklıkları, karşılıksız kalan emekler, güvenin zedelenmesi ve uzun süre taşınan sorumluluklar insanın içindeki başlangıç arzusunu zayıflatabilir. Eskiden kolaylıkla yaptığı şeyleri yapmakta zorlanabilir. Kendisine iyi gelen uğraşlardan uzaklaşabilir. Geleceğe dair düşünceleri daralabilir. Bir zamanlar mümkün gördüğü şeyler, gözünde aşılması imkânsız duvarlara dönüşebilir.
Bu hâlde insanın kendisine karşı dikkatli ve merhametli olması gerekir. Çünkü her terk edilmiş hayal yalnızca korkudan vazgeçilmiş değildir; bazen koşullar değişmiştir, bazen insanın öncelikleri farklılaşmıştır, bazen de bir yolun kendisi için artık uygun olmadığı anlaşılmıştır. Geçmişte arzuladığımız her şeyi yeniden elde etmek zorunda değiliz. Bazen olgunlaşmak, eski bir isteğe dönmek; bazen de onun neden değiştiğini anlayarak başka bir yol seçmektir.
El-Bâis ismini tefekkür ederken insan, geçmişte bıraktığı her şeyi körü körüne geri çağırmak yerine şu soruyu sorabilir: İçimde yeniden canlanmasını istediğim şey gerçekten hayırlı mı? Bu istek bugün de değerlerimle uyuşuyor mu? Yoksa yalnızca geçmişte kaybettiğim bir şeyi geri alarak kendimi tamamlanmış hissetmeye mi çalışıyorum?
Çünkü her geri dönüş iyilik getirmez. Her eski ilişki yeniden kurulmak zorunda değildir. Her hayal aynı biçimde gerçekleştirilmek zorunda değildir. Bazen insanın geçmişte bıraktığı bir yol, bugün de kendisine zarar verebilir. Bazen bir dostluğun bitmesi, korunması gereken bir sınırın sonucudur. Bazen bir arzuya veda etmek, insanın kendi iyiliği için verebileceği en doğru karardır. Bu nedenle diriliş düşüncesini, her şeyi eskisi gibi geri getirme arzusu olarak değil, hayatın önümüze koyduğu imkânları hikmetle değerlendirme çağrısı olarak okumak daha sağlıklıdır.
Bir zamanlar sevdiğimiz bir insanı düşünelim. Onunla aramızda yaşananlar bizi incitmiş, belki güvenimizi sarsmış olabilir. Yıllar sonra o insan yeniden hayatımıza girdiğinde, kalbimiz geçmişteki duyguları hatırlayabilir. Fakat hatırlamak, mutlaka geri dönmek anlamına gelmez. İnsan yaşadıklarından öğrenebilir, sınırlarını koruyabilir ve yine de kalbini kinle doldurmamayı seçebilir. Bazen yeniden doğan şey eski ilişkinin kendisi değil, insanın sevme ve güvenme kapasitesidir. Bu kapasite, aynı kişiye dönmeden de yeniden gelişebilir.
Bir başka insan, yıllar önce büyük bir hevesle başladığı bir işi yarıda bırakmış olabilir. Belki şartları uygun değildi, belki ailesinin sorumlulukları ağır bastı, belki de kendisine güvenini kaybetti. Bugün o eski hayali hatırladığında, yalnızca kaybettiklerine bakmak yerine elinde kalan imkânları da görebilir. Belki aynı yoldan ilerleyemez, ama başka bir yöntem bulabilir. Belki eskisi kadar büyük bir hedefe ulaşamaz, ama küçük bir adımla yeniden başlayabilir. Belki de o hayalin ardında yatan asıl ihtiyacın üretmek, öğrenmek veya kendisini ifade etmek olduğunu fark ederek yeni bir uğraşa yönelir.
İşte insanın iç dünyasındaki diriliş bazen böyle gerçekleşir. Büyük bir mucize gibi görünmez. Bir sabah yeniden yürüyüşe çıkmak, uzun zamandır ertelenen bir kitabı açmak, yarım bırakılan bir eğitime dönmek, birinden yardım istemek veya kendisine iyi gelmeyen bir alışkanlığı değiştirmek… Bunların her biri, insanın hayatına yeniden katılmasının küçük işaretleri olabilir. Bu adımların kıymeti, mutlaka büyük sonuçlar doğurmalarında değil, insanın hareketsizliğin içinden çıkıp kendi imkânlarını yeniden değerlendirmesinde yatar.
Tasavvuf geleneğinde insanın iç dünyasını tanıması, nefsini terbiye etmesi ve kalbini Allah’a yöneltmesi önemli bir yer tutar. İnsan bazen kendi arzularının, korkularının ve alışkanlıklarının içinde sıkışıp kalabilir. Bir düşünceyi tekrar tekrar besler, bir öfkeyi yıllarca taşır veya geçmişteki bir hatayı bütün benliğinin hükmü hâline getirir. Böylece değişme ihtimalini kendi eliyle daraltır. Oysa tövbe düşüncesi, insanın geçmişte yaptıklarının sorumluluğunu kabul ederken başka türlü yaşayabilme imkânını da hatırlatır.
Tövbe, yalnızca dil ile pişmanlık bildirmek değildir. Yanlışın farkına varmak, mümkün olduğunda zararı onarmak, hak sahibinin hakkını gözetmek ve aynı yanlışa dönmemek için gayret göstermektir. İnsan geçmişini değiştiremez; fakat geçmişiyle kurduğu ilişkiyi ve bugün yapacağı seçimleri değiştirebilir. Bu nedenle yeniden başlangıç, sorumluluktan kaçış değil, sorumluluğu daha bilinçli bir biçimde üstlenmektir.
El-Bâis isminin ahiret boyutu da bu noktada unutulmamalıdır. Dünya hayatında insanın yeniden umut bulması, bir alışkanlığını değiştirmesi veya bir hayalini canlandırması, öldükten sonra dirilişle aynı şey değildir. Ahirette yeniden dirilme, insanın yalnızca psikolojik bir yenilenme yaşaması değil, Allah’ın kudretiyle gerçekleşecek hakiki diriliştir. Bu inanç, dünya hayatını da sorumluluk açısından anlamlı kılar. İnsan yalnızca bugününü değil, davranışlarının ahlâkî karşılığını da düşünerek yaşar.
Öyleyse insanın kendisine sorması gereken soru yalnızca “İçimde neyi yeniden canlandırmak istiyorum?” değildir. Aynı zamanda “Hangi davranışımı değiştirmem gerekiyor? Hangi sorumluluğumu uzun zamandır erteliyorum? Hangi iyiliği yeniden hayatıma katabilirim?” sorularıdır. Çünkü diriliş düşüncesi yalnızca hayallerimizle ilgili değildir; vicdanımızla, ahlâkımızla ve Allah’a karşı sorumluluğumuzla da ilgilidir.
Bazen insanın yeniden canlanması için önce bir şeyi bırakması gerekir. Kendisine sürekli zarar veren bir alışkanlığı, başkalarını memnun etmek uğruna kendi sınırlarını ihmal etmeyi, geçmişte yaşanan bir haksızlığı her gün yeniden zihninde büyütmeyi… İnsan bazı yükleri bırakmadan yeni bir başlangıç için yer açamayabilir. Fakat bırakmak, yaşananların önemsiz olduğunu söylemek değildir. Bir acıyı geride bırakmaya çalışmak, o acının hiç yaşanmadığını iddia etmek değildir. İnsan hem hatırlayabilir hem de hayatına devam edebilir.
Bu süreçte sabır önemlidir. İnsan bazen uzun yıllar boyunca taşıdığı bir duygunun kısa sürede değişmesini bekler. Birkaç gün çaba gösterdikten sonra eski alışkanlıklarının geri geldiğini görür ve kendisini başarısız sayar. Oysa insanın düşünce ve davranışlarında kalıcı değişim çoğu zaman tekrar, dikkat ve destek gerektirir. Bir gün yeniden ümitlenip ertesi gün yorulmak, bütün ilerlemenin kaybolduğu anlamına gelmez. Önemli olan, her düşüşü son hüküm olarak görmeden yeniden yön bulabilmektir.
Burada El-Bâis ismini zikretmek, kişinin Allah’a yönelmesine ve niyetini tazelemesine vesile olabilir. İnsan sakin bir vakitte bu ismi anarak dua edebilir. Ancak belirli bir saatin, belirli bir tekrar sayısının veya kırk günlük bir uygulamanın mutlaka özel bir sonucu doğuracağına dair kesin bir dinî delil ortaya konulmadan bunları garanti edilmiş yöntemler gibi sunmamak gerekir. Zikir, ibadet ve dua insanın manevî hayatında kıymetli bir yere sahiptir; fakat bunların değerini ölçülebilir, herkeste aynı biçimde ortaya çıkan sonuçlara indirgemek doğru değildir.
Bir insan El-Bâis ismini anarken şöyle dua edebilir: “Allah’ım, hayatımda yeniden canlanmasını istediğim şeyleri Sen biliyorsun. Benim için hayırlı olanı kolaylaştır; bana zarar verecek olanı ise hikmetinle benden uzak tut. İçimdeki ümitsizliği azalt, doğru olanı seçebilecek bir basiret ve o seçimin gereğini yerine getirebilecek bir irade ver.” Böyle bir niyet, insanın her istediğinin gerçekleşmesini talep etmekten daha geniş bir anlam taşır. Çünkü insan yalnızca arzuladığı sonuca değil, kendisi için hayırlı olana yönelmeyi de öğrenmek ister.
Bazen insan dua ettikten sonra hayatında hemen bir değişiklik arar. Bir haber bekler, bir kapının açılmasını, birinin geri dönmesini veya eski bir duygunun yeniden gelmesini ister. Fakat beklediği sonuç gerçekleşmediğinde, duasının kabul edilmediğini veya kendisinin bir şeyi yanlış yaptığını düşünmeye başlayabilir. Oysa duanın kabulü hakkında insanın elinde her zaman kesin bir ölçü bulunmaz. Dua, Allah ile kul arasındaki yönelişin bir parçasıdır; her dileğin belirli bir tarihte, belirli bir biçimde gerçekleşeceğine dair sözleşme değildir.
Bu nedenle insan, dua ederken umutla birlikte hikmet de dilemelidir. Bir kapının açılmasını isteyebilir; fakat o kapının kendisi için hayırlı olup olmadığını bütünüyle bilemeyebilir. Bir ilişkinin onarılmasını dileyebilir; fakat bunun iki tarafın da iradesine, davranışlarına ve şartlara bağlı olduğunu kabul etmelidir. Bir hayalini gerçekleştirmek isteyebilir; fakat o hayale ulaşmak için kendi payına düşen emeği de ortaya koymalıdır. Dua, gayretin yerine geçmek zorunda değildir; gayretin yönünü ve insanın iç dünyasındaki dayanma gücünü besleyebilir.
İnsanın içinde yeniden canlanmayı bekleyen bir şey varsa, ona bugün küçük bir yer açabilir. Bir süredir okumadığı kitabı eline alabilir. Uzun zamandır ihmal ettiği bir dostunu arayabilir. Kendisine verdiği bir sözü hatırlayıp ilk adımı atabilir. Bir hatayı düzeltmek için özür dileyebilir. Hayatını zorlaştıran bir alışkanlık için destek arayabilir. Bunlar küçük görünebilir; fakat insanın hayatı çoğu zaman büyük kararların yanı sıra küçük ve devamlı adımlarla da değişir.
Bununla birlikte insanın her zaman güçlü hissetmesi gerekmez. Bazı dönemlerde dinlenmek, yas tutmak, yardım almak veya yalnızca mevcut sorumluluklarını yerine getirebilmek bile büyük bir gayrettir. İnsan kendisini yorgun hissettiğinde bunu iman eksikliğine veya manevî başarısızlığa bağlamak zorunda değildir. Uzun süren umutsuzluk, yoğun kaygı veya günlük hayatı sürdürmeyi zorlaştıran bir tükenmişlik söz konusuysa profesyonel destek almak da yerinde bir adımdır. Manevî yöneliş ve insanî destek birbirini tamamlayabilir.
El-Bâis isminin tefekkürü bize şunu hatırlatabilir: İnsan, bugün bulunduğu hâlden ibaret değildir. Geçmişteki hataları, yaşadığı kayıplar veya gerçekleştiremediği hayaller onun bütün kimliğini belirlemek zorunda değildir. İnsan değişebilir, öğrenebilir, pişmanlık duyabilir, sorumluluk alabilir ve yeniden başlayabilir. Fakat bu başlangıç, geçmişi silerek değil; geçmişten öğrendiklerini bugünkü hayatına taşıyarak gerçekleşir.
Belki de yıllardır içimizde sessiz duran bir hayalin üzerine fazla toprak yığmışızdır. Belki bir zamanlar sevdiğimiz bir uğraştan vazgeçmişizdir. Belki kendimize karşı şefkatimizi, insanlara duyduğumuz güveni veya yeni bir şey öğrenme cesaretimizi kaybettiğimizi sanmışızdır. Bugün bütün bunların eskisi gibi olacağını garanti edemeyiz. Fakat kendimize şu soruyu sorabiliriz: İçimde yeniden hayat bulmasını istediğim şeyin hayırlı bir yönü varsa, ona küçük bir adımla yaklaşabilir miyim?
Bazen başlangıç, büyük bir değişimin habercisi olmak zorunda değildir. Bazen yalnızca kapalı bir pencereyi aralamak, içeriye biraz hava girmesine izin vermek kadar sadedir. İnsan o gün bütün yüklerinden kurtulmaz; fakat artık yalnızca yüklerini düşünmediğini fark eder. Bir ihtimal görür. Bir adım atar. Bir süre sonra başka bir adım daha atabilir.
İşte umut, her şeyin kesinlikle istediğimiz gibi olacağına inanmak değildir. Umut, henüz bilmediğimiz bir geleceğe karşı bütünüyle kapanmamaktır. Allah’ın kudretine iman etmek, kendi sınırlılığımızı kabul ederken hayırlı bir yöneliş için çaba gösterebilmektir. El-Bâis ismini anmak da insanın zihninde yalnızca geçmişte ölmüş sandığı şeyleri değil, bugün yapması gerekenleri ve ahiretteki diriliş hakikatini birlikte düşünmesine vesile olabilir.
Allah’ım, ey El-Bâis, dirilişi gerçekleştiren Rabbimiz… Kalbimizde umudunu kaybetmiş olduğumuz ne varsa Sen biliyorsun. Bize geçmişimizi inkâr etmeden onunla yüzleşmeyi, kayıplarımızı kabul ederken geleceğe bütünüyle kapanmamayı nasip eyle.
Ya Rabbi, içimizde yeniden canlanması hayırlı olan niyetleri güçlendir. Bizi yanlış yollara geri dönmekten koru. Geçmişte bıraktığımız her şeyin peşinden körü körüne gitmek yerine, bugün için hayırlı olanı ayırt edebilecek basiret ver. Bize yarım bıraktığımız güzel işleri tamamlamayı, yanlışlarımızı düzeltmeyi ve sorumluluklarımızı yerine getirmeyi nasip eyle.
Allah’ım, kalbi yorgun düşenlere ferahlık, umudunu kaybedenlere dayanma gücü, yeni bir başlangıç arayanlara hayırlı yollar ihsan eyle. Uzun zamandır taşıdığımız kırgınlıkları hikmetle ele almayı, bizi inciten şeylerden korunmayı ve kalbimizi kinle tüketmemeyi öğret. Bir hatayı telafi etmemiz gerekiyorsa bize cesaret, bir yükü bırakmamız gerekiyorsa bize basiret, bir yola yeniden başlamamız gerekiyorsa bize sebat ver.
Ey Rabbimiz, bizi yalnızca hayallerinin gerçekleşmesini isteyenlerden değil, hayırlı olanı arayanlardan eyle. Gayretimizi bereketlendir, niyetlerimizi güzelleştir, tövbemizi samimi kıl. Dünya hayatındaki başlangıçlarımızı güzel amellere vesile eyle. Öldükten sonra yeniden diriltileceğimiz gün bizi rahmetinle karşıla; hesabımızı kolaylaştır ve huzuruna imanla varmayı nasip eyle.
Âmin. Âlemlerin Rabbi olan Allah’a hamdolsun.
El-Bâis ismini bugün, hem ahiretteki diriliş hakikatini hem de dünya hayatında yeniden doğruya yönelmenin imkânını hatırlatan bir tefekkür vesilesi olarak ele aldık. Rabbimiz bize geçmişten ders almayı, bugün hayırlı adımlar atmayı ve geleceğe umutla bakarken sorumluluklarımızı unutmamayı nasip etsin.
Sesli Terapi olarak sizleri Rabbimize emanet ediyor, gönlünüzde hayrın ve umudun çoğalmasını diliyoruz.
