# EL HAKÎM: KEŞKELERİN GÖLGESİNDEN HİKMETİN EŞİĞİNE
İnsan ömrü boyunca bazı kelimeleri tekrar tekrar söyler. Kimi zaman farkında bile olmadan, kimi zaman içindeki sızıyı hafifletmek istercesine aynı kelimelere döner. Bunların arasında öyle bir kelime vardır ki insanın geçmişine bakışını, bugününü taşıma biçimini ve geleceğe dair beklentilerini derinden etkiler: Keşke.
Keşke o gün başka bir karar verseydim. Keşke o insanı tanımasaydım. Keşke o sözü söylemeseydim. Keşke kaybetmeseydim. Keşke beklediğim kapı açılsaydı. Keşke hayat, zihnimde kurduğum ihtimallerden birine benzeyebilseydi.
İnsan bazen bütün ömrünü gerçekleşmemiş ihtimallerin gölgesinde geçirir. Yaşanmamış hayatları düşünür, vermediği kararların sonuçlarını hayal eder, geçmişin içinde kendisine başka bir yol arar. Oysa geçmiş değiştirilemez. İnsan, yaşananları geri alamaz; fakat yaşananlara bugün hangi anlamı vereceğini ve bundan sonra nasıl bir insan olacağını yeniden düşünebilir.
İşte El Hakîm isminin önünde durduğumuzda, kalbimize yönelen sorulardan biri budur: Her şeyi bilmediğimizi kabul edebiliyor muyuz? Kendi bilgimizin sınırlı olduğunu, hayatın bütün sebeplerini göremediğimizi ve henüz anlayamadığımız şeyler karşısında aceleyle hüküm vermememiz gerektiğini hatırlayabiliyor muyuz?
Çünkü insan çoğu zaman bir olayın yalnızca kendisine görünen yüzünü bilir. Bir kararın o günkü şartlarını görür, bir ayrılığın acısını hisseder, bir kaybın bıraktığı boşluğu yaşar. Fakat bütün ihtimalleri, bütün sonuçları ve hayatın birbirine bağlı bütün yönlerini bilemez. Kendi bakışının sınırlarını unuttuğunda ise gördüğü parçayı bütün zannetmeye başlar.
El Hakîm ismi, Allah’ın hikmetini düşünmeye çağırır. O, hükmünde ve yaratışında hikmet sahibi olandır. İnsan ise sınırlı bilgisiyle yaşar; öğrenir, yanılır, tecrübe kazanır ve kimi zaman yıllar sonra geçmişteki bir olay hakkında daha farklı düşünmeye başlar. Dün anlamlandıramadığı bir kararın bugün hangi sonuçları doğurduğunu görebilir. Fakat bu durum, yaşanan her olayın bütün hikmetini çözdüğü anlamına gelmez. İnsan bazen bir tecrübeden ders çıkarabilir, bazen de cevabını bilmediği sorularla yaşamayı öğrenmek zorunda kalır.
Tasavvufî tefekkürün inceliği burada belirir. Her şeyi anlamak zorunda olmadığımızı kabul etmek, düşünmekten vazgeçmek değildir. Aksine, kendi bilgimizin sınırlarını fark ederek daha derin bir idrake yönelmektir. İnsan, her olayın nedenini bildiğini iddia etmediğinde kalbinde başka bir alan açılır. Bu alanda aceleci hükümler yerini tefekküre, katı yargılar yerini tevazuya, sürekli itiraz eden iç ses ise daha dikkatli bir kabullenişe bırakabilir.
El Hakîm isminin manasına yaklaşmak isteyen insan, önce hikmet ile bilgiyi birbirinden ayırmayı öğrenmelidir. Çok şey bilmek kıymetlidir. Okumak, araştırmak, ilim öğrenmek ve aklı kullanmak insanın sorumlulukları arasındadır. Ancak bilgi, tek başına insanın her zaman doğru karar vereceğini garanti etmez. Bilginin ahlakla, basiretle ve sorumlulukla birleşmesi gerekir.
Bir insan birçok kitap okuyabilir, farklı ilim dallarında derinleşebilir, karmaşık meseleleri çözebilir. Fakat bildiklerini başkalarını küçümsemek için kullanıyorsa, kendi çıkarını adaletin önüne koyuyorsa yahut yanlış yaptığında bunu kabul etmekten kaçınıyorsa, bilgisinin hayatına hikmet olarak yansıyıp yansımadığını yeniden düşünmelidir.
Hikmet, yalnızca çok şey bilmek değil, bildiğinin gereğini doğru yerde ve doğru ölçüyle yerine getirebilmektir. Ne zaman konuşacağını bilmek kadar ne zaman susacağını bilmek de önemlidir. Bir hakikati dile getirirken karşındaki insanın durumunu gözetmek, karar verirken yalnız bugünün kazancını değil yarının sonuçlarını da düşünmek, öfkeliyken hüküm vermemek ve yanıldığında geri adım atabilmek hikmet arayışının işaretlerindendir.
Kur’ân-ı Kerîm’de şöyle buyurulur:
“Allah hikmeti dilediğine verir. Kime hikmet verilmişse ona pek çok hayır verilmiştir.”
Bu ifade, Bakara sûresinin 269. ayetinde yer alır. Ayet, hikmetin değerini ve Allah’ın bir lütfu oluşunu hatırlatır. İnsan bu ayetin karşısında kendi kendine şu soruyu sorabilir: Ben yalnızca daha çok bilgi mi istiyorum, yoksa öğrendiklerimle daha doğru, daha adil ve daha ölçülü bir insan olmayı da istiyor muyum?
Çünkü bazen insan bilgi edinmek ister ama bildiklerinin kendisini değiştirmesini istemez. Doğruyu öğrenmek ister fakat kendi yanlışından vazgeçmekte zorlanır. Başkasının kusurunu kolayca görür, kendi nefsinin incelikle sakladığı kusurlara gelince gözlerini kapatır. Hikmet arayışı ise insanı önce kendi içine bakmaya çağırır.
Kendi içine bakmak, kendini sürekli suçlamak değildir. İnsan hem kusurunu görebilmeli hem de onu düzeltmek için kendisine imkân tanımalıdır. Bir yanlışı kabul etmek, insanın değerini ortadan kaldırmaz. Aksine, yanlışın arkasına saklanmadan sorumluluk alabilmek olgunlaşmanın önemli bir parçasıdır. Hikmet, insanın nefsini her zaman haklı çıkaran savunmalarını inceltir ve ona kendisiyle daha dürüst bir ilişki kurmayı öğretir.
El Hakîm isminin üzerinde düşünürken insanın aklına bir başka mesele daha gelir: Her şeyin bir ölçüsü olması.
İnsan tabiatta ölçüyü fark eder. Gece ile gündüzün birbirini takip etmesi, mevsimlerin değişmesi, tohumun filizlenmesi ve hayatın sayısız ayrıntısının belirli düzenler içinde sürmesi, üzerinde tefekkür edilebilecek işaretlerdir. İnsan bu düzeni gözlemledikçe evrenin kendisinden ibaret olmadığını daha derinden hissedebilir. Fakat yaratılıştaki hikmet üzerinde düşünmek, bütün olayların ayrıntılı nedenlerini bildiğimizi söylemek anlamına gelmez. Gözlemleyebildiğimiz düzen ile kavrayamadığımız hakikatler arasında insan bilgisinin sınırı bulunur.
Bu sınırı kabul etmek, inancın zayıflığı değil, insanın kendi konumunu bilmesidir. Her sorunun cevabını hemen bulamamak, her kaybın nedenini açıklayamamak ve her olayın sonucunu önceden görememek insan olmanın bir parçasıdır. İnsan, bilmediği şeyleri biliyormuş gibi davranmak yerine onları araştırabilir, düşünebilir ve gerektiğinde cevabını bilmediğini söyleyebilir.
Hikmet, bazen kesin bir cevap bulmakta değil, aceleyle yanlış bir cevap vermekten kaçınmakta kendisini gösterir.
Hayatımızda bizi en fazla yoran meselelerden biri de kontrol etme arzusudur. İnsan geleceği bilmek, insanların kendisi hakkında ne düşündüğünü öğrenmek, bütün ihtimalleri önceden hesaplamak ve hiçbir kayıpla karşılaşmamak ister. Belirsizlikten hoşlanmaz. Her şeyin kendi planına uygun ilerlemesini bekler. Fakat hayat, insanın bütün ayrıntılarını kontrol edebileceği bir alan değildir.
İşte burada tevekkülün manası belirginleşir. Tevekkül, düşünmeyi bırakmak, tedbir almamak veya karşılaşılan her durumu sorgulamadan kabullenmek değildir. İnsan doğru karar vermek için araştırır, hastalandığında tedavi arar, haksızlığa uğradığında hakkını savunur, bir işin gerçekleşmesi için çaba gösterir. Ardından, bütün gayretine rağmen sonuçların kendi iradesiyle bütünüyle belirlenemeyeceğini kabul eder.
El Hakîm ismini tefekkür eden insan, elinden gelenle elinde olmayan arasındaki ayrımı daha dikkatli yapmaya çalışır. Değiştirebileceği bir şeyi değiştirmek için sorumluluk alır. Değiştiremeyeceği bir geçmişin içinde kendisini tüketmek yerine, o geçmişten çıkarabileceği dersi arar. Geleceğin bütün ihtimallerini denetlemeye çalışmak yerine bugünün gereğini yerine getirmeye yönelir.
Bazen insanın içinde şu soru belirir: Neden böyle oldu?
Bu soru kimi zaman bir ayrılığın ardından, kimi zaman başarısızlık karşısında, kimi zaman da uzun süren bir bekleyişin içinde yükselir. İnsan cevabı bulamadığında zihni aynı ihtimallerin çevresinde dönüp durabilir. Geçmişi tekrar tekrar gözden geçirir, başka türlü davranmış olsaydı nelerin değişeceğini düşünür. Bir süre sonra anlam arayışı, kendisini yoran bir sorgulamaya dönüşebilir.
Böyle zamanlarda insanın kendisine şunu hatırlatması faydalı olabilir: Yaşananları bütünüyle anlamlandıramasam da bugün ne yapabileceğimi düşünebilirim. Bir kayıp karşısında yas tutabilirim. Bir yanlış karşısında sorumluluk alabilirim. Bir haksızlık karşısında hakkımı arayabilirim. Bir belirsizlik karşısında sabır göstermeye çalışabilirim. Her sorunun cevabını bugün bulamasam bile hayatımı iyiliğe ve hakikate yöneltecek adımlar atabilirim.
Kabullenmek, yaşanan her şeyi iyi veya doğru ilan etmek değildir. Bir haksızlığı kabullenmek zorunda olduğumuz anlamına da gelmez. İnsan bazen bir olayın gerçekleşmiş olduğunu kabul ederken onun doğurduğu zararı gidermek için mücadele edebilir. Geçmişi geri alamaz ama geçmişteki bir yanlışı telafi edebilir. Bir kaybı inkâr etmeden yasını tutabilir. Bir kapının kapanmasını kabul ederken başka bir imkân arayabilir.
Hikmet arayışı, hayatın acılarını inkâr etmek değil, acıların içinde de insanlığımızı ve sorumluluğumuzu korumaya çalışmaktır.
El Hakîm ismiyle bağlantılı bir başka incelik de insanın küçük meselelerle büyük hakikatleri birbirine karıştırmamasıdır. Gün içinde başımıza gelen birçok şey dikkatimizin tamamını ele geçirebilir. Birinin söylediği söz, kısa süren bir anlaşmazlık, geçici bir başarısızlık veya başkalarının sahip olduklarıyla yaptığımız karşılaştırmalar zihnimizde gereğinden fazla yer tutabilir.
Elbette gündelik meseleler önemsiz değildir. İnsan geçimini sağlamak, ilişkilerini korumak ve günlük sorumluluklarını yerine getirmek zorundadır. Ancak her küçük anlaşmazlığın ömrümüzü belirleyen büyük bir meseleye dönüşmesine izin verdiğimizde, dikkatimizi daha önemli olan şeylerden uzaklaştırabiliriz.
Kendimize şu soruyu sorabiliriz: Bu mesele bir yıl sonra da bugünkü ağırlığını taşıyacak mı? Bu tartışmada haklı çıkmak mı daha önemli, yoksa doğruyu bulmak mı? Bugün kazandığım şey, vicdanımdan veya bir insanın hakkından vazgeçmeme değecek mi? Şu anda uğruna kendimi tükettiğim şey, beni daha adil, daha merhametli ve daha olgun bir insan yapıyor mu?
Bu sorular, insanın önceliklerini yeniden gözden geçirmesine yardımcı olabilir. Hikmet, her şeyi aynı büyüklükte görmemektir. Bir meselenin ne kadar önemli olduğunu, ne kadar zaman ve emek istediğini, hangi değerleri korumamız gerektiğini düşünmektir.
Bazen en hikmetli davranış, haklı olduğumuzu kanıtlamaya çalışmak yerine tartışmayı büyütmemektir. Bazen bir yanlış karşısında susmak değil, sakinleşene kadar beklemek ve daha sonra konuşmaktır. Bazen de huzuru korumak adına susmak yerine, adaleti savunmak için söz almaktır. Her durumun gereği aynı değildir. Bu nedenle hikmet, hazır cevapları ezberlemekten çok şartları dikkatle değerlendirmeyi ve ölçüyü gözetmeyi gerektirir.
İnsan hikmeti nasıl aramalıdır?
Öncelikle niyetini gözden geçirerek. Bir şey öğrenirken yalnızca başkalarından üstün görünmeyi mi istiyor, yoksa hakikate biraz daha yaklaşmayı mı? Dua ederken yalnızca istediği sonuca ulaşmayı mı bekliyor, yoksa doğru olanı görebilecek bir basiret de mi diliyor? Bir karar verirken yalnızca kendisine sağlayacağı faydayı mı düşünüyor, yoksa o kararın başkaları üzerindeki etkisini de hesaba katıyor mu?
Ardından insan, kalbini ve davranışlarını hazırlamaya çalışmalıdır. Takva, yalnızca bazı davranışlardan kaçınmak değil, insanın Allah karşısındaki sorumluluğunu canlı tutmasıdır. Sükût, her durumda konuşmamak değil, sözün yerini ve zamanını bilmektir. Kanaat ise çalışmayı ve daha iyisini aramayı bırakmak değil, sahip olduklarını küçümsemeden yaşamak ve hırsın insanı esir almasına izin vermemektir.
Bu üç kavram, hikmet arayışında insanın kendisine rehber edinebileceği önemli ölçülerdir. Takva, niyeti ve davranışı sorumlulukla buluşturur. Sükût, düşünmeden konuşmanın önüne geçer. Kanaat ise insanın her zaman daha fazlasını istemekten doğan huzursuzluğunu fark etmesine yardımcı olur.
Fakat bunları uygulamak, bir anda bütün iç çatışmalarımızdan kurtulacağımız anlamına gelmez. İnsan bazen yine acele eder, bazen öfkesine yenilir, bazen sahip olduklarını yetersiz görür. Önemli olan, bu hâlleri fark ettiğinde yeniden doğruya yönelme iradesini koruyabilmektir. Hikmet arayışı, kusursuzluk iddiası değil, her defasında daha dikkatli ve daha sorumlu yaşamaya çalışmaktır.
Şimdi yeniden El Hakîm ismine dönelim.
Bu ismi anarken yalnızca hayatımızdaki olayların nedenini öğrenmek istemeyelim. Bize düşen sorumluluğu görebilmek için de dua edelim. Her şeyi açıklayacak bir cevap bulamadığımızda sabır, karar vermemiz gerektiğinde basiret, hata yaptığımızda tevazu, haksızlıkla karşılaştığımızda adalet isteyelim.
Belki de insanın en büyük yanılgılarından biri, her şeyin kendi anlayışına göre gerçekleşmesi gerektiğini düşünmesidir. Oysa insanın bilgisi sınırlıdır. Kendi isteğinin her zaman en doğru sonuç olacağını bilemez. Bu yüzden Allah’a yönelirken yalnızca dileklerinin gerçekleşmesini değil, doğruyu ayırt edebilmeyi ve doğru olanı yapabilmeyi de istemelidir.
El Hakîm isminin manası üzerinde düşünmek, insana kendi hükmünü mutlaklaştırmamasını hatırlatır. İnsan kendi kararını gözden geçirebilir, kanaatini değiştirebilir, yeni bir bilgi karşısında yanıldığını kabul edebilir. Bütün bunlar onun değerini azaltmaz. Aksine, hakikate karşı dürüstlüğünü gösterir.
Çünkü hikmet sahibi olmak, her sorunun cevabını bildiğini iddia etmek değildir. Bazen neyi bilmediğini fark etmek, bazen aceleyle hüküm vermemek, bazen de öğrendiğin hakikatin gereğini yerine getirmek demektir.
Allah’ım, El Hakîm olan Sensin. Hikmetinle yaratan, hükmünde hikmet sahibi olan Sensin. Biz ise sınırlı bilgimizle yaşayan, yanılan, öğrenen ve doğruyu bulmak için Sana yönelen kullarınız.
Rabbim, bize faydalı ilim ve basiret nasip eyle. Bildiklerimizi kibir sebebi hâline getirmekten koru. Bilmediğimiz meselelerde haddimizi bilmeyi, yanıldığımızda bunu kabul etmeyi ve hakikati kendi nefsimizin arzusundan üstün tutmayı öğret.
Allah’ım, geçmişimizin içinde kaybolup bugünün sorumluluklarını unutmaktan bizi koru. Değiştiremeyeceğimiz şeyler karşısında sabır, değiştirebileceğimiz şeyler için gayret ver. Hatalarımızı görmeyi, onlardan ders çıkarmayı ve gerekiyorsa zarar verdiğimiz insanlardan özür dilemeyi nasip eyle.
Rabbim, kalbimizi bitmeyen keşke’lerin ağırlığından kurtar. Geçmişe bakarken ders almayı, geleceğe bakarken tedbirli olmayı, bugün yaşarken de sorumluluğumuzu yerine getirmeyi öğret. Anlayamadığımız her olay karşısında aceleyle hüküm vermekten bizi koru. Bize bilmediğimizi kabul etmenin tevazusunu ve doğruyu aramanın cesaretini lütfet.
Allah’ım, dilimize ölçü, kararlarımıza adalet, niyetlerimize samimiyet ver. Sözümüzü kırıcı olmaktan, ilmimizi kibirden, ibadetimizi gösterişten koru. Başkalarının kusurlarını ararken kendi nefsimizi unutmamayı, bir yanlışı düzeltirken merhameti terk etmemeyi nasip eyle.
Bize kanaat ver ama gayretimizi eksiltme. Bize sabır ver ama haksızlık karşısında sessizliğe mahkûm etme. Bize tevekkül ver ama sorumluluklarımızı ihmal ettirme. Bize hikmet ver ki ne zaman konuşacağımızı, ne zaman susacağımızı, ne zaman bekleyeceğimizi ve ne zaman harekete geçeceğimizi daha doğru değerlendirebilelim.
Rabbim, kalbimizi hakikate açık, nefsimizin oyunlarına karşı uyanık eyle. Öğrendiğimiz her bilgiyi güzel bir davranışa dönüştürmeyi, sahip olduğumuz her nimeti şükürle taşımayı ve hayatımızın her alanında adaleti gözetmeyi nasip eyle.
Senden hikmet isterken yalnızca hayatımızın kolaylaşmasını değil, zor zamanlarda da doğruyu arayabilecek bir kalbe sahip olmayı diliyoruz. Bizi bilginin gösterişinde değil, ilmin edebinde; sözün çokluğunda değil, sözün doğruluğunda; iddianın büyüklüğünde değil, amelin samimiyetinde güzelleştir.
El Hakîm olan Rabbimiz, bize hakikati arayan bir akıl, hakikate boyun eğen bir gönül ve hakikatin gereğini yerine getirebilen bir irade nasip eyle.
Âmin.
Sevgili dinleyenler, bugün El Hakîm ismi üzerinde tefekkür ettik. Belki bu isimden yanımıza alacağımız en önemli hatırlayış şudur: Her şeyi bilmek zorunda değiliz; fakat bilmediğimizi kabul ederek daha doğru yaşamaya çalışabiliriz. Her olayın bütün hikmetini çözemeyebiliriz; fakat yaşadıklarımız karşısında adaletten, merhametten ve sorumluluktan ayrılmamaya gayret edebiliriz.
Bugün dilimize dolanan bir keşkeyi fark ettiğimizde kendimize başka bir soru soralım: Bu yaşanandan ne öğrenebilirim? Neyi telafi edebilirim? Bundan sonra hangi davranışımı değiştirebilirim?
Geçmişi geri getiremeyiz. Fakat geçmişin içinden çıkardığımız dersle bugünü daha bilinçli yaşayabiliriz. Geleceği bütünüyle bilemeyiz. Fakat geleceğe hazırlanırken doğru kararlar vermek için çaba gösterebiliriz. İşte hikmet arayışı, insanın kendi sınırlarını tanırken sorumluluğundan vazgeçmemesinde gizlidir.
Esmâü’l Hüsnâ ile Kişisel Dönüşüm yolculuğumuz devam ediyor. Rabbim öğrendiklerimizi gönlümüze yerleştirmeyi, bilgimizi güzel ahlaka dönüştürmeyi ve hikmeti yalnızca sözde değil, hayatımızın içinde aramayı hepimize nasip eylesin. Bir sonraki buluşmamıza kadar Allah’a emanet olun. Sevgiyle kalın.
