# Malikü’l Mülk Sırrı: Hayatını Değiştirmek, Kalbindeki Tahtı Değiştirmekle Başlar
*Kontrol etme arzusundan tevekküle, sahiplik iddiasından emanet bilincine uzanan tasavvufi bir tefekkür.*
Hayat neden aynı döngüde dönüp duruyor?
İnsan bazen hayatını değiştirmek için her şeyi değiştirir. Evini, işini, çevresini, alışkanlıklarını ve hatta yaşadığı şehri… Fakat bütün bu değişikliklerin ortasında aynı korkularla, aynı huzursuzluklarla ve aynı iç hesaplaşmalarla karşılaşır.
Çünkü insanın değiştirmek istediği şey bazen hayatının dışındaki şartlar değil, o şartlara bağladığı anlamdır.
Kalbin tahtında ne oturuyor?
Kaybetme korkusu mu? Başkalarının takdiri mi? Geleceği bütünüyle kontrol etme arzusu mu? Yoksa bütün mülkün gerçek sahibinin Allah olduğu hakikati mi?
Malikü’l Mülk ismi, insanı bu soruların karşısında durmaya çağırır. Bu isim, mülkün mutlak sahibinin Allah olduğunu hatırlatır. İnsanın sahip olduğunu düşündüğü nimetler ise ona verilmiş imkânlar ve sorumluluklardır.
Kur’an’da şöyle buyrulur:
“De ki: Ey mülkün sahibi Allah’ım! Mülkü dilediğine verirsin, mülkü dilediğinden çekip alırsın. Dilediğini aziz edersin, dilediğini zelil edersin. Hayır Senin elindedir. Şüphesiz Sen her şeye hakkıyla gücü yetensin.”
*Âl-i İmrân, 3:26*
Bu ayet, yalnızca mülkün gerçek sahibini bildirmez. İnsanın kendi gücünü nasıl anlaması gerektiğini de düşündürür. İnsan gayret eder, karar verir ve sorumluluk üstlenir. Fakat hayatın bütün sonuçlarını kendi iradesiyle belirleyemez.
İşte kulluk şuuru, insanın bu sınırı kabul etmesiyle derinleşir.
Malikü’l Mülk: Kontrol etme arzusundan tevekküle
İnsanın en ağır yüklerinden biri, her şeyden sorumlu olduğunu düşünmesidir. Her ihtimali önceden hesaplamak, herkesin davranışını anlamak, gelecekteki bütün tehlikeleri önlemek ister. Belirsizlikle karşılaştığında ise sanki bütün dünya kendi omuzlarına yüklenmiş gibi hisseder.
Oysa insanın sorumluluğu, her şeyi kontrol etmek değil, kendisine düşeni hakkıyla yapmaktır.
Bir kapının açılması için gayret göstermek kulun sorumluluğudur. O kapının ne zaman ve nasıl açılacağını bütünüyle belirlemek ise onun elinde değildir. Bir iş için çalışmak, bir hastalıkta tedavi aramak, bir hatayı düzeltmek, bir gönlü onarmak insanın iradesiyle ilgilidir. Sonucun bütün yönlerini bilmek ise insanın gücünü aşar.
Tevekkül, bu ayrımın farkına varmaktır.
İnsan sebeplere sarılır ama sebepleri mutlak güç sahibi görmez. Plan yapar ama planı bozulduğunda hayatın bütünüyle anlamsızlaştığını düşünmez. Dua eder, çalışır ve sonucu Allah’a havale eder.
Malikü’l Mülk ismini tefekkür etmek, insanın bu dengeyi yeniden hatırlamasına vesile olabilir.
“Benim” dediğin her şey bir emanet
Benim evim, benim işim, benim başarım, benim geleceğim…
Bu ifadeler günlük hayatın doğal parçalarıdır. Sorun, bir şeye sahip olmakta değil, sahipliği mutlaklaştırmaktadır. İnsan elindeki nimeti kendisinin sonsuza kadar koruyabileceği bir varlık gibi gördüğünde kaybetme korkusu büyüyebilir.
Emanet bilinci ise başka bir kapı açar.
İnsan malını korur ama onunla kibirlenmez. Sevdiklerine bağlanır ama onları kendi mülkü gibi görmez. Başarısı için çalışır ama bütün başarıyı yalnızca kendinden bilmez. Kaybettiğinde üzülür fakat yaşadığı acıyı inkâr etmek zorunda hissetmez.
Çünkü teslimiyet, insan olmanın duygularını yok etmek değildir. Acıyı, korkuyu ve özlemi Allah’a yönelerek taşıyabilmektir.
Tasavvufi tefekkürün derinliklerinden biri de burada belirir: İnsan, kendisini mutlak sahip olarak görmekten uzaklaştıkça emanetin kıymetini daha iyi anlayabilir.
Bir nimetin geçici olması, onu değersiz kılmaz. Tam tersine, geçiciliğini bilmek ona daha dikkatli yaklaşmayı öğretir.
Gerçek değişim nerede başlar?
Hayatın değişmesini istemek anlaşılır bir arzudur. İnsan daha huzurlu olmak, geçim sıkıntısından kurtulmak, sağlığına kavuşmak, aile ilişkilerini düzeltmek ve önünde yeni imkânlar görmek ister.
Fakat Allah’ın güzel isimlerini zikretmek, belirli bir sonucun kesin olarak gerçekleşeceği anlamına gelmez. Bir ismi belli sayıda tekrarlamanın kaderi mutlaka değiştireceği, bütün sorunları ortadan kaldıracağı veya insanların davranışlarını kontrol edeceği yönünde kesin vaatlerde bulunmak doğru değildir.
Zikir, Allah’ı anmak ve kulluk bilincini diri tutmak için yapılır.
İnsan Malikü’l Mülk ismini anarken kendi hayatına şu soruları yöneltebilir:
Neyi kontrol etmeye çalışırken kendimi tüketiyorum?
Hangi sorumluluğu yerine getirmeyi erteliyorum?
Elimdeki nimetlerden hangisini daha iyi değerlendirebilirim?
Hangi korkum beni doğru adım atmaktan alıkoyuyor?
Kime karşı haksızlık ettim ve hangi hatamı düzeltmem gerekiyor?
Bu soruların cevabını aramak, zikri yalnızca dilde kalan bir tekrardan çıkarıp ahlaka ve davranışlara uzanan bir tefekküre dönüştürür.
Gerçek değişim bazen büyük bir mucize beklemekle değil, bugün atılması gereken küçük ama dürüst bir adımla başlar.
“Yâ Malikü’l Mülk” ile tefekkür
Şimdi bir an dur.
Omuzlarında taşıdığın yükleri düşün. Gelecekle ilgili endişelerini, kaybetmekten korktuğun şeyleri ve değiştirmek isteyip de değiştiremediğin durumları fark et.
Onları yok sayma. Her şey yolundaymış gibi davranma. Yalnızca kendi sorumluluğunla gücünün sınırını birbirinden ayırmaya çalış.
Ardından içinden şu ismi an:
**Yâ Malikü’l Mülk.**
Mülkün gerçek sahibi Allah’tır.
Yeniden an:
**Yâ Malikü’l Mülk.**
Bana verilen nimetleri korumaya, onları hayırla kullanmaya ve sorumluluklarımı yerine getirmeye çalışacağım.
Bir kez daha an:
**Yâ Malikü’l Mülk.**
Bilmediğim yarınlar için gayret edeceğim fakat bugünü bütünüyle korkuya teslim etmeyeceğim.
Bu zikri dilediğin kadar sürdürebilirsin. Otuz üç tekrar gibi bir sayı seçmek, kişisel bir zikir düzeni oluşturmak için tercih edilebilir. Ancak bu sayının özel bir sırrı açacağına veya belirli bir dileği mutlaka gerçekleştireceğine dair sahih bir delil olmadan kesin hükümler verilmemelidir.
Zikrin kıymeti, insanlara üstünlük sağlamakta değil, Allah’ı anmakta ve kulluğu hatırlamaktadır.
Zikir insanın hayatına nasıl yansır?
Bir insan Allah’ı anıyor fakat elindeki imkânları başkalarına zulmetmek için kullanıyorsa, zikrin manasını davranışlarına taşımak üzerinde yeniden düşünmelidir.
Mülkün sahibi Allah ise insanın elindeki güç de sınırsız bir yetki değildir. Makam, sorumluluk getirir. Mal, paylaşma ve adalet sorumluluğu doğurur. Bilgi, tevazu ve fayda üretme yükümlülüğünü beraberinde getirir.
Malikü’l Mülk ismini tefekkür eden insan, yalnızca kendi huzurunu aramamalıdır. Başkasının hakkını gözetmeli, verdiği sözleri tutmalı, ihtiyaç sahibine yardım etmeli ve elindeki nimetleri hayır için kullanmaya gayret etmelidir.
Çünkü manevi olgunluk, yalnızca dua sırasında hissedilen duygularla ölçülemez. İnsanların haklarına yaklaşımımızda, öfkemizi nasıl yönettiğimizde ve imkânlarımızı nasıl kullandığımızda da görünür.
Bir zikir seni daha merhametli, daha adil, daha sabırlı ve daha sorumlu olmaya çağırıyorsa, onun manası hayatında karşılık bulmaya başlamış demektir.
Her kapanan kapı mutlaka daha güzeline mi açılır?
İnsan zor zamanlarda teselli arar. Bazen yaşadığı kaybın ardından daha güzel bir başlangıç olacağını duymak ister. Fakat her kapanan kapının mutlaka daha iyi bir kapıya açılacağını söylemek, hayatın belirsizliğini görmezden gelmek olur.
Mümin, geleceğin nasıl şekilleneceğini bütünüyle bilemez. Yaşadığı her olayın hikmetini hemen kavrayamayabilir. Buna rağmen umudunu koruyabilir, dua edebilir ve önündeki imkânları değerlendirmeyi sürdürebilir.
Bir işin sona ermesi yeni bir yol aramaya vesile olabilir. Bir hatadan dönmek daha doğru kararlar almayı öğretebilir. Bir kayıp, sevdiklerimizin kıymetini daha derinden anlamamıza yardımcı olabilir. Fakat bunların hiçbiri her acının mutlaka belirli bir ödül için yaşandığını bildiğimiz anlamına gelmez.
Teslimiyet, her olayın arkasındaki hikmeti çözdüğünü iddia etmek değildir. Bilmediği yerde Allah’a yönelmek, yaşadığı acıyı küçümsememek ve doğru olanı yapmaya devam etmektir.
Malikü’l Mülk ile dua
Ey bütün mülkün sahibi olan Allah’ım!
Kalbimizi kendimize ait olmayan şeyleri mutlak biçimde sahiplenme arzusundan koru. Bize verdiğin nimetleri emanet bilmeyi, onları Senin rızana uygun kullanmayı ve her birinin sorumluluğunu taşımayı nasip eyle.
Ya Rabbi, kontrol edemediğimiz şeyler karşısında bizi ümitsizliğe düşürme. Sorumluluğumuz olan işleri ihmal etmekten de bizi muhafaza eyle. Bize gayretle tevekkülü, sabırla ümidi, şükürle paylaşmayı bir arada taşıyabilen bir kalp ver.
Yâ Malikü’l Mülk!
Helalinden rızık kazanmayı, kazancımızı hayırla kullanmayı ve darlık zamanlarında doğru yoldan ayrılmamayı nasip eyle. Borcu olanlara ödeme kolaylığı, hastalara şifa, kederlilere ferahlık ve zor durumda olanlara hayırlı çıkış yolları ihsan eyle.
Bizi sahip olduklarımızla kibirlenmekten, kaybettiklerimiz yüzünden ümitsizliğe kapılmaktan ve başkalarının nimetlerine haset etmekten koru.
Kalbimize zikrini, dilimize doğru sözü, davranışlarımıza güzel ahlakı yerleştir. Bizi yalnızca kendisi için isteyenlerden değil, başkalarının iyiliğini de gözeten kullarından eyle.
Rabbimiz, hayatımızın her alanında Sana muhtaç olduğumuzu unutma gafletinden bizi kurtar. Bize düşeni hakkıyla yapmayı, bilmediğimiz yarınlar için Sana güvenmeyi ve her durumda adaletten ayrılmamayı nasip eyle.
Son nefesimizi imanla vermeyi ve huzuruna razı olduğun kullarından biri olarak varmayı nasip eyle.
Âmin.
Son söz: Hayatını değiştirmek, her şeyi kontrol etmek değildir
Malikü’l Mülk isminin tefekkürü, insana hayatın bütün şartlarını değiştireceği garantisini vermez. Fakat sahiplik iddiasını sorgulamak, sorumluluklarını yeniden değerlendirmek ve Allah’a güvenerek gayret etmek için güçlü bir hatırlatma olabilir.
Bugün elindeki emaneti koru. Yapman gerekeni erteleme. Korkularını inkâr etmeden onlarla yüzleş. İmkânların ölçüsünde adım at ve bilmediğin yarını mutlak biçimde kontrol etmek zorunda olmadığını hatırla.
**Mülk Allah’ındır. Nimet emanettir. Gayret kuldan, takdir Allah’tandır.**
Yâ Malikü’l Mülk! Bizi emanetin kıymetini bilen, nimet karşısında şükreden, zorluk karşısında sabreden ve her hâlinde Sana yönelen kullarından eyle.
