
Gönülden satırlar, kalbe yolculuklar
“Işık, ışığa muhtaç değildir; sen O'nun ışığında kendini görürsün.”
Şems i Tebrîzî Hz.Bu sözü paylaş ›Gönülden satırlar, kalbe yolculuklar









































































































































































Bol Rızık ve Bereket İçin Dua, yalnız elde çoğalan nesnelerin değil, içte genişleyen itminanın adıdır. Abdulkadir Geylani Hazretleri rızkın yalnız tabağa inen lokma değil, kalbi doyuran yakınlık olduğunu söyler. Der ki hatırlayış çoğalınca darlık kendi gölgesini küçültür; unutuluş büyüyünce bolluk bile insana ağır gelir. Rızık, sadece verilen değildir; vereni bilmenin huzurudur. Kur’an kalbe şöyle fısıldar. Allah’ı anmakla gönüller sükuna erer. Şükrederseniz artırırım diye müjde verilir. Kim Allah’a güvenip dayanırsa O ona yeter denir. Bu sözler, parıltılı vaatler değil, bereketin öz çizgisidir. Zira bereket, aynı ekmeğin içinde saklı bir sevinç, aynı suyun içinde saklı bir serinlik, aynı işin içinde saklı bir anlamdır.
Oku ve dinle ›



Gece, sessizliğin sanki görünmez bir dokumacı gibi içimizi ördüğü vakittir. Gündüzün dağınık iplikleri bu saatte bir araya gelir; hangi lifin sağlam, hangisinin gevşek olduğu daha iyi seçilir. “Kullarım sana Beni sorarsa bilsinler ki Ben yakınım” buyruğu Bakara suresinde yankılanır; yakınlık, uzakta aranan bir konak değil, kalbin derinliğinde duyulan bir nefes gibidir. Dinlemeyi öğrenen, kapının nerede olduğunu fark eder; zorladıkça direneni değil, usulce dönen kolu bulur.
Oku ve dinle ›

Borç, insanın omuzuna çöken görünmez bir ağırlık gibidir. Gündüz adımı ağırlaştırır, gece uykunun kıyısına sızı bırakır. Kalp daralır, zihin daralır, dil daralır. İşte burada Abdulkadir Geylani Hazretleri’nin irşadı, darlığın içine ince bir yol çizer. Hazret kalbi aynaya benzetir. Ayna pas tutarsa suret bulanık görünür. Günah aynanın pasıdır, riya buğusudur, gaflet karanlığıdır. Pas istiğfarla silinir, buğu doğrulukla dağılır, karanlık zikirle incelir. Ayna parlayınca kul, borcun yalnız eldeki eksiklik değil, kalpteki yakınlığın hatırlanışına muhtaç bir hâl olduğunu anlar.
Oku ve dinle ›

Allah’ı beklerken yaptığımız en büyük yanılgı, değişimin dışarıda başlamasını istemektir. Abdülkâdir Geylânî Hazretleri, darlığın kaynağını dünyanın darlığında değil yönün dağılmasında görür. Yön birlenince nefes genişler, nefes genişleyince yardım sessiz bir serinlik gibi kalbe iner. Bekleyiş, sözü büyütüp manayı eksiltmek değil, manayı büyütüp sözü hafifletmektir. Dua kapıyı zorlayan bir güç gösterisi değil, içeriden sürgüyü indiren bir yakınlıktır.
Oku ve dinle ›

Kalabalıkların içinde yanan bir kalbin vardır. Kimsenin fark etmediği, kimsenin üzerine eğilmediği, belki senin bile susturduğun bir kalp. O kalp bazen konuşmak istemez. Çünkü kelimeler yetmez, cümleler düşer, açıklamalar eksilir. Bir şey anlatmak istersin, boğazına düğümlenir. Sadece içinden bir fısıltı yükselir: “Yeter…” ve hemen ardından: “Ya Rabbi…” İşte o an, dua başlamıştır. Hiçbir harf telaffuz edilmeden, hiçbir ifade kurulmadan, sadece içten içe dökülen bir yönelişle… Sessizliğin bile Allah’a açıldığı bir hâl vardır. İşte bu hâl, duanın en hakiki hâlidir.
Oku ›

Nefsin perdesi kalın bir duvar değil, sabah sisi gibidir; güneş yükseldikçe dağılır, fakat taş yerinden oynamaz. Abdülkadir Geylânî Hazretlerinin işareti, sisin üzerine saldırmak değil, içerden doğan rüzgârı uyandırmaktır. O rüzgâr ihlâstır, teslimdir, kanaattir; riyanın kokusunu hafifletir, aceleyi yavaşlatır, hırsın dikenlerini yumuşatır.
Oku ve dinle ›

Kalbinin en sessiz yerinde bekleyen bir dileğin var. Kimseye söyleyemediğin bir ihtiyaç. Kapanmayan bir yara için şifa beklentisi. Yolların tıkandığı yerde açılacak bir yön arzusu. Bazen insan bu isteğin kendi arzusu mu yoksa Allah tarafından kalbe bırakılmış bir çağrı mı olduğunu ayırt edemez.
Oku ›