İçeriğe geç SESLİ TERAPİ · ÂLİMLERDEN SOHBETLER
Muhyiddin İbn Arabi Hz. Muhyiddin İbn Arabî Hz.: Şeyh ül Ekber. Fütûhât ı Mekkiyye ile varlığın perdelerini tek tek kaldıran, tasavvufun en büyük zirvesi. Her satırı kalbe değil, kalbin ötesine seslenir.
✦
53 sa 38 dk Dinleti Süresi ▶ ♪ Yazıyı dinleyin 0:00 / –:––
Ezel Bezminin Sırrı Kur’an’da şöyle geçer:
“Ben sizin Rabbiniz değil miyim?”
Onlar da: ‘Evet, şahidiz’ dediler.”
❖ 1. Cilt | Fütühati Mekkiyye | Muhyiddin İbn Arabi Hz. 14 bölüm · 19 sa 45 dk · altmış saniye örnek dinleyin Dinleyin › (A’râf, 172)
Bu ayet, sadece teolojik bir hatırlatma değil,
aynı zamanda bir ilahi kontrattır.
Sen Allah’a sadece O’nun Rabb olduğunu değil,
O’nun sana yazdığına da şahadet ettin.
Zira O sadece Rab değildir,
aynı zamanda Müdebbir, yani her şeyi planlayandır.
İbn Arabi şöyle der:
“Elest sadece bir söz değildir.
Bir idrakin yankısıdır.
Ruh, orada sadece iman etmedi;
aynı zamanda kaderini gördü.
Ve rıza ile seçti.”
Yani ruhun “evet” deyişi,
kör bir teslimiyet değil,
idrak edilmiş bir kabuldür.
Ama Biz Hatırlamıyoruz...
Evet.
Bu kabulü bu dünyada hatırlamıyoruz.
Ama o kabulün izleri,
bazı duygularımızda,
bazı iç seslerimizde
ve bazen hiçbir şey anlamadığımız anlarda bile
“olması gerekiyordu” hissinde yankılanır.
Hiç düşündün mü?
Neden bazı şeyler seni hiç tanımadığın halde sarsar?
Neden bazı hikâyeler seninmiş gibi içini deler?
Çünkü ruh,
bu âlemde yaşarken,
önceki rızasını hatırlayan bir yolcudur.
İbn Arabi bunu şöyle açıklar:
“Ruh hatırlamaz, ama hisseder.
Ve hissettiği her şey, onun Elest’te duyduğu kelimelerin yankısıdır.”
________________________________________
O Halde Bu Acılar?
Eğer sen yazgına “razıyım” dediysen,
bu demek değildir ki acı istemiş oldun.
Hayır.
Sen acıyı değil,
onunla kazanılacak kemâli istedin.
Sen karanlığı değil,
onun içinden geçerek doğacak nuru seçtin.
Sen ölümleri değil,
onların sende doğuracağı kalbi kabul ettin.
Çünkü ruh,
bu dünyaya zevk için değil,
zikr için gönderildi.
Ne Oldu da Unuttuk?
Beden, ruhun üzerine indirilen bir elbisedir.
Ve bu elbise, zamanla ağırlaşır.
Unutmak, bu dünyanın perdesidir.
Ama İbn Arabi’ye göre:
“Zikr, ruhun Elest’te duyduğu sesi yeniden hatırlamasıdır.”
Yani sen her “Allah” dediğinde,
aslında kendi ruhunun kadim yankısını okursun.
Âlimlerden Sohbetler Muhyiddin İbn Arabi Hz. Bütün yazıları ve eserleri › Ana Sayfa Kitaplık Duâlarımız Burç ProfilElest’te verdiğin sözün şuurlu tekrarından başka bir şey değildir.
Senin her “tamam ya Rab…” deyişin,
bir yeniden hatırlayıştır.
Ruh bir kez razı olmuştu.
Ama bu dünyada o rızayı bilinçli hâle getirmek,
Senin başına gelen ne varsa,
zaten tanıdığın bir kaderdir.
Çünkü ona ezelde “evet” dedin.
Ama bu evet, sana yük değil,
Ve şimdi sormak sana düşer:
sana “evet” dediğin o ilk sabaha yeniden yürümektir.
bütün bu izahlardan sonra
kalpte hâlâ bir şey kalır…
Çünkü söz, acıyı teskin edemez.
acının içinden bir sır doğar.
İşte orada başlar hakikatin kıvılcımı…
bu dünyaya zevk için değil,
çoğu zaman acının koynunda gizlidir.
Kimi nimetle terbiye olur,
Kimi annesinin göğsünde büyür,
kimi annesini hiç görmeden gökyüzüne bakar.
her ruhu tam onun hakikatine uygun bir sınavla büyütür.
kendi sır yolculuğunu yürür.
bombaların arasında doğar.
Ve sen o manzaraya bakarken yüreğin dağlanır.
“Bu mu adalet ya Rab?” diye haykırırsın.
Çünkü cevabı zaman vermez.
gözyaşıyla yazılan bir ömür,
ebediyette bir anın nuruna dönüşür.
Sen burada kaybettim sanırsın,
orada vuslatın kendisiyle buluşursun.
seni sevdiği kadar sınar.
Ve seni bildiği kadar örtüler.
Ve bazen bir kulun hayatında,
bir şehrin uyanışına vesile olur.
O yüzden sen sadece kendi gözünle değil,
Rahman’ın ilmiyle bakmaya çalış.
“Allah’ın cemali kadar, celali de vardır.
Ve celal bazen daha büyük rahmetin kapısıdır.”
Ama içeriye ancak rıza girebilirse
Çünkü acıyla eğrilmiş bir kalp,
daha derin duayla ayağa kalkar.
Senin gözünde “zulüm” gibi duran,
ilahi adaletin en keskin hâli olabilir.
bir nebze anlayabilirsin.
Zenginlik seni kaydırabilir,
fakirlik seni sabit kılabilir.
Güvenlik seni gaflete çekebilir,
korku seni duaya döndürebilir.
yaşadığınla ne olduğundur.
onunla neye dönüştüğündür.
seni O’na yaklaştırıyorsa,
senin kaderi kırman değil,
kaderin içinde açılan bir kapıyı fark etmen olabilir.
senin kalbindeki değişimle ilgilidir.
Çünkü sen artık başka bir sen olmuşsundur.
Sen isyanla okursan ağırlık,
teslimiyetle okursan rahmet olur.
nasıl baktığında gizlidir.
Şimdiye kadar olan her şey,
onu her an yeniden yaşıyorsun.
Ama bakışımıza sızmayan bir zar gibi.
Ve o perdenin arkasında asıl olan saklı:
Peki biz bu dünyanın neresindeyiz?
Yoksa sadece seyreden mi?
Modern dünyada buna “simülasyon teorisi” deniyor:
Belki de her şey bir yazılım,
belki de biz sadece izleyiciyiz…
Ve yaşadığımız sandığımız şey,
aslında bir senaryonun akışı.
Ama bu fikir, yeni değil.
İbn Arabi, bunu 700 yıl önce çok daha derin,
çok daha sarsıcı bir şekilde söylüyordu.
Ama hakikati Hakk’ın hayâli olduğu için gerçektir.”
ama gerçekliğin gölgeden ibaret.
ama yaşadığını zannettiğin şey,
Zât’ın tecellisinden başka bir şey değil.
Bizim “gerçek” dediğimiz şey,
belki de Allah’ın ilmi içindeki bir seyirdir.
bir nehrin akışında yansıyan yapraklar gibiyiz.
güneşin suya yansımasındaki parlaklık kadar.
Bir kaynaktan doğduğu sürece gerçek.
İşte tasavvuf, simülasyon teorisini bir oyun olarak değil,
bir tecelli düzeni olarak yorumlar.
İbn Arabi’nin cevabı çarpıcıdır:
sen sadece o aradaki aynasın.”
bu âlemde olan biteni izliyorsun sandığında,
aslında senin üzerinden seyreden,
Ve bu, insanı hem yüceltir,
Çünkü sen bir “oyuncu” değilsin sadece;
aynı zamanda bir ayin yerisin.
O’nun kendine bakmak için seçtiği
Çünkü Kur’an’da buyurulur:
“Attığın zaman sen atmadın; Allah attı.”
gerçekliği yeniden tanımlar.
tam bir bağlılıkla gerçekleşir.
Bir simülasyonun içinde değiliz belki,
ama bir seyir sisteminin içindeyiz.
bizim hatırlayışımızla anlam kazanır.
Sen bu akışta kendini “özne” zannettikçe,
kendini “şahit” kıldığında,
Çünkü tasavvufun simülasyonu şudur:
“Gerçeklik, yalnızca Zât’a bakıldığında vardır.
bu âlemin kodunu çözmek değil…
her şeyin yalnızca “seyredilen” değil,
sevgili olarak bakılan olduğunu hatırladığında
işte o zaman uyanış başlar.
________________________________________
Bir şeyi sürekli izliyorsun.
Ama o şey, sanki hep senden bir adım önde.
Bir anı yaşamaya başlıyorsun,
ve henüz anlayamadan o an geçip gidiyor.
Sonra geriye sadece o tanıdık his kalıyor:
“Ben sanki sadece izliyorum…”
insanın en derin farkındalıklarından biridir.
Sen yaşadığını sandığın şeyi yaşamıyorsun,
sen “yaşanırken” fark edilen bir şahitsin.
Senin eylemlerin, senin niyetlerinle yoğrulur,
ama bu eylemlerin ilahi bir seyirde seni aşan bir plana dahildir.
Tıpkı bir yıldızın, kendi parlaklığıyla değil,
güneşin ışığıyla parlaması gibi.
İbn Arabi, bu hakikati şöyle tarif eder:
“Âlem, Allah’ın kendini seyretme aynasıdır.
Sen ise o aynada açılan yansımadan ibaretsin.
Ama yansıma olmadan tecelli olmaz.
Ama varlığın, sende değildir.”
İşte burası, “ben kimim?” sorusunun cevapla değil,
suskunlukla sarsıldığı yerdir.
ama o doğum senin için bir haber,
Allah için zaten olmuş bir şeydir.
ama o gözyaşı senin için bir an,
Allah için zuhurun bir parçasıdır.
Ve sen bu olayları yaşarken değil,
şahit olurken gerçek olursun.
şahitlik üzerine kurulmuştur.
“Ben bu acıyı neden yaşadım?”
“Bu kader bana neden yazıldı?”
kendine ait sandığın varlığın aslında
bir bakışa dönüştüğünü fark edersin.
Senin özün bir merkez değil,
her şeyi seyreden o Bakî Göz’dür.
ama belki de seni izleyen,
o bakışın içindeki senin asli halindir.
________________________________________
Onlar bu sistemin neresindedir?
hakikatin perdeyle karıştığı ara bir şehâdettir.
ama gerçeklikten daha gerçeği gösterdiği için
**“uyanılandan daha uyanık bir alan”**dır.
senin gerçek dediğin şey,
bazen sadece alışkanlıktır.
alışkanlığın dışına çıktığında
hakikati değil, onun yansımasını fark edersin.
________________________________________
Biz sadece izliyor muyuz?
Aynı zamanda izleniyoruz.
bizi ilahi olana şahit kılan bir izleniştir.
Ve belki de bu yüzden dünya bir oyun değil,
bir tecelliler tiyatrosudur.
rolü her defasında kendiliğinden oynar.
ama zamanla sınırlı değilsin.
ama yazgının ardında merhametin gizli.
bizim için yazdığın her şeyi
ilimle, hikmetle, rahmetle ördün.
Senin ilminde her şey çoktan oldu.
Ama bizim kalbimiz hâlâ yolculukta.
Bir perdeyle bakıyoruz olan bitene…
ama Sen biliyorsun ya Rab,
Biz bu âleme unutarak geldik.
Şimdi hatırlamak için yalvarıyoruz.
Senin isimlerinin gölgesinde yürürken,
kendimizi “ben” zannettik.
Ama Sen her şeyin sahibi olduğunu
her ân bize hatırlatıyorsun.
içimizde bile göremediğimizi bize göster.
bizi seyrederken sevdiğini unutma.
Senin ilminde yazılmış her şeyin
bizde hayra tecelli etmesini nasip eyle.
Bizi yalnız yazılmış olanın değil,
senin rızanın izleyicisi eyle.
Biz sadece seyretmek istemiyoruz.
Seninle birlikte anlamak,
Seninle birlikte var olmak istiyoruz.
Zât’ının kudretine teslim ediyoruz.
Bizi sadece yaşatan değil,
uyanık ve diri kılan kullarından eyle.
Ve her kelimenin sustuğu yerde,
✓ Ömür boyu erişim · önce örnek dinleyin