##
# EL SAMED: YALNIZLIĞIN SESSİZLİĞİNDE SIĞINILACAK TEK KAPI
İnsan bazen kalabalıkların ortasında yapayalnız kalır. Telefonunda onlarca isim vardır ama içinden geçenleri anlatabileceği birini bulamaz. Bir zamanlar sesleriyle evini dolduran insanlar yavaş yavaş uzaklaşır. Güvendiği ilişkiler değişir, alıştığı yakınlıklar kaybolur, kendisini ait hissettiği yerler yabancılaşmaya başlar. Bir gün dönüp hayatına baktığında, çevresindeki sessizliğin ne kadar büyüdüğünü fark eder.
İşte o an, insanın içinde kolayca tarif edemediği bir boşluk belirir. Bazen bu boşluğun adı özlemdir, bazen terk edilmişlik, bazen anlaşılmamak, bazen de kendisine ait bir yer bulamamanın yorgunluğudur. İnsan yalnızca birilerini kaybetmiş gibi hissetmez; kimi zaman kendi değerini de kaybettiğini düşünür. Aranmamak, sorulmamak, hatırlanmamak, sanki dünyadaki yerinin küçüldüğünü hissettirir.
Fakat insanın değeri, kaç kişinin hayatında bulunduğuyla ölçülebilir mi? Bir telefonun ne kadar çaldığı, bir fotoğrafın kaç beğeni aldığı, bir sofrada kaç kişinin oturduğu, insanın hakikatini anlatmaya yeter mi?
Elbette hayır. İnsan ilişkileri kıymetlidir. Sevilmeye, anlaşılmaya, bir başkasının yanında kendisi olabilmeye ihtiyaç duyarız. Dostluk, muhabbet, dayanışma ve yakınlık hayatın vazgeçilmez nimetlerindendir. Ancak bütün değerimizi başkalarının ilgisine bağladığımızda, onların uzaklaşmasıyla kendi varlığımızdan da uzaklaşmaya başlayabiliriz.
İşte El Samed ismi üzerinde tefekkür etmek, insanı bu kırılganlığın içinden daha derin bir hakikate yöneltir.
El Samed, Allah’ın güzel isimlerinden biridir. İhtiyaçsız olan, hiçbir şeye muhtaç bulunmayan; bütün varlıkların ihtiyaçlarıyla kendisine yöneldiği Rabbimizi ifade eder. İhlâs suresinde, “Allah Samed’dir” buyrulur. Bu kısa ifade, insanın varoluşuna dair büyük bir hakikati hatırlatır: Biz ihtiyaç duyan varlıklarız. Gücümüz sınırlıdır, bilgimiz sınırlıdır, ömrümüz sınırlıdır. Her şeyi kendi başımıza taşıyamayız. Bazen bir söze, bazen bir desteğe, bazen bir merhamete, bazen de kendi gücümüzü aşan bir yardımın gelmesine ihtiyaç duyarız.
Allah ise hiçbir şeye muhtaç değildir.
İnsan bu hakikati düşündüğünde, hayatını bütünüyle insanların onayına bağlamanın ne kadar yorucu olduğunu fark edebilir. Çünkü insanlar değişir. Bugün yanında olan yarın uzaklaşabilir. Bir zamanlar seni anlayan biri, başka bir zaman seni anlayamayabilir. Bir dostluk bitebilir, bir ilişki dönüşebilir, bir insanın hayatındaki yeri değişebilir. Bunların her biri acı verebilir; fakat hiçbirinin insanın bütün değerini belirlemesi gerekmez.
El Samed ismi, kalbin dayanak arayışını yeniden düşünmeye davet eder. İnsan elbette insanlara güvenebilir, dostluk kurabilir, sevebilir ve sevilmeyi isteyebilir. Fakat hiçbir faniyi hayatının mutlak dayanağı hâline getirmemeye çalışmalıdır. Çünkü bir insandan bütün ihtiyaçlarımızı karşılamasını, bütün korkularımızı gidermesini ve bütün eksikliklerimizi tamamlamasını beklediğimizde, hem kendimize hem de o ilişkiye taşıyamayacağı bir yük yüklemiş oluruz.
İnsanların hayatımızdaki yeri kıymetlidir; fakat onlar sınırsız değildir. Bunu kabul etmek, sevgiden vazgeçmek değil, sevgiyi gerçekçi bir zemine yerleştirmektir.
Bazen insanın yaşadığı yalnızlık, kendisine şu soruyu sordurur: Ben bir insanı gerçekten sevdiğim için mi yanımda istiyorum, yoksa onun varlığı olmadan kendimi değersiz hissettiğim için mi ona tutunuyorum?
Bu soru, insanı suçlamak için değil, kalbinin ihtiyaçlarını tanımasına yardımcı olmak için sorulmalıdır. Çünkü bazen bir ilişkiye duyduğumuz bağlılığın içinde sevgi kadar korku da bulunabilir. Birinin gitmesinden korktuğumuz için kendi düşüncelerimizi söyleyemeyebiliriz. Onun sevgisini kaybetmemek uğruna sınırlarımızı unutabiliriz. Bizi inciten davranışlara razı olabilir, sırf yalnız kalmamak için kendi huzurumuzu ikinci plana atabiliriz.
Oysa sevgi, insanın kendisini bütünüyle silmesi değildir. Bir başkasını önemserken kendi onurunu da koruyabilmektir. Yakınlık kurarken sınırlarını kaybetmemek, muhabbet beslerken adaletten vazgeçmemek, bir insanın hayatımızdaki yerini kabul ederken kendi varlığımızı onun kararlarına teslim etmemektir.
El Samed ismi üzerinde düşünmek, insanın bu dengeyi bulmasına yardımcı olabilecek bir manevi hatırlayıştır. Kul, ihtiyaçlarını Rabbine arz ederken insanlarla kurduğu bağların da emanet ve sorumluluk taşıdığını hatırlar. Sevgiyi bir put hâline getirmeden sevebilmeyi, birinin varlığına değer verirken onun yokluğunda kendisini bütünüyle kaybetmemeyi öğrenmeye çalışır.
Fakat burada çok önemli bir incelik vardır: Yalnız kalmış olmak, Allah tarafından diğer insanlardan daha özel seçildiğimizin kanıtı değildir. Bir ilişkinin sona ermesi de mutlaka Allah’ın o insanı hayatımızdan çıkardığını veya bizi belirli bir manevi makama hazırladığını göstermez. Böyle bir hüküm verecek bilgiye sahip değiliz.
Bazen insanlar kendi tercihleri nedeniyle uzaklaşır. Bazen şartlar değişir. Bazen ilişkilerdeki yanlışlar ve anlaşmazlıklar ayrılığa yol açar. Bazen de hayatın akışı içinde yollar birbirinden ayrılır. Yaşanan her olayın bütün sebeplerini bilemeyebiliriz.
Fakat bilmediğimiz sebepler karşısında da manevi bir yöneliş geliştirebiliriz. Yalnızlığımızı Rabbimize açabilir, yaşadığımız acıyı inkâr etmeden sabretmeye çalışabilir, kendi payımıza düşen sorumlulukları görebilir ve hayatımızda yeni, sağlıklı bağlar kurmak için adım atabiliriz.
Çünkü yalnızlık bazen tefekkür için bir alan açsa da her yalnızlık insanı kendiliğinden olgunlaştırmaz. Uzun süren yalnızlık insanı yorabilir, iç dünyasını daraltabilir ve yardım ihtiyacını artırabilir. Böyle zamanlarda bir dostla konuşmak, aileden destek almak, güvenilir bir toplulukla bağ kurmak veya gerektiğinde profesyonel yardım aramak bir zayıflık değildir.
İnsanın Allah’a yönelmesiyle insanlardan destek alması birbirine zıt değildir. Rabbine dua eden bir kul, bir dostunun şefkatinden de faydalanabilir. Tevekkül eden biri, yaşadığı sorunu çözmek için adım atabilir. Sabretmeye çalışan biri, acısını anlatabilir ve yardım isteyebilir.
El Samed isminin hatırlattığı ihtiyaçsızlık, Allah’a aittir. İnsan ise ihtiyaçları olan bir varlıktır. İnsan olmak, bir başkasına ihtiyaç duymaktan utanmak değildir. Asıl mesele, bu ihtiyaçların bizi haksızlığa, bağımlılığa veya kendimizi değersiz görmeye sürüklemesine izin vermemeye çalışmaktır.
Tasavvufi düşüncede halvet, insanın belirli bir süre yalnız kalıp kendisini ve Rabbine yönelişini tefekkür etmesiyle ilişkilendirilir. Fakat halvetin manasını, bütün insanlardan uzaklaşmak veya ilişkileri gereksiz görmek şeklinde anlamamak gerekir. Manevi yalnızlık, bazen insanın kalabalıkların içinde kaybettiği iç sesini dinlemesine yardımcı olabilir. Ancak bu, hayatın sorumluluklarından kaçmak veya başkalarıyla bağları bütünüyle koparmak anlamına gelmez.
İnsan bazen sessizliğe ihtiyaç duyar. Günün gürültüsünden uzaklaşıp kendi düşüncelerini dinlemek, neye üzüldüğünü anlamak, hangi beklentilerinin kendisini yorduğunu görmek ister. Böyle anlarda dua etmek, Kur’an okumak, tefekkür etmek veya duygularını yazıya dökmek faydalı bir iç muhasebe alanı açabilir.
Fakat insanın iç dünyasına yönelmesi, dış dünyadan tamamen kopması demek değildir. Kalbinin sesini dinleyen kişi, başkalarının sesine de daha dikkatli kulak verebilir. Kendi acısını tanıyan insan, bir başkasının acısını küçümsememeyi öğrenebilir. Kendi sınırlarını fark eden insan, başkalarının sınırlarına da saygı gösterebilir.
Belki de yalnızlığın içinde sorulabilecek en anlamlı sorulardan biri şudur: Bu sessizlik bana kendim hakkında ne gösteriyor?
Belki sürekli başkalarından onay beklediğimizi fark ederiz. Belki bir ilişki sona erdiğinde bütün hayatımızı onun etrafında kurduğumuzu görürüz. Belki de uzun zamandır ihmal ettiğimiz ihtiyaçlarımızı, ertelediğimiz kararlarımızı veya kuramadığımız sınırlarımızı düşünmeye başlarız.
Bunları fark etmek, yaşanan her acının mutlaka bir ders vermek için meydana geldiğini iddia etmek değildir. İnsan, acıdan bir anlam çıkarabilir; fakat acı çektiği için kendisini suçlamak zorunda değildir. Bir ayrılığın ardından üzülmek, inancın zayıflığı anlamına gelmez. Özlem duymak, sabırsızlık göstermek veya yeniden bir dostluğa ihtiyaç duymak da insanın manevi değerini ortadan kaldırmaz.
Önemli olan, yaşadığımız duygular karşısında kendimize nasıl davrandığımızdır.
İnsan yalnız kaldığında kendisini değersiz ilan etmek yerine, yaşadığı durumun geçici veya değişebilir yönlerini görebilir. Bir ilişkinin bitişini kendi bütün hayatının hükmü hâline getirmeyebilir. Geçmişte yaşadığı kırgınlıkları kabul ederken gelecekte yeni bağlar kurma ihtimalini de açık tutabilir.
El Samed ismini tefekkür etmek, bütün bunların yanında duayı da farklı bir bilinçle ele almamıza vesile olabilir.
Dua ederken yalnızca bir insanın geri dönmesini, bir ilişkinin yeniden kurulmasını veya yalnızlığımızın hemen sona ermesini istemeyebiliriz. Bunları istememiz elbette mümkündür. Fakat talebimizin yanına başka bir dua daha ekleyebiliriz: Allah’ım, yaşadığım şeyi anlamlandırabilmem için bana feraset ver. Bana doğru insanlarla sağlıklı bağlar kurmayı, yanlış ilişkiler karşısında sınırlarımı korumayı ve kendi değerimi başkalarının davranışlarına teslim etmemeyi öğret.
Çünkü bazen ihtiyacımız yalnızca şartların değişmesi değil, o şartlar içinde kendimize daha doğru bir yön çizebilmektir.
İnsan birini özleyebilir ve yine de kendisini koruyan bir sınır koyabilir. Bir ilişkiyi yeniden kurmayı isteyebilir ve aynı zamanda o ilişkinin sağlıklı olup olmadığını değerlendirebilir. Bir dostun geri dönmesini umut edebilir fakat hayatını yalnızca bu ihtimalin gerçekleşmesine bağlamayabilir.
Bu, sevgiyi inkâr etmek değildir. Sevgiyi, insanın bütün varlığını esir alan bir beklentiden ayırmaya çalışmaktır.
İnsanın kalbi bazen başkalarının ilgisiyle güç bulur. Birinin araması, hâlini sorması, kendisini anlamaya çalışması ona iyi gelir. Bu ihtiyaç insani ve anlaşılırdır. Ancak insanın huzurunu yalnızca dışarıdan gelecek işaretlere bağlaması, onu sürekli bir bekleyiş içinde bırakabilir. Telefon çaldığında rahatlar, çalmadığında kendisini unutulmuş hisseder. Bir mesaj geldiğinde değerli olduğunu düşünür, gelmediğinde kendi varlığını sorgulamaya başlar.
İşte insanın burada kendi değerini yeniden hatırlamaya ihtiyacı vardır.
Değerimiz, başkalarının bize gösterdiği ilgiyle bütünüyle belirlenmez. İnsanların davranışları bizim hakkımızda bazı şeyler gösterebilir; fakat bizim bütün varlığımızın hükmünü veremez. Birinin bizi anlamaması, anlaşılmaya değmez olduğumuzu kanıtlamaz. Birinin uzaklaşması, sevilmeye layık olmadığımızı göstermez. Bir ilişkinin sona ermesi, hayatımızın geri kalanında bağ kuramayacağımız anlamına gelmez.
Elbette bu hakikatleri bilmek, acının bir anda ortadan kalkmasını sağlamaz. Kalp bazen aklın anladığı şeyi zaman içinde kabul eder. İnsan bir gerçeği düşünce olarak kavrayabilir ama duygusal olarak alışması daha uzun sürebilir. Bu süreçte kendisine sabır göstermesi, duygularını bastırmaması ve gerektiğinde destek alması önemlidir.
Manevi olgunluk, acı çekmemek değildir. Acı çekerken de hakikati aramak, kendisine ve başkalarına karşı merhametli davranmak ve umudu bütünüyle kaybetmemeye çalışmaktır.
El Samed isminin manası bize bir başka hakikati daha hatırlatır: İnsan kendi gücünü mutlaklaştırmamalı, fakat kendi iradesini de yok saymamalıdır. Bazen bir dostluğun yeniden kurulması için ilk adımı atmamız gerekir. Bazen bir yanlışımız için özür dilemeliyiz. Bazen de bize zarar veren bir ilişkiden uzaklaşmalı ve güvenli sınırlar oluşturmalıyız.
Her şeyi yalnızca kadere havale etmek, insanın kendi sorumluluğunu görmezden gelmesine neden olabilir. Her şeyi yalnızca kendi gücümüzle çözebileceğimizi düşünmek ise bizi kontrol edemeyeceğimiz sonuçların yükü altında bırakabilir. Tevekkül, bu iki uç arasında dengeli bir duruş geliştirmeyi gerektirir: Yapabileceğimiz şeyleri yapar, değiştiremeyeceğimiz sonuçlar karşısında Rabbimize yöneliriz.
İnsanların hayatımızdaki yerini kabul ederken onların sınırlılığını da görürüz. Sevgilerini kıymetli buluruz ama onlardan kusursuzluk beklemeyiz. Birine güveniriz fakat bütün hayatımızı tek bir kişinin omuzlarına bırakmayız. Bir dostluğun bitişine üzülürüz ama kendi geleceğimizin de bu bitişle birlikte sona erdiğine inanmayız.
Böylece insan, yalnızlık ile kimsesizlik arasındaki farkı daha iyi anlayabilir. Yalnızlık, belirli bir anda yanında kimsenin bulunmaması veya kendisini anlaşılmamış hissetmesi olabilir. Kimsesizlik duygusu ise bu durumun bütün hayatına yayıldığını, hiçbir zaman değişmeyeceğini düşündüğünde ağırlaşabilir.
İnsan o duygunun içindeyken geleceği bugünkü acısının renginde görebilir. Fakat duygularımız ne kadar güçlü olursa olsun, geleceğin bütün ihtimallerini önceden belirleyemez. Bugün kuramadığımız bir bağ, yarın da kuramayacağımız anlamına gelmez. Bugün anlaşılmadığımız bir mesele, hayatımız boyunca kimsenin bizi anlamayacağını göstermez.
İnsanın bu ihtimali açık tutması önemlidir. Çünkü umut, her şeyin mutlaka istediğimiz gibi olacağını iddia etmek değil, henüz bilmediğimiz imkânlara kapıyı kapatmamaktır.
Öyleyse El Samed ismi üzerinde düşünürken kalbimizi hem Rabbimize hem de hayatın içindeki sorumluluklarımıza açalım. İnsanlara duyduğumuz ihtiyacı inkâr etmeyelim; fakat bütün varlığımızı onların ilgisine bağlamayalım. Yalnızlığımızı küçümsemeyelim; fakat onu kendimize verilmiş özel bir makamın kesin kanıtı olarak da görmeyelim. Acımızı kabul edelim; fakat acımızın geleceğimiz hakkında verdiği kararlara bütünüyle teslim olmayalım.
Bazen bir gönlün yeniden güçlenmesi, büyük bir değişimle değil, küçük bir fark edişle başlar. İnsan kendisine şu cümleyi hatırlatır: Benim değerim yalnızca bugün kimin yanımda olduğuyla ölçülmüyor. Ben sevgiye ihtiyaç duyabilirim ama sevgiyi hak etmek için kendimi yok etmek zorunda değilim. Birilerini özleyebilirim ama kendi hayatımı da ihmal etmemeliyim. Rabbime güvenebilir ve aynı zamanda hayatımda yeni, sağlıklı bağlar kurmak için gayret gösterebilirim.
İşte bu anlayış, yalnızlığın içindeki insanın kendisine daha merhametli yaklaşmasına yardımcı olabilir.
Rabbimiz El Samed isminin manasını kalplerimizde derinleştirsin. Bizi insanlara karşı sevgisiz değil, bağımlılığın esaretinden uzak eylesin. Yalnız kaldığımızda kendimizi değersiz görmemeyi, sevildiğimizde nimetin kıymetini bilmeyi, ayrılık yaşadığımızda ise kalbimizi kin ve ümitsizliğe teslim etmemeyi nasip etsin.
Allah’ım, Sen hiçbir şeye muhtaç olmayan, bütün ihtiyaçlarımızı bilen Rabbimizsin. Biz bazen insanların ilgisine tutunuyor, onların uzaklaşmasıyla kendimizi unutuyoruz. Bazen sevilmek uğruna kendi sınırlarımızı kaybediyor, anlaşılmak isterken kendimizi anlatmaktan yoruluyoruz.
Bize kalbimizi tanımayı, ihtiyaçlarımızı doğru ifade etmeyi ve sağlıklı bağlar kurmayı nasip eyle. Yalnızlığımızı hayırlı bir tefekküre dönüştürmeyi, acımızı inkâr etmeden sabretmeyi ve gerektiğinde yardım istemekten çekinmemeyi öğret.
Ya Rabbi, bizi insanların onayına mahkûm olmaktan koru. Fakat bizi sevgiden, dostluktan ve merhametten de uzaklaştırma. Kalbimize güvenilir dostlar, hayatımıza hayırlı yoldaşlar, ilişkilerimize samimiyet ve adalet ihsan eyle. Bizi başkalarının hakkını gözeten, kendi onurunu koruyan ve sevgiyi bir yük değil, emanet bilen kullarından eyle.
Eğer yalnızlık içinde yolumuzu kaybetmişsek bize çıkış yollarını göster. İçimizdeki acıyı taşıyamadığımızda yardım isteyecek cesareti ver. Kırıldığımızda kalbimizi kinle doldurma; yeniden güvenmeyi öğrenirken de bizi basiretten ayırma.
El Samed olan Rabbimiz, bizi Sana yönelen bir kalbin huzuruyla buluştur. İnsanlara muhtaç olduğumuz yönleri inkâr etmeden, bütün ihtiyaçlarımızı yalnızca fani bağların üzerine yüklemeden yaşamayı nasip eyle. Kalbimizi ümitsizlikten koru, yolumuzu hayra aç ve bize hem yalnızken hem de sevdiklerimizle birlikteyken Senin rızanı gözetebilmeyi öğret.
Âmin.
Elhamdülillâhi Rabbi’l âlemîn.
Bir sonraki programda başka bir esmanın manası ve incelikleri üzerinde yeniden buluşmak dileğiyle hepinizi Rabbimize emanet ediyorum. Kalbiniz huzurla, dostluklarınız merhametle, yolunuz hakikatle buluşsun. Hoşça kalın, sevgiyle kalın.
