### EL GAFFÂR: GÜNAHIN GÖLGESİNDEN RAHMETİN UFUKLARINA
İnsan bazen en çok saklamaya çalıştığı şeyin ağırlığı altında ezilir. Söylemediği bir söz, telafi edemediği bir hata, başkasına yaşattığı bir kırgınlık yahut kendi nefsine yenildiği bir an, yıllar geçse de kalbinin bir köşesinde yaşamaya devam eder. İnsan dışarıdan bakıldığında hayatına devam ediyor gibi görünür; çalışır, konuşur, güler, insanlarla bir arada bulunur. Fakat gecenin sessizliğinde, bütün sesler sustuğunda, geçmişin içinden bir hatıra yükselir ve insanı kendisiyle baş başa bırakır.
İşte o zaman insanın içinde iki ayrı ses konuşmaya başlar. Biri, yaptığın yanlışı gör, sorumluluğunu kabul et ve onu düzeltmek için çaba göster, der. Diğeri ise çok daha ağır bir hüküm verir: Sen artık değişemezsin. Senin için dönüş yolu kalmadı. Bu kadar hatadan sonra affedilmeyi nasıl umabilirsin?
İlk ses insanı sorumluluğa çağırırken ikinci ses onu ümitsizliğin içine hapsetmeye çalışabilir. Çünkü insanın bir yanlışı kabul etmesi başka, kendisini bütünüyle o yanlıştan ibaret görmesi başkadır. Bir hata yapmış olmak, insanın bundan sonra daima aynı hatayı yapmak zorunda olduğu anlamına gelmez. Geçmişte yanlış bir yola sapmış olmak, bugün doğruya yönelme imkânının ortadan kalktığını da göstermez.
İşte El Gaffâr ismi, insanı bu karanlık düşüncelerin karşısında durmaya ve Allah’ın mağfireti üzerinde yeniden düşünmeye çağırır.
El Gaffâr, Allah’ın çokça bağışlayan, kullarının günahlarını mağfiretiyle örten ve bağışlaması geniş olan anlamına gelen güzel isimlerindendir. Bu isim üzerinde düşünmek, insanın kendi kusurlarını önemsiz sayması için değil, kusurlarının büyüklüğünü Allah’ın rahmetinden daha büyük görmemesi için bir kapı açar.
Çünkü insan bazen kendi geçmişine bakar ve kendisi hakkında son hükmü verir. Sanki bütün hayatını görmüş, gelecekteki bütün ihtimalleri tüketmiş ve değişebilme imkânını tamamen kaybetmiş gibi konuşur. Oysa insan kendi geleceğini bütünüyle bilemez. Bugün pişmanlık duyduğu bir yanlışı yarın telafi etmek için çaba gösterebilir. Bugün zayıf düştüğü bir konuda zamanla daha dirençli hâle gelebilir. Bugün kendisini çıkmazda hissettiği bir yerden, doğru adımlar atarak uzaklaşabilir.
El Gaffâr ismi, insana işte bu dönüş imkânını hatırlatır. Günahın ağırlığını inkâr etmeden, pişmanlığı sorumluluktan kaçmak için kullanmadan ve Allah’ın rahmetinden ümit kesmeden yeniden yönelmenin mümkün olduğunu öğretir.
Kur’ân-ı Kerîm’de Allah’ın bağışlayıcılığına dair pek çok müjde bulunur. Tâhâ sûresinin 82. ayetinde şöyle buyurulur:
“Şüphesiz ben, tövbe eden, iman eden, salih amel işleyen, sonra da doğru yola giren kimse için çok bağışlayıcıyım.”
Bu ayet, insanın dönüş yolculuğuna dair derin bir çerçeve sunar. Tövbe, iman, salih amel ve doğru yolda devam etmek. Bunlar birbirinden kopuk ifadeler değil, insanın Allah’a yönelişini ve bu yönelişin hayatına nasıl yansıması gerektiğini gösteren birbirini tamamlayıcı hakikatlerdir.
Ayetin başlangıcında insanı umutlandıran bir hakikat vardır: Allah çok bağışlayıcıdır. Fakat ayetin devamını da dikkatle okumak gerekir. Bağışlanma müjdesi, insanın hiçbir şeyi değiştirmeden aynı yanlışların içinde kalmasını teşvik etmez. Aksine, insanı tövbeye, imana, güzel amellere ve doğru yolda yürümeye çağırır.
Burada tövbenin manası üzerinde durmak gerekir.
Tövbe, yalnızca yapılan yanlıştan dolayı üzülmek değildir. Üzüntü, insanın vicdanında bir uyanışın başlangıcı olabilir; ancak tövbenin hayatımızda karşılık bulması için bu uyanışın bir yönelişe dönüşmesi gerekir. İnsan yanlışını fark etmeli, yaptığı şeyden pişmanlık duymalı, o yanlıştan vazgeçmeye niyet etmeli ve yeniden aynı hataya düşmemek için elinden geleni yapmalıdır.
Eğer yapılan yanlış başka bir insanın hakkına zarar vermişse, mesele yalnızca insanın kendi içinde pişmanlık duymasıyla bitmez. İmkân varsa zarar telafi edilmeli, hak sahibine hakkı verilmeli ve gerektiğinde özür dilenmelidir. Birinin güvenini kırmışsak güveni yeniden inşa etmek için sabırla çaba göstermemiz gerekir. Bir haksızlığa sebep olmuşsak onu düzeltmenin yollarını aramalıyız.
Çünkü tövbe, geçmişte yaşananları yok saymak değildir. Geçmişin sorumluluğunu kabul ederek geleceği daha doğru kurmaya çalışmaktır.
El Gaffâr ismi burada insanın önüne bir ümit kapısı açar. Bu kapıdan geçmek isteyen insan, kendisini hatasız göstermek zorunda değildir. Tam tersine, hatasını dürüstçe kabul etmeyi öğrenmelidir. Allah’a yönelmek, kusursuz olduğunu iddia etmek değil, kusurlarıyla birlikte O’nun rahmetine muhtaç olduğunu bilmektir.
İnsan bazen kendi günahını o kadar büyütür ki Allah’ın bağışlayıcılığını düşünemez hâle gelir. Kendi hakkında verdiği hükmü mutlaklaştırır. Ben affedilmem, benim dönüşümüm mümkün değil, benim için artık hiçbir şey değişmez, diye düşünür.
Fakat insanın kendi hakkında verdiği bu ağır hüküm, ilahî hükmün yerine geçmez. Hiç kimse Allah’ın rahmetinin kendisini kesinlikle kapsamayacağını söyleyerek ümitsizliği bir hakikat gibi benimsememelidir. İnsan, ne kadar ağır bir yanlış yapmış olursa olsun, samimi biçimde tövbe etmeye ve doğruya yönelmeye çağrılır.
Burada önemli olan, bağışlanma umudunu bir rahatlık bahanesine dönüştürmemektir. Nasıl olsa Allah affeder, diyerek yanlışta ısrar etmek ile Allah’ın rahmetinden ümit kesmeden hatasını düzeltmeye çalışmak aynı şey değildir. Birincisi sorumluluğu hafifletmeye çalışırken ikincisi sorumluluğu taşıyabilmek için rahmetten güç alır.
El Gaffâr ismi, insanı hem ümitte hem de edepte tutar. Ümit verir, çünkü insanın dönüş imkânını hatırlatır. Edep öğretir, çünkü insanın yaptığı yanlışı küçümsemesine izin vermez.
İnsan, kendisine yöneltilen bir uyarı karşısında da bu dengeyi korumalıdır. Hatası söylendiğinde hemen savunmaya geçmek, bahanelerin arkasına saklanmak ve bütün sorumluluğu başkalarına yüklemek, değişmenin önüne engeller koyabilir. Fakat eleştiriyi duyduğu anda kendisini değersiz görmeye başlaması da doğru değildir.
İnsanın yapması gereken, söylenen şeyin haklı olup olmadığını değerlendirmek, haklı bir eleştiri varsa ondan ders çıkarmak ve yanlışını düzeltmeye çalışmaktır. Kendini savunmakla kendini temize çıkarmak aynı şey değildir. Hatasını kabul etmekle kendini bütünüyle suçlamak da aynı şey değildir.
Hikmetli bir dönüş, insanın kendisine karşı dürüst olmasını ama kendisini ümitsizliğe mahkûm etmemesini gerektirir.
El Gaffâr isminin manası üzerinde düşündüğümüzde bir başka hakikat daha belirir: Allah’ın bağışlayıcılığı, insanın yalnızca geçmişte yaptıklarına değil, bugün nasıl bir yöne yürümeyi seçtiğine de bakmasını sağlar. Geçmiş değiştirilemez; fakat geçmişten sonra gelen davranışlar değişebilir.
Bir insan yıllarca öfkesine yenilmiş olabilir. Bugün öfkesini fark etmeyi ve sözlerini kontrol etmeyi öğrenebilir. Bir insan uzun süre başkalarının hakkını gözetmemiş olabilir. Bugün adaleti ve sorumluluğu hayatının merkezine almaya başlayabilir. Bir insan yaptığı bir hatayı uzun süre inkâr etmiş olabilir. Bugün gerçeği kabul ederek telafi için ilk adımı atabilir.
Bu değişim bir anda tamamlanmak zorunda değildir. İnsan bazen kararlı bir başlangıç yapar, bazen eski alışkanlıklarıyla yeniden mücadele etmek zorunda kalır. Önemli olan, her tökezleyişi dönüş yolunun tamamen kapandığı şeklinde yorumlamamaktır. Bir yanlışın tekrarlanması ciddiyetle ele alınmalıdır; fakat bu durum insanın yeniden tövbe etmesini, sebebini araştırmasını ve daha güçlü tedbirler almasını engellememelidir.
El Gaffâr ismi, insanı geçmişteki kimliğine mahkûm etmemeyi öğretir. Ancak bu, geçmişin sonuçlarından kaçmak anlamına gelmez. İnsan bir yanlışı tekrarlamamak için bazen çevresini değiştirmeli, kötü alışkanlıklarını besleyen şartlardan uzaklaşmalı, güvenilir insanlardan destek almalı ve kendi zayıf noktalarını daha iyi tanımalıdır.
İşte salih amel, bu noktada anlam kazanır. Salih amel, yalnızca güzel görünen bir davranış değildir. İnsanın kendisini, ilişkilerini ve sorumluluklarını iyiliğe doğru düzeltme çabasını da içerir. Samimi bir tövbenin ardından insanın hayatında daha adil, daha dürüst, daha merhametli davranışların filizlenmesi beklenir.
Bir insan Allah’tan bağışlanma dilerken başkalarını incitmekten kaçınmaya çalışabilir. Dilini yalandan, kalbini kibirden, davranışlarını haksızlıktan uzaklaştırmak için gayret gösterebilir. Kendisine emanet edilen sorumlulukları daha dikkatli yerine getirebilir. Böylece tövbe, yalnızca geçmişe dönük bir pişmanlık olmaktan çıkar ve bugünü değiştiren bir iradeye dönüşür.
El Gaffâr ismi, insanın kalbindeki yaraya da bu çerçevede dokunur. Çünkü bazen insanın yaptığı yanlışın ardından duyduğu pişmanlık, zamanla kendisine yönelttiği acımasız bir yargıya dönüşür. Yaptığı şeyi unutamaz, kendisine sürekli aynı hatayı hatırlatır ve sanki ömrünün geri kalanında yalnızca o hatanın bedelini ödemek zorundaymış gibi yaşar.
Oysa pişmanlığın amacı insanı sonsuza kadar geçmişin içinde tutmak değildir. Pişmanlık, yanlışı fark ettirip insanı daha doğru bir yola yöneltebildiğinde anlamlı bir dönüşümün parçası olur. Kişi sorumluluğunu yerine getirmiş, elinden gelen telafiyi yapmış ve değişmek için çaba göstermişse, kendisini sürekli cezalandırmanın yerine bu değişimi sürdürmeye yönelmelidir.
Allah’ın mağfiretini ummak, insanın kendisine her konuda izin vermesi değildir. Fakat insanın kendi vicdanında sonsuz bir mahkeme kurup kendisini hiçbir zaman ayağa kaldırmaması da tövbenin hedefi değildir. Samimi dönüş, hem yanlışı kabul etmeyi hem de doğruya yönelmek için yeniden adım atabilmeyi gerektirir.
Peygamber Efendimizden rivayet edilen kudsî hadiste, kulun Allah’a yönelişine karşılık ilahî rahmetin genişliğini anlatan çok etkileyici bir ifade yer alır. Allah Teâlâ, kulunun kendisine bir karış yaklaşması hâlinde ona bir arşın yaklaşacağını; kul kendisine yürüyerek gelirse Allah’ın ona koşarak geleceğini bildirir. Bu rivayet, Sahih-i Buhârî ve Sahih-i Müslim’de yer alır.
Bu anlatım, insanın Allah’a yönelirken ümitsizliğe kapılmaması için güçlü bir hatırlatmadır. Fakat burada söz konusu olanı yalnızca bir mesafe hesabı gibi düşünmemek gerekir. Hadisin manası, kulun yönelişine karşılık Allah’ın rahmetinin ve lütfunun genişliğini anlatır.
İnsan bazen tövbe etmeye bile kendisini layık görmez. Bir türlü ilk adımı atamaz. Çünkü geçmişinin ağırlığı, geleceğe dair bütün umutlarını bastırmıştır. Oysa insanın Allah’a yönelmek için önce kusursuz bir hâle ulaşması gerekmez. Tövbe, zaten insanın kusurunu fark ettiği yerde başlayan bir dönüş çağrısıdır.
İnsan, ben artık tamamen düzeldim, diyerek değil; Rabbim, yanıldım, pişmanım ve doğruya yönelmek istiyorum, diyerek kapıya gelir. Sonrasında bu yönelişin gereğini yerine getirmek için çaba gösterir. Allah’ın rahmetine duyduğu ümit, bu çabayı sürdürmesine yardımcı olur.
El Gaffâr ismini anmak isteyen insan, kendisine şu soruyu yöneltebilir: Benim Allah’a dönmemi zorlaştıran şey gerçekten hatamın büyüklüğü mü, yoksa hatamı kabul etmenin ve değişmek için sorumluluk almanın ağırlığı mı?
Bu soruya herkes kendi kalbinde cevap aramalıdır. Bazen insan affedilmeyeceğini düşünerek kendisini koruduğunu zanneder; oysa bu düşünce onu tövbeden ve telafiden uzaklaştırabilir. Bazen de pişmanlığını dile getirmekten çekinir, çünkü yanlışını kabul etmenin kendisini küçülteceğini düşünür. Oysa hakikati kabul etmek insanı küçültmez. Haksız olduğu hâlde ısrar etmek, yanlışı örtmek ve başkasının hakkını görmezden gelmek çok daha ağır sonuçlar doğurabilir.
İnsanın izzetini koruyan şey, hiç hata yapmamış görünmesi değildir. Hata yaptığında gerçeğe sadık kalabilmesi, sorumluluk üstlenebilmesi ve doğruya yönelmek için çaba göstermesidir.
El Gaffâr ismiyle birlikte düşünülmesi gereken bir başka kavram da hüsnüzandır. Hüsnüzan, Allah hakkında güzel düşünmek, O’nun rahmetinden ümit kesmemek ve kendisini O’nun bağışlayıcılığından bütünüyle uzak görmemektir.
Bu ümit, insanın her isteğinin istediği biçimde gerçekleşeceğini veya yaptığı her yanlışın sonuçlarından mutlaka kurtulacağını düşünmesi değildir. Hüsnüzan, Allah’ın rahmetine yönelirken kulluk sorumluluğunu da korumaktır. İnsan bağışlanmayı umar, tövbe eder, yanlışını düzeltmek için çaba gösterir ve kendisine düşen sorumlulukları yerine getirmeye çalışır.
Böyle bir ümit, insanı hareketsiz bırakmaz. Aksine, yeniden ayağa kalkabilmesi için ona güç verir.
Şimdi El Gaffâr ismini bir kez daha düşünelim. Bu isim, yalnızca geçmişte yaptığımız yanlışların silinmesini istemek için mi anılmalıdır? Yoksa gelecekte daha dikkatli, daha dürüst ve daha merhametli bir insan olabilmek için de kalbimize yönelmelidir?
Belki de bu sorunun cevabı, tövbenin hayatımızda neye dönüştüğünde gizlidir. Eğer tövbe yalnızca dilimizde kalıyorsa, fakat davranışlarımızda hiçbir değişim aramıyorsak, dönüşümün gereğini eksik bırakıyoruz demektir. Fakat tövbe bizi daha dürüst olmaya, bir insanın hakkını korumaya, yanlışlarımızı telafi etmeye ve güzel amelleri çoğaltmaya yöneltiyorsa, artık yalnızca geçmişe bakmıyor, geleceği de daha bilinçli kurmaya çalışıyoruz demektir.
Tasavvufî yolculuk, insanın kendi nefsini tanımasıyla derinleşir. Kişi hangi durumlarda zayıf düştüğünü, hangi arzularının kendisini yanlışa sürüklediğini, hangi korkularının gerçeği görmesini zorlaştırdığını anlamaya çalışır. Bu farkındalık, kendisini başkalarından üstün görmek için değil, kendi kusurlarını daha iyi tanıyıp onları düzeltmek için gereklidir.
İnsan kendi nefsini tanıdıkça başkalarının kusurlarına karşı da daha ölçülü olabilir. Çünkü kendi içinde mücadele ettiği şeyleri fark eden kişi, insan olmanın zorluğunu daha iyi anlar. Bu, başkasının yaptığı yanlışı onaylamak değildir. Haksızlığa karşı dururken bile merhameti, adaleti ve ölçüyü korumaya çalışmaktır.
El Gaffâr isminin ahlakımıza yansıması, yalnızca Allah’tan bağışlanma dilemekle sınırlı kalmamalıdır. İnsan kendi hatasının bağışlanmasını umarken başkasının hatası karşısında da adil olmayı öğrenebilir. Elbette insanların birbirini affetmesi her durumda aynı şekilde gerçekleşmez. Bazı yaralar zaman ister, bazı ilişkilerde sınır koymak gerekir, bazı zararların telafisi kolay olmayabilir. Fakat bütün bunların içinde intikam arzusuyla hareket etmemek, karşı tarafın insan onurunu korumak ve adaletten ayrılmamak mümkündür.
Bağışlamak, uğranılan zararı inkâr etmek veya yeniden zarar görmeye razı olmak değildir. İnsan kendisini koruyabilir, sınırlarını belirleyebilir ve hakkını arayabilir. Merhamet ile adalet birbirine düşman değildir. Asıl incelik, ikisini de gözetebilmekte ortaya çıkar.
Şimdi içimize dönelim. Belki uzun zamandır kendimize itiraf edemediğimiz bir yanlışımız var. Belki bir insana söylememiz gereken bir özür, yerine getirmemiz gereken bir sorumluluk, bırakmamız gereken bir alışkanlık bulunuyor. Belki de geçmişte yaptığımız bir şeyin pişmanlığını hâlâ taşıyoruz.
Kendimize karşı dürüst olalım. Fakat kendimizi yalnızca geçmişimizle tanımlamayalım. Hatanın adını koyalım, gerekiyorsa telafi için bir adım atalım ve ardından Allah’ın mağfiretini umarak doğru yolda yürümeye devam edelim.
Çünkü tövbe, geçmişin kapısında sonsuza kadar beklemek değil, o geçmişten ders alarak Rabbimize yönelmektir. El Gaffâr ismi de bu yönelişin içinde, Allah’ın geniş mağfiretini hatırlatan bir ümit kapısıdır.
Allah’ım, El Gaffâr olan Sensin. Bizler hata eden, unutan, nefsine yenilen ve bazen kendi yanlışlarının ağırlığı altında yolunu kaybeden kullarınız. Sen kalplerimizde sakladığımızı da, pişmanlıkla Sana yöneldiğimiz anları da bilirsin.
Rabbim, kusurlarımızı görmeyi ve onları düzeltmek için cesaret bulmayı nasip eyle. Bizi yanlışlarımızı inkâr edenlerden değil, onları kabul edip telafi etmeye çalışanlardan eyle. Günahlarımızı küçümsemekten de rahmetinden ümit kesmekten de koru.
Allah’ım, tövbemizi samimi eyle. Kalbimizi gösterişten, dilimizi yalandan, davranışlarımızı haksızlıktan uzaklaştır. Yanlışlarımızı düzeltmek için bize irade, başkalarının haklarını gözetmek için bize adalet, pişmanlıklarımızı güzel amellere dönüştürmek için bize güç ver.
Rabbim, geçmişimizin içinde kaybolup bugün yapabileceğimiz iyilikleri unutmaktan bizi koru. Birine zarar verdiysek telafi etme imkânı ver. Bir gönlü incittiysek özür dilemenin edebini öğret. Bir hakkı ihmal ettiysek onu yerine getirecek iradeyi nasip eyle.
Allah’ım, Sana yönelirken ümitsizliğe düşen kalplerimize rahmetini hatırlat. Bizi kendi kusurlarımız karşısında körleştirme; fakat kusurlarımızı görürken kendimizi bütünüyle mahkûm etmemize de izin verme. Hatalarımızı birer ders hâline getir, pişmanlığımızı doğruya dönüşün başlangıcı eyle.
Rabbim, bizlere güzel ahlak nasip eyle. Öfkemizi adalete, pişmanlığımızı telafiye, bilgimizi tevazuya, ümidimizi gayrete dönüştür. Kendi affını dilerken başkalarının hakkını gözetmeyi, merhamet beklerken merhamet göstermeyi, doğruluğu ararken nefsimizin bahanelerinden uzak durmayı öğret.
El Gaffâr olan Rabbimiz, bizi tövbe kapısına yönelen, bağışlanmayı uman ve bu umudu güzel amellerle desteklemeye çalışan kullarından eyle. Bizi kendimize bırakma. Kalplerimizi rahmetinle ferahlat, yollarımızı doğruya yönelt ve son nefesimize kadar iyiliği arama gayretimizi muhafaza eyle.
Âmin.
Sevgili dinleyenler, bugün El Gaffâr ismi üzerinde tefekkür ettik. Bu isimden yanımıza alacağımız en önemli hatırlayışlardan biri şudur: Hata yapmak insanın hayatında ağır sonuçlar doğurabilir; fakat hatayı kabul etmek, tövbe etmek ve doğruya yönelmek de insanın sorumluluğudur. Geçmişte yaptığımız yanlışları küçümsemeyelim, ama onları Allah’ın rahmetinden ümit kesecek bir hükme de dönüştürmeyelim.
Bugün kendimize bir iyilik yapalım. Eğer düzeltebileceğimiz bir yanlış varsa ilk adımı atalım. Eğer birinin hakkı üzerimizdeyse onu yerine getirmek için çaba gösterelim. Eğer pişmanlık duyduğumuz bir davranış varsa, aynı yanlışı tekrarlamamak için neyi değiştirmemiz gerektiğini düşünelim. Sonra da Allah’ın mağfiretini umarak yolumuza devam edelim.
Çünkü dönüşüm, yalnızca geçmiş için gözyaşı dökmek değildir. Bazen bir özür, bazen telafi edilen bir hak, bazen terk edilen bir alışkanlık, bazen de her sabah yeniden doğruya yönelme iradesidir.
El Gaffâr isminin manası gönüllerimizde ümit, davranışlarımızda sorumluluk, hayatımızda güzel ahlak olarak karşılık bulsun. Rabbim hepimize samimi tövbe, faydalı amel ve doğru yolda sebat nasip eylesin.
Esmâü’l Hüsnâ ile Kişisel Dönüşüm yolculuğumuz devam ediyor. Bir sonraki buluşmamıza kadar Allah’a emanet olun. Sevgiyle kalın.
