İnsan, iç dünyasının ölçüsünü yeniden nasıl bulur?
İnsan bazen büyük bir acı yaşadığı için değil, yaşadıklarını anlamlandırırken ölçüsünü kaybettiği için dağılır. Küçük bir mesele zihninde büyür, sahip olduğu nimetler gözünde küçülür, bir yanlış bütün doğruların önüne geçer. Ertelemesi gereken bir kararı aceleyle verir, atması gereken adımı ise sürekli erteler. Bir süre sonra kendi iç dünyasındaki terazinin şaştığını fark eder.
Kalp, dışarıdan bakıldığında aynı kalp gibi görünür. İnsan hayatına devam eder, konuşur, çalışır ve günlük sorumluluklarını yerine getirir. Fakat içeride bir şeyler yer değiştirmiştir. Bir zamanlar önem verdiği değerler geri plana düşmüş, geçici olan şeyler kalbinin merkezine yerleşmiştir. İnsan neye neden bağlandığını, hangi duygunun kendisini yönlendirdiğini ve hangi düşüncenin gerçeği örttüğünü anlamakta zorlanabilir.
İşte Esmâü’l Hüsnâ üzerinde tefekkür etmek, insanı bu iç muhasebeye davet eder. Allah’ın güzel isimlerinden El Hâlık, yaratan anlamına gelir. Haşr suresinin 24. ayetinde Allah’ın El Hâlık, El Bâri ve El Musavvir isimleri birlikte zikredilir. Bu isimler, yaratmanın ve varlığa biçim vermenin Allah’a ait olduğunu hatırlatır.
El Hâlık ismi üzerinde düşünmek, yalnızca evrenin yaratılışını değil, insanın kendi varlığı karşısındaki acziyetini ve hayatın başıboş olmadığını da tefekkür etmeye imkân verir.
Bu yazıda El Hâlık ismini, kalbin yeniden ölçü kazanması, yanlış bağların fark edilmesi ve insanın iç dünyasını daha dürüst bir bakışla değerlendirmesi üzerinden ele alacağız.
1. El Hâlık: Varlığın yaratıcısı
El Hâlık, Allah’ın yaratıcı olduğunu bildiren güzel ismidir. Kur’an-ı Kerîm’de Haşr suresinin 24. ayetinde şöyle buyrulur:
*“O, yaratan, var eden ve şekil verendir. En güzel isimler O’nundur.”*
Bu ayet, Allah’ın yaratma kudretini ve eşsizliğini hatırlatır. İnsan kendi yaptığı işleri, kurduğu düzenleri ve ortaya çıkardığı eserleriyle övünebilir. Fakat insanın kendisi de sahip olduğu imkânlar da varlığını Allah’a borçludur.
Tasavvufi tefekkür açısından bu hakikat, insanın kendisini mutlak güç sahibi olarak görmesinin önüne geçebilir. İnsan plan yapar, çalışır, tedbir alır ve çaba gösterir. Ancak her sonucun kendi iradesine bağlı olmadığını da bilir.
El Hâlık ismi üzerinde düşünmek, varlığın sahipsiz ve başıboş olmadığını hatırlatır. İnsan bu düşünceyle hem kendi sınırlarını daha iyi tanıyabilir hem de hayatındaki imkânlara daha bilinçli yaklaşabilir.
Burada önemli olan, yaşanan her olayın sebebini kesin olarak bildiğimizi ileri sürmek değildir. Her gecikmenin, her kaybın veya her sıkıntının belirli bir ilahî mesaj taşıdığını söyleyemeyiz. Fakat yaşadıklarımız karşısında kendimizi gözden geçirebilir, hatalarımızı fark edebilir ve daha doğru bir yol bulmak için çaba gösterebiliriz.
İnsan bazen dış dünyasını değiştirmeye çalışırken kendi iç dünyasını gözden kaçırır. Oysa kimi zaman değişmesi gereken yalnızca şartlar değil, o şartlara yüklediğimiz anlamlardır.
2. Gizli inşa: İç dünyamızın yeniden düzenlenmesi
Bir insanın dışarıdan görünen davranışlarıyla iç dünyasında yaşadıkları her zaman aynı olmayabilir. Gülümseyen biri derin bir kaygı taşıyabilir. Sabırlı görünen biri, aslında dile getiremediği bir öfkeyi içinde biriktiriyor olabilir. Sevgi olarak adlandırdığı bir bağlılık, kimi zaman kaybetme korkusuyla beslenebilir.
Bu nedenle insanın kendisini tanıması, duygularına yalnızca isim vermekle tamamlanmaz. O duygunun hangi ihtiyaçtan doğduğunu, nasıl bir davranışa yol açtığını ve hayatını nasıl etkilediğini de anlamaya çalışmak gerekir.
Bazen bağımlılığı aşk, kibri özgüven, kaçışı teslimiyet ve inadı kararlılık olarak adlandırabiliriz. Böyle yaptığımızda yaşadığımız şeyin gerçek niteliğini görmek zorlaşır. Yanlış bir isim, yanlış bir değerlendirmeye; yanlış bir değerlendirme de yanlış bir davranışa yol açabilir.
İç muhasebenin ilk adımlarından biri, yaşadığımız duruma doğru adını vermektir.
Bir insana duyduğumuz bağlılık bizi sürekli korku içinde tutuyorsa bunun üzerinde düşünmeliyiz. Bir kararımızı savunurken kimseyi dinleyemiyorsak kararlılıkla inat arasındaki farkı araştırmalıyız. Sabırlı olduğumuzu söylerken aslında yüzleşmekten kaçınıyorsak bunu dürüstçe kabul etmeliyiz.
El Hâlık ismi üzerinde tefekkür etmek, bu anlamda insanın iç dünyasını yeniden değerlendirmesine vesile olabilir. Yaratılmış olan her şeyin bir ölçüsü bulunduğunu hatırlamak, kendi hayatımızdaki ölçüsüzlükleri de fark etmemize yardımcı olabilir.
Bu, bir anda tamamlanacak bir dönüşüm değildir. İnsan kendisini tanıdıkça bazı düşüncelerini değiştirir, bazı alışkanlıklarını gözden geçirir ve zamanla daha bilinçli tercihler yapmayı öğrenir.
Gizli inşa dediğimiz şey, burada bir tasavvufi benzetme olarak anlam kazanır: İnsan dışarıdaki her şeyi kontrol edemese de kendi niyetini, davranışlarını ve tutumlarını gözden geçirebilir.
3. Kalbin kıblesi: Neye dayanıyoruz?
İnsan bazen hayatını tek bir kişiye, tek bir başarıya veya tek bir ihtimale bağlayabilir. Bir ilişkiyi kaybettiğinde kendi değerini de kaybettiğini düşünür. İşinde başarısız olduğunda bütün geleceğinin kapandığına inanır. Birinden beklediği ilgiyi göremediğinde kendisini sevilmeye layık değilmiş gibi hissedebilir.
Bu düşüncelerin ortak noktası, insanın kendi varlığını dışarıdaki bir şarta bağlamasıdır.
“Ben onunla varım.”
“Ben bu başarıyla değerliyim.”
“Ben ancak herkes beni onaylarsa huzurluyum.”
İnsan bu cümleleri her zaman açıkça kurmaz. Fakat kararları, korkuları ve tepkileri bazen bu düşüncelerin etkisi altında şekillenir.
Elbette insanın sevdiklerine bağlanması, bir işte başarı istemesi veya başkalarından takdir beklemesi tek başına yanlış değildir. İnsan ilişkiler içinde yaşar ve belirli ihtiyaçlara sahiptir. Sorun, bu ihtiyaçların kişinin bütün değerini ve huzurunu belirleyen tek ölçü hâline gelmesidir.
Tasavvufi tefekkür, kalbin yönünü sorgulamaya çağırır. İnsan kendisine şu soruları sorabilir:
Bir sıkıntıyla karşılaştığımda ilk olarak neye sığınıyorum?
Bir şeyi kaybettiğimde neden bütün varlığım sarsılmış gibi hissediyorum?
Değerimi yalnızca başkalarının davranışlarına göre mi belirliyorum?
Sahip olduklarımı birer nimet olarak mı görüyorum, yoksa onlarsız yaşayamayacağıma mı inanıyorum?
Bu soruların amacı, insanın sevdiklerinden uzaklaşması veya dünya hayatındaki sorumluluklarını önemsememesi değildir. Amaç, insanın geçici olanı mutlaklaştırmadan yaşayabilmesidir.
Kur’an-ı Kerîm’de Talâk suresinin 3. ayetinde şöyle buyrulur:
*“Kim Allah’a tevekkül ederse O, ona yeter. Şüphesiz Allah, emrini yerine getirendir. Allah her şey için bir ölçü koymuştur.”*
Bu ayet, tevekkülün ve ilahî takdirin üzerinde düşünmeye davet eder. Tevekkül, hiçbir şey yapmadan beklemek değildir. İnsan elinden geleni yapar, gerekli tedbirleri alır ve sonucunu bütünüyle kontrol edemeyeceğini kabul eder.
Böylece insanın huzuru yalnızca dış şartların istediği gibi ilerlemesine bağlı kalmaz. Zorluklar devam etse bile kişi kendi sorumluluğunu yerine getirmeye ve daha sağlıklı kararlar almaya çalışabilir.
4. Her kayıp, benliğimizin kaybı değildir
Bir şeyin elimizden çıkması, çoğu zaman iç dünyamızda beklediğimizden daha büyük bir sarsıntı meydana getirir. Çünkü bazen kaybettiğimiz şeyin yanında, o şeyin bize verdiğini düşündüğümüz kimliği de kaybettiğimize inanırız.
Bir iş yalnızca geçim kaynağı değil, kendimizi değerli hissettiğimiz yer olabilir. Bir ilişki yalnızca sevgi bağı değil, bütün geleceğimizi üzerine kurduğumuz bir ihtimal hâline gelebilir. Bir başarı yalnızca elde edilen sonuç değil, kendimizi başkalarına kanıtlama aracı olabilir.
Böyle durumlarda kayıp, yalnızca dışarıda yaşanan bir değişim olmaktan çıkar ve insanın kendisi hakkındaki düşüncelerini de sarsar.
El Hâlık ismi üzerinde tefekkür etmek, insanın kendisini tek bir role veya tek bir sonuca indirgememesini hatırlatabilir. İnsan işini kaybedebilir ama bütün yeteneklerini kaybetmiş olmaz. Bir ilişkisi sona erebilir ama sevebilme ve yeni bağlar kurabilme ihtimali bütünüyle ortadan kalkmaz. Bir hedefi gerçekleşmeyebilir ama hayatının geri kalanını nasıl yaşayacağı henüz kesinleşmiş değildir.
Bu, kaybın önemsiz olduğu anlamına gelmez. Bazı kayıplar ağırdır ve insanın yeniden denge kurması uzun zaman alabilir. Kimi zaman yas tutmak, destek istemek ve hayatı yeniden düzenlemek gerekir.
Ancak yaşanan kaybın gerçekliğini kabul etmekle kendimizi o kaybın tamamına indirgemek aynı şey değildir.
İnsan geçmişte yaşadıklarını değiştiremese de bugün nasıl bir tutum geliştireceği üzerinde çalışabilir. Kendi değerini tek bir sonuca bağlamaktan uzaklaşabilir ve önünde kalan imkânları değerlendirmeye başlayabilir.
Bazen yeniden inşa, kaybettiğimiz her şeyi geri kazanmak değil, hayatımızı yalnızca kaybettiklerimiz etrafında kurmaktan vazgeçmektir.
5. Her şey için bir ölçü: Aşırılıkların farkına varmak
Talâk suresinin 3. ayetindeki ölçü vurgusu, insanın hayatındaki aşırılıkları düşünmesine de imkân verir. İnsan bir şeyi çok fazla önemseyebilir, küçük bir olayı büyütebilir veya büyük bir nimetin değerini fark edemeyebilir.
Bazen bir eleştiri günlerce zihnimizde dönüp durur. Bazen birinin bize gösterdiği ilgisizlik, kendimiz hakkındaki bütün düşüncelerimizi etkiler. Bazen de sahip olduğumuz güzellikleri sıradan kabul ederek sürekli eksik olana odaklanırız.
Böyle zamanlarda kendimize şu soruyu sorabiliriz: Yaşadığım olayla ona verdiğim anlam arasında nasıl bir ilişki var?
Bu soru, duygularımızı küçümsememizi gerektirmez. İnsanların yaşadığı olaylara verdiği tepkiler farklıdır. Aynı olay bir insan için küçük bir mesele olabilirken bir başkası için geçmişteki deneyimleri nedeniyle daha ağır hissedilebilir.
Önemli olan, duygularımızı inkâr etmeden onları değerlendirebilmektir. Bir olayın bizi neden bu kadar etkilediğini anlamaya çalışabilir, düşüncelerimizin ne kadarının somut gerçeklere ne kadarının korkularımıza dayandığını sorgulayabiliriz.
El Hâlık ismiyle ilişkilendirilen yaratma ve ölçü fikri, burada manevi bir düşünme çerçevesi sunar. İnsan kendi iç dünyasında da ölçüyü yeniden bulmak için çaba gösterebilir. Gereksiz karşılaştırmalardan uzaklaşabilir, sahip olduğu nimetleri fark edebilir ve değiştirebileceği konularda somut adımlar atabilir.
Bununla birlikte her sıkıntıyı ilahî bir müdahalenin kesin işareti olarak yorumlamak doğru değildir. Bir gecikmenin veya kaybın neden yaşandığını her zaman bilemeyiz. Fakat yaşadığımız durum karşısında nasıl daha bilinçli ve adil davranabileceğimizi araştırabiliriz.
Ölçüyü yeniden bulmak, her şeyin nedenini bildiğimizi iddia etmek değil, bilmediğimiz şeyler karşısında da sorumlulukla hareket edebilmektir.
6. Tevekkül, sebepleri terk etmek değildir
Tasavvufi düşüncede tevekkül, Allah’a güvenmekle ilişkilidir. Ancak bu güven, insanın gerekli çabayı bırakması anlamına gelmez.
Hasta olan kişi tedavi yollarına başvurabilir. İş arayan kişi başvuru yapabilir. Bir ilişkide sorun yaşayan kişi konuşmayı deneyebilir veya sağlıklı sınırlar koyabilir. Bir hata yapan insan özür dileyebilir ve davranışını değiştirebilir.
İnsan sebeplere başvurur, fakat bütün sonuçların kendi kontrolünde olmadığını da kabul eder.
Bazen insan, istediği sonucu elde edemediğinde bütün çabasının boşa gittiğini düşünür. Oysa bir sonucun gerçekleşmemesi, yapılan her şeyin anlamsız olduğu anlamına gelmez. İnsan süreç içinde yeni bilgiler edinebilir, eksiklerini fark edebilir ve başka yollar deneyebilir.
Tevekkül, sonucu garanti altına alma iddiasından vazgeçerek sorumluluğu yerine getirmektir.
Bu bakış açısı, insanın hem aşırı kaygıyla hem de edilgenlikle arasına mesafe koymasına yardımcı olabilir. Ne her şeyi tek başına kontrol edebileceğini düşünür ne de kendi yapabileceği şeyleri bütünüyle terk eder.
El Hâlık ismi üzerinde tefekkür eden insan, varlığın yaratıcısının Allah olduğunu hatırlarken kendisine verilen irade ve sorumluluğu da göz ardı etmez. Dua eder, tedbir alır, çalışır ve sonucunu Allah’a havale etmeye gayret eder.
7. Her nefesin hatırlattığı emanet
Nefes almak, çoğu zaman üzerinde düşünmeden sürdürdüğümüz doğal bir eylemdir. Fakat insan bir an durup nefesinin farkına vardığında, hayatın kendisine sunulmuş bir imkân olduğunu hatırlayabilir.
Her nefes, insanın yaşama devam ettiğini gösterir. Kalbin atışı ve bedenin işleyişi, insanın kendi varlığı üzerindeki kontrolünün sınırlı olduğunu da düşündürür.
Tasavvufi tefekkürde nefes, emanet ve fanilik kavramlarıyla ilişkilendirilebilir. İnsan sahip olduğunu düşündüğü her şeyin kalıcı olmadığını fark eder. Zaman geçer, şartlar değişir, duygular dönüşür ve hayat yeni sorumluluklar getirir.
Bu düşünce, insanın ölüm korkusuna kapılması için değil, içinde bulunduğu anın kıymetini fark etmesi için bir vesile olabilir.
Nefesin farkına varmak, yoğun bir öfke anında durup sakinleşmeye yardımcı olabilir. İnsan birkaç kez yavaşça nefes alıp vererek duygusuyla tepkisi arasına küçük bir mesafe koyabilir. Böylece hemen cevap vermek yerine ne söylemek istediğini daha iyi değerlendirebilir.
Burada nefesin manevi anlamı ile bedensel işlevini birbirine karıştırmamak gerekir. Nefes almak, tek başına bütün sorunları çözen veya belirli bir manevi mertebeyi garanti eden bir uygulama değildir. Fakat bilinçli bir duraklama, insanın kendisini dinlemesine ve daha dikkatli davranmasına yardımcı olabilir.
El Hâlık ismi üzerinde tefekkür etmek, insanın her anın değerini bilmesine ve hayatını daha bilinçli yaşamaya yönelmesine vesile olabilir.
8. İç dünyamızda yeni bir başlangıç mümkün mü?
İnsan bazen kendisini uzun süredir devam eden bir düşüncenin veya alışkanlığın içinde bulur. Aynı kaygıları tekrar tekrar yaşar, aynı hatalara düşer veya değişmek istediği hâlde bir türlü ilk adımı atamaz.
Böyle zamanlarda değişimin bir anda gerçekleşmesini beklemek insanı daha fazla yorabilir. Oysa yeni bir başlangıç çoğu zaman küçük fakat bilinçli adımlarla oluşur.
Bir düşünceyi fark etmek, bir alışkanlığın hangi durumda ortaya çıktığını anlamak, yanlış bir davranış için özür dilemek veya uzun süredir ertelenen bir sorumluluğu yerine getirmek, dönüşümün başlangıcı olabilir.
İnsan her gün kendisine şu soruları sorabilir:
Bugün hangi düşüncem beni gereğinden fazla yönlendirdi?
Hangi olay karşısında ölçümü kaybettim?
Birini veya bir şeyi olduğundan daha fazla mı büyüttüm?
Neyi değiştirebilirim, neyi kabul etmeyi öğrenmem gerekiyor?
Bugün daha adil, daha merhametli ve daha bilinçli davranmak için hangi adımı atabilirim?
Bu soruların cevapları, insanın kendi hayatı üzerinde daha fazla farkındalık geliştirmesine yardımcı olabilir.
El Hâlık ismi, Allah’ın yaratma kudretini hatırlatır. Bu isimden hareketle yapılan kişisel tefekkür ise insanın kendi davranışlarını yeniden değerlendirmesine ve hayatında daha sağlıklı bir düzen kurmak için çaba göstermesine vesile olabilir.
Burada önemli olan, her değişimi ilahî bir işaret olarak yorumlamak veya insanın bütün sorunlarını yalnızca düşünce değişikliğiyle çözebileceğini varsaymak değildir. Hayatın maddi, sosyal ve psikolojik boyutları vardır. Gerektiğinde başkalarından yardım almak da bu sürecin bir parçasıdır.
İnsan kendisini tanıdıkça daha doğru seçimler yapabilir. Hatalarını fark ettikçe onları düzeltmeye çalışabilir. Her şeyi kontrol edemediğini kabul ettikçe enerjisini gerçekten değiştirebileceği alanlara yöneltebilir.
Sonuç: Enkazdan ölçüye, dağınıklıktan farkındalığa
El Hâlık ismi, Allah’ın yaratıcı olduğunu ve varlığın O’na ait bulunduğunu hatırlatır. Bu hakikat üzerinde düşünmek, insanın kendi gücünün sınırlarını tanımasına ve hayatındaki imkânlara daha bilinçli yaklaşmasına yardımcı olabilir.
Bazen insanı yoran yalnızca yaşadığı olay değildir. O olaya verdiği anlam, kendisini tanımlamak için kullandığı ölçü ve kaybetmekten korktuğu şeylere yüklediği değer de iç dünyasını etkileyebilir.
Bu nedenle insanın kendisine dönüp bakması önemlidir. Sevgiyle bağımlılığı, tevazuyla kendini değersizleştirmeyi, sabırla edilgenliği ve tevekkülle sorumluluktan kaçmayı birbirinden ayırmaya çalışmalıdır.
Her şeyi hemen düzeltmek zorunda değilsin. Geçmişteki bütün kararlarını değiştiremezsin. Başkalarının düşüncelerini kontrol edemezsin. Fakat bugün kendi tutumunu gözden geçirebilir, bir hatanı düzeltebilir, gerekli bir adımı atabilir ve hayatına daha bilinçli bir yön verebilirsin.
İç dünyadaki yeniden inşa, bazen büyük bir değişimle değil, küçük bir hakikati kabul etmekle başlar.
Elinden geleni yap. Sahip olduklarının kıymetini bil. Kaybettiklerinin yasını tutmaktan utanma. Fakat kendini yalnızca kayıplarınla tanımlama. Allah’a yönelirken kendi sorumluluğunu da unutma.
Çünkü insanın kendisini tanıma yolculuğu, yalnızca neyi kaybettiğini anlamakla değil, neye tutunduğunu, neye değer verdiğini ve nasıl bir insan olmak istediğini fark etmekle de derinleşir.
### Dua
Allah’ım, Ya Hâlık!
Varlığımızı yaratan, bizi yaşatan ve bize sayısız nimetler veren Sensin. Kalbimizde ölçüsünü kaybettiğimiz yerleri fark etmeyi, yanlışlarımıza doğru isimler vermeyi ve hakikati kendi arzularımızın önüne koymayı bize nasip eyle.
Bizi geçici olanı kalıcı sanmaktan, insanları ve nimetleri hayatımızın mutlak dayanağı hâline getirmekten koru. Sevdiklerimize merhametle bağlanmayı, sahip olduklarımıza şükretmeyi ve kaybettiklerimiz karşısında sabırla yeniden ayağa kalkmayı öğret.
Tevekkülümüzü tembellikten, sabrımızı suskun bir öfkeden, sevgimizi bağımlılıktan ve özgüvenimizi kibirden arındır. Bize doğruyu görecek basiret, hatalarımızı düzeltecek cesaret ve değiştiremeyeceğimiz şeyleri kabullenecek hikmet ver.
Kalbimizi hakikate yönelt. Niyetimizi güzelleştir, davranışlarımızı düzelt ve bizi hem kendimize hem de kullarına karşı daha adil, daha merhametli eyle.
Âmin.
Bir sonraki Esmâü’l Hüsnâ sohbetinde yeniden buluşmak dileğiyle. Hepinizi Allah’a emanet ediyor, gönlünüze huzur diliyorum.
