# Eş-Şekûr: Kimsenin Görmediği İyilikler — Sessizce Büyüyen Amelin ve Yorulan Vicdanın Hikâyesi
İnsan bazen kimsenin görmediği bir iyilik yapar. Bir söz söylemek üzereyken susar; çünkü söyleyeceği sözün bir kalbi yaralayacağını bilir. İçinde öfke kabarırken kendisini durdurur. Bir başkasının bilmediği bir yanlıştan geri döner. Kimsenin alkışlamadığı bir yerde sabreder, kimsenin takdir etmediği bir anda nezaketini korur. Gecenin sessizliğinde kendi kusurlarıyla yüzleşir; belki bir pişmanlık duyar, belki yeniden başlamak için kendisine söz verir. Bütün bunları yaparken çevresindeki hiç kimse onun içinde neler yaşandığını bilmez.
İnsan bazen tam da bu yüzden yorulur. Çünkü yalnızca iyilik yapmanın değil, yaptığı iyiliğin görülmemesinin de bir ağırlığı vardır. Doğru kalmaya çalışır, fakat doğruluğunun karşılığını göremez. Sadakat gösterir, fakat sadakati anlaşılmaz. Birini incitmemek için kendinden vazgeçtiği anlar olur; sonra dönüp baktığında kendi fedakârlığının bile fark edilmediğini görür. Bir süre sonra kalbinin derinliklerinde şu soru belirir: Ben bütün bunları neden yapıyorum? Kimse görmüyorsa, kimse anlamıyorsa, kimse değer vermiyorsa iyiliğin ne anlamı var?
İşte Eş-Şekûr ismi, insanın bu sessiz sorusunun karşısında durur. Allah’ın güzel isimlerinden olan Eş-Şekûr, şükrün ve karşılığın yalnızca insanlar arasındaki dar hesaplara sığmadığını hatırlatır. İnsanların göremediği bir iyilik, insanlar tarafından takdir edilmeyen bir gayret veya başkalarının fark etmediği bir iç mücadele, sırf görünmediği için anlamsız hâle gelmez. Ancak burada önemli bir ayrım vardır: Her çabanın sonucunu dünyada göreceğimizi veya her iyiliğin mutlaka beklediğimiz biçimde karşılık bulacağını söyleyemeyiz. Eş-Şekûr ismine iman etmek, Allah’ın adaletine ve rahmetine güvenerek iyiliğin değerini yalnızca insanların alkışına bağlamamayı öğrenmektir.
Çünkü insanın en büyük yanılgılarından biri, değerini başkalarının tepkileriyle ölçmeye başlamasıdır. Birisi teşekkür ettiğinde kendisini kıymetli hisseder; teşekkür edilmediğinde yaptığı iyiliği sorgular. Birisi onu takdir ettiğinde doğru yolda olduğunu düşünür; eleştirildiğinde bütün gayretinin anlamsızlaştığına inanır. Böylece kendi ahlâkını, başkalarının değişken bakışlarına teslim eder. Oysa insanın yaptığı iyiliğin anlamı, yalnızca karşısındaki kişinin bunu fark edip etmemesiyle belirlenmez.
Bir insanın kalbini kırmamak için öfkesini yönetmesi, bir haksızlığa ortak olmaktan kaçınması, kimsenin görmediği yerde dürüst davranması ve bir yanlıştan dönmek için gayret göstermesi, karakterinin inşasına katkıda bulunur. Bunlar her zaman dışarıdan görülen büyük başarılar değildir. Bazen bir insanın en önemli mücadelesi, kimseye anlatamadığı kendi iç dünyasında yaşanır. Fakat iç dünyada yaşanması, bu mücadelenin önemsiz olduğu anlamına gelmez.
Yine de sabrı, sessizliği ve fedakârlığı ölçüsüzce yüceltmemek gerekir. Her susuş erdem değildir; bazen susmak, haksızlığın sürmesine izin verir. Her fedakârlık iyilik değildir; bazen insan, sevilmek uğruna kendi sınırlarını bütünüyle yok sayar. Her sabır, zarara katlanmaya devam etmek anlamına gelmez. Bir insanın kendisini koruması, gerektiğinde hayır demesi, haksızlığa itiraz etmesi ve yardım istemesi de ahlâkî olgunluğun parçalarıdır. Eş-Şekûr ismini düşünmek, insanı kendisini tüketmeye değil, iyiliğin gerçek anlamını ve sınırlarını kavramaya yöneltmelidir.
Kur’an-ı Kerîm’de Sebe suresinin 13. ayetinde, Allah’ın kullarından şükredenlerin az olduğuna işaret edilir. Şükür, yalnızca dilin söylediği bir teşekkürden ibaret değildir. İnsan, kendisine verilen nimeti fark ettiğinde ve o nimeti doğru kullanmaya yöneldiğinde şükrün daha derin bir boyutuna yaklaşır. Sağlığını yalnızca kendi çıkarı için değil, faydalı işler yapmak için de kullanmak; bilgisini başkalarını küçümsemek için değil, hakikati anlamak ve paylaşmak için değerlendirmek; sahip olduğu imkânlarla ihtiyaç sahibine destek olmak, şükrün davranışa dönüşen yönleridir.
Bununla birlikte şükür, insanın acısını inkâr etmesini gerektirmez. Bir insan kayıp yaşadığında üzülür, haksızlığa uğradığında incinir, uzun süre çabaladığı hâlde sonuç alamadığında yorulur. Bu duyguların varlığı, onun şükürden uzak olduğu anlamına gelmez. İnsan hem yaşadığı zorluğu kabul edebilir hem de elinde kalan nimetleri fark etmeye çalışabilir. Hem ağlayabilir hem dua edebilir. Hem yardım isteyebilir hem Allah’a güvenebilir. Şükür, insanın bütün duygularını susturan bir perde değil; yaşadığı hayatın içindeki iyilikleri de görebilmesini sağlayan bir farkındalıktır.
Eş-Şekûr isminin bize hatırlattığı önemli hakikatlerden biri, iyiliğin karşılığını yalnızca insanların davranışlarında aramamaktır. Bir insan bize teşekkür etmeyebilir. Yaptığımız fedakârlığı anlamayabilir. Hatta bazen iyiliğimizi yanlış yorumlayabilir. Bunlar insan ilişkilerinde karşılaşılabilecek durumlardır. Fakat başkalarının tepkileri, bizim bütün değerimizi belirleyen nihai ölçü hâline gelmemelidir.
Bu, insanın incinmemesi gerektiği anlamına gelmez. Takdir edilmek istemek, anlaşılmayı beklemek ve verilen emeğin fark edilmesini arzulamak insani duygulardır. Önemli olan, bu ihtiyaçların bütün hayatımızı yönetmesine izin vermemektir. Her iyiliğin ardından teşekkür beklediğimizde, iyilik zamanla görünmez bir sözleşmeye dönüşebilir. Karşımızdaki kişi beklediğimiz karşılığı vermediğinde de kırgınlığımız büyür. Oysa insan, iyilik yaparken hem kendi niyetini gözetebilir hem de ilişkilerinde karşılıklılık, adalet ve saygı ihtiyacını açıkça dile getirebilir.
Samimiyet, insanın hiçbir beklentisinin olmaması demek değildir. Samimiyet, beklentilerini fark ederek yaptığı iyiliği bir baskı aracına dönüştürmemek; birine yardım ettiğinde onu kendisine borçlu hissettirmemek ve kendi sınırlarını da koruyabilmektir. İnsan bazen yardım eder, bazen yardım alır. Bazen başkasının yükünü taşır, bazen kendi yükünü paylaşmak zorunda kalır. Bu karşılıklı insanlık hâli, birinin diğerinden üstün olduğu bir ilişki değil, merhamet ve sorumluluk içinde kurulabilecek bir bağdır.
Peki, insan kendi iyiliğinin değerini neden bu kadar çabuk unutuyor? Çünkü çoğu zaman zihnimiz, yaptığımız güzel şeylerden çok eksiklerimize odaklanır. Bir kez hata yaptığımızda daha önce gösterdiğimiz bütün çabaları silip atabiliriz. Bir tartışmada öfkemize yenildiğimizde kendimizi bütünüyle kötü biri olarak görebiliriz. Yeniden aynı yanlışa düştüğümüzde, değişme ihtimalimizin bulunmadığına inanabiliriz. Böylece tek bir davranışı bütün kişiliğimizin hükmüne dönüştürürüz.
Oysa insan, tek bir hatadan ibaret değildir. Bu, hatalarının önemsiz olduğu anlamına gelmez. Bir yanlışın sorumluluğunu almak, gerekiyorsa özür dilemek, verilen zararı onarmak ve davranışı değiştirmek gerekir. Fakat insanın hatasını kabul etmesiyle kendisini bütünüyle değersiz ilan etmesi aynı şey değildir. Pişmanlık, dönüşümün başlangıcı olabilir; kendinden nefret etmek ise bazen insanı hareket edemez hâle getirir. Sorumluluk, insanı düzeltmeye çağırır. Umutsuzluk ise değişimin mümkün olmadığına inandırır.
Eş-Şekûr ismini bu noktada tefekkür etmek, insanın kendi yolculuğuna daha adil bakmasına yardımcı olabilir. Bir gün yorulmuş olman, bugüne kadar gösterdiğin bütün gayreti anlamsızlaştırmaz. Bir hata yapman, doğruyu seçmek için yeniden çaba gösteremeyeceğin anlamına gelmez. Bir konuda başarısız olman, bütün hayatının başarısızlıkla tanımlanmasını gerektirmez. İnsan, düştüğü yeri görmeli; fakat kendisini yalnızca düştüğü yerden ibaret saymamalıdır.
Değişim çoğu zaman tek bir büyük kararla tamamlanmaz. Bazen aynı hataya dönmemek için tekrar tekrar gayret göstermek gerekir. Bazen bir alışkanlığı bırakmak zaman alır. Bazen insan, kendisine zarar veren bir ilişkiyi sonlandırmak istediği hâlde duygusal bağları nedeniyle zorlanır. Bazen de doğru olduğunu bildiği bir davranışı sürdürebilmek için destek almaya ihtiyaç duyar. Bu mücadelelerin her birinde kişinin kendisine karşı hem dürüst hem merhametli olması önemlidir.
Niyetin kıymeti de burada belirginleşir. İnsan, bir yanlıştan dönmeyi gerçekten istediğinde bu isteği küçümsememelidir. Fakat yalnızca niyet etmiş olmayı, gerekli adımları atmanın yerine koymamalıdır. İyi niyet, davranışa dönüşmek için emek ister. Birini incitmemeye karar veren kişi, öfkesini yönetmeyi öğrenebilir. Daha dürüst yaşamak isteyen kişi, kendisini yanlışa sürükleyen alışkanlıkları gözden geçirebilir. Bir bağı sonlandırmak isteyen kişi, güvenli ve kararlı adımlar atabilir. Böylece niyet, hayata yön veren bir iradeye dönüşmeye başlar.
Eş-Şekûr ismi, insanın görünmeyen çabasını Allah’ın rahmetine ve bilgisine havale ederek bu çabayı sürdürmesine de vesile olabilir. İnsan, yaptığı her iyiliğin dünyada hemen bir sonuç doğurmasını bekleyemez. Bazen bir sözün etkisini yıllar sonra anlarız. Bazen bir iyilik karşılık bulmaz. Bazen doğru davranış, kısa vadede bize bir kazanç getirmez; hatta bazı kayıplara katlanmamızı gerektirebilir. Fakat ahlâkın değeri yalnızca kısa vadeli kazançlarla ölçülemez.
Bir insanın haksız kazanç elde edebileceği bir durumda dürüst kalması, başkasının sırrını çıkarı için kullanmaması, kendisine güvenen birini aldatmaması, kimsenin görmediği yerde hakkı gözetmesi; bunlar yalnızca başkalarının kendisi hakkında ne düşüneceğiyle açıklanamaz. Bu davranışlar, insanın nasıl biri olmak istediğiyle ilgilidir. Allah’ın rızasını gözetmek isteyen kişi için de bu gayret, kulluğun ahlâkî yönünün bir parçasıdır.
Fakat bütün bu çabayı sürekli başkalarına kanıtlamak zorunda hissetmek de insanı yorar. Bazen kişi, ne kadar iyi olduğunu anlatmak için kendisini tüketir. Herkesin onu anlamasını, niyetini doğru yorumlamasını ve geçmişte yaptığı fedakârlıkları hatırlamasını ister. Bu istek karşılanmadığında içindeki huzursuzluk büyür. Oysa her insanın bizi doğru anlamasını sağlayamayız. Bazen niyetimizi açıklamak gerekir; bazen yanlış anlaşılmayı düzeltmek için konuşmak gerekir. Fakat bazen de bütün insanları ikna etmeye çalışmaktan vazgeçip kendi sorumluluğumuza dönmek daha sağlıklıdır.
İnsan kendi değerini başkalarının gözünden bütünüyle devraldığında, her ayrılıkta ve her eleştiride kendisini kaybetme tehlikesi yaşar. Birinin onu tercih etmemesi, başka birini seçmesi veya beklediği sevgiyi gösterememesi, kişinin özünde değersiz olduğunu kanıtlamaz. İnsan ilişkileri karmaşıktır; her ayrılığın sebebi tek bir kişinin kusuru değildir. Başkasının kararı, kişinin bütün varlığı hakkında verilmiş nihai bir hüküm olarak görülmemelidir.
Kendimize merhamet etmek, bu noktada önemli bir sorumluluktur. Kendimize merhamet etmek, her davranışımızı doğru bulmak veya eksiklerimizi görmezden gelmek değildir. Kendimize, bir başkasına gösterebileceğimiz ölçülü anlayışı gösterebilmektir. Hata yaptığımızda kendimizi aşağılamak yerine hatanın nedenini anlamaya çalışmak; yorulduğumuzda kendimizi zorlamaya devam etmek yerine dinlenme ihtiyacını fark etmek; haksızlığa uğradığımızda kendimizi suçlamak yerine yaşananları daha açık değerlendirmek… Bunlar, insanın kendi kalbine karşı daha adil davranmasının yollarıdır.
Belki de insanın en sessiz mücadelesi, kendi vicdanını başkalarının alkışından bağımsız biçimde korumayı öğrenmesidir. Kimse görmediğinde de dürüst kalabilmek, bir iyiliği yalnızca karşılık almak için yapmamak, hata yaptığında kendisini savunmak yerine gerçeği kabul edebilmek ve yeniden başlamak için cesaret bulmak… Bu yolculukta insanın her zaman güçlü olması beklenemez. Bazen tökezler, bazen yorulur, bazen de desteğe ihtiyaç duyar. Önemli olan, yaşadığı bir kırılmayı bütün hayatının son hükmüne dönüştürmemesidir.
Eş-Şekûr ismini zikretmek isteyen kişi, “Yâ Şekûr” derken yalnızca yaptığı iyiliklerin karşılığını dilemekle yetinmeyebilir. Kendi hayatındaki nimetleri fark etmeyi, başkalarının iyiliğini görmeyi, yaptığı güzel davranışları sürdürmeyi ve hatalarını düzeltme cesareti bulmayı da niyetine katabilir. Belirli bir sayıda zikretmenin kesin bir sonuç doğuracağını söylemek için güvenilir dinî bir dayanak gerekir. Bu nedenle zikri, garantili bir sonuç elde etme yöntemi olarak değil, Allah’a yönelişi ve tefekkürü güçlendiren bir ibadet olarak görmek daha isabetlidir.
Bir gün, kimsenin bilmediği bir yerde doğru olanı seçtiğinizde kendinize şunu hatırlatın: İnsanların görmemesi, o davranışı değersiz kılmaz. Bir yanlıştan dönmek için yeniden çabaladığınızda geçmişteki hatanızı inkâr etmeden kendinize yeni bir imkân tanıyın. Bir iyiliğiniz karşılıksız kaldığında kırgınlığınızı kabul edin; fakat bütün iyiliklerden vazgeçmek zorunda olmadığınızı da unutmayın. Sizi inciten bir ilişki içinde kendinizi kaybetmeye başladığınızda, merhametin sınır koymakla çelişmediğini hatırlayın.
Ve en önemlisi, bütün bunları yaparken kendinizi yalnızca ne kadar sabrettiğinizle veya ne kadar fedakârlık yaptığınızla ölçmeyin. Hayat, sürekli dayanmak zorunda olduğunuz bir sınav gibi yaşanmak zorunda değildir. İnsan bazen mücadele eder, bazen dinlenir, bazen yardım ister, bazen de kendisine zarar veren bir şeyden uzaklaşır. İyilik, kendini yok saymak değildir. Sabır, zulme razı olmak değildir. Şükür, acıyı gizlemek değildir. Tevekkül, sorumluluğu bırakmak değildir.
Eş-Şekûr isminin kalbimize bırakabileceği en güzel hatırlatmalardan biri şudur: İyiliğin değerini yalnızca insanların tepkilerine teslim etme. Hatanı inkâr etme; fakat kendini tek bir hataya da mahkûm etme. Sana verilen nimeti fark et ve onu güzelliğe dönüştürmek için gayret göster. İnsanların göremediği yerde de doğru olanı seçmeye çalış; ama bunu yaparken kendi hakkını ve insanlığını unutma.
Allah’ım, kimsenin bilmediği yüklerimizi Sen biliyorsun. Dışarıdan güçlü görünürken içimizde taşıdığımız yorgunlukları, dile getiremediğimiz kırgınlıkları, yeniden başlamak isteyip de nasıl başlayacağımızı bilemediğimiz anları Sana arz ediyoruz. Bizi kendi içimizde kaybolmaya bırakma. Kalbimizi insanların takdirine mahkûm etmekten koru. İyiliklerimizi yalnızca karşılık görmek için yapmaktan uzaklaştır; fakat iyiliğin içinde kendimizi tüketmemeyi, sınırlarımızı korumayı ve gerektiğinde yardım istemeyi de öğret.
Ya Rabbi, yaptığımız güzel işleri kibir vesilesi değil, şükür vesilesi kıl. Hatalarımızı görebilmeyi, onlardan ders çıkarabilmeyi ve zarar verdiğimiz yerde onarmaya çalışmayı nasip et. Bir yanlışın ardından yeniden doğrulacak cesaret ver. Ümitsizliğin bütün geçmişimizi karartmasına izin verme. Kendimize düşman olmadan kendimizi düzeltmeyi, başkalarını incitmeden hakikati söylemeyi ve merhameti adaletle birlikte taşımayı öğret.
Allah’ım, içimizde kimsenin görmediği bir sızı varsa ona dayanma gücü ve iyileşme imkânı ver. Bizi yalnızlık içinde sessizce tükenmeye bırakma. Güvenilir insanların desteğini kabul etmeyi, ihtiyaçlarımızı dile getirmeyi ve bize zarar veren şeylerden uzaklaşabilmeyi nasip et. Kalbimizdeki kırgınlığı hikmete, pişmanlığımızı tövbeye, niyetimizi güzel davranışlara dönüştür.
Ey Eş-Şekûr olan Rabbimiz, Sana yönelişimizi samimiyetle sürdürmeyi, iyiliklerimizi insanların alkışına bağlamamayı ve bize verilen nimetleri başkalarının hayatında da güzelliğe vesile kılmayı nasip eyle. Bizi kendisini tek bir hatayla mahkûm edenlerden değil, hatasını kabul edip yeniden doğrulanlardan; iyiliği küçümseyenlerden değil, iyiliği hikmetle sürdürenlerden eyle.
Âmin.
Yâ Şekûr… Yâ Şekûr… Yâ Şekûr…
Belki de bazı iyiliklerin en büyük değeri, dünyada ne kadar konuşulduğunda değil, bizi nasıl bir insana dönüştürdüğünde ortaya çıkar. Bir kalbi incitmemek için gösterilen dikkat, bir yanlıştan dönmek için verilen mücadele, bir hatanın ardından yeniden doğrulma cesareti… Bunlar hayatımızın sessiz ama önemli parçalarıdır. İnsanların görmediği her şeyi bildiğini düşündüğümüz Rabbimize yönelirken, bize düşen de bu iyiliği hayatımızda korumaya ve çoğaltmaya çalışmaktır.
Rabbimiz, şükrümüzü sözümüzde bırakmayıp davranışlarımıza taşıyabilmeyi nasip etsin. Kalbinizi umutsuzluktan korusun, vicdanınıza ferahlık versin ve sizi hem kendinize hem de başkalarına karşı daha merhametli kılsın. Rabbimize emanet olun.
