Mülk ve melekût, basiret, ilahi gözetim ve kulluğun hakikati üzerine tasavvufi bir tefekkür
### Meliklik ve Kalbin Dönüşümü
Bazı rüyalar vardır ki insan uyandığında onları hatırlamaz. Bazıları ise insanın zihninde öyle derin bir iz bırakır ki kişi, gördüğü şeyin anlamını uzun süre düşünmeye devam eder. Tasavvufi düşüncede bu durum, insanın yalnızca dış dünyayı değil, kendi iç âlemini de tanıması gerektiğini hatırlatan bir başlangıç noktası olarak ele alınabilir.
İnsan bazen hayatın koşuşturması içinde hakikati aradığını düşünürken kendi alışkanlıklarının ve arzularının esiri hâline gelebilir. Gördüğü şeyleri mutlak gerçeklik zanneder, sahip olduğu imkânları kendi gücünün eseri sayar ve hayatındaki gelişmeleri yalnızca kendi iradesiyle açıklamaya çalışır. Oysa varlık âleminin bütünü, insanın sınırlı idrakinden çok daha geniştir.
El Melik ismi, bu noktada insanı önemli bir hakikatle yüzleştirir. Mutlak mülk ve hükümranlık Allah'a aittir. İnsan ise kendisine verilen imkânlar içinde sorumluluk taşıyan bir kuldur.
Sadreddin Konevî'nin El Melik ismi üzerine yaptığı değerlendirmeler, mülkün gerçek sahibi ile yaratılmışların sahip olduğu sınırlı imkânlar arasındaki farkı düşünmeye imkân verir. Bu çerçevede meliklik yalnızca bir şeye sahip olmakla değil, hükümranlık ve tasarruf kavramlarıyla da ilişkilidir.
Tasavvufi anlatımda arifin kalbinin dönüşmesi, insanın nefsinin arzularından uzaklaşarak Allah'a kulluk bilincini derinleştirmesi şeklinde yorumlanabilir. Burada söz konusu olan, Allah'ın bir eksikliğini gidermek veya O'nun bir şeye ihtiyaç duyması değildir. Bilakis kulun kendi nefsini tanıması, kibirden arınması ve kulluğunun hakikatini kavramasıdır.
İnsan kendi benliğini mutlaklaştırmayı bıraktığında, sahip olduğu nimetlere farklı bir gözle bakmaya başlar. Bilgisini, gücünü ve imkânlarını kendisine ait bağımsız bir saltanat olarak değil, sorumluluğunu taşıdığı nimetler olarak değerlendirir.
El Melik isminin insanın kalbinde açtığı tefekkür kapılarından biri de budur.
### İnsan Bedenindeki Düzen ve İlahi Kudret
Sadreddin Konevî'nin El Melik bahsinde ele aldığı meselelerden biri, insanın kendi bedeni üzerindeki sınırlı tasarrufudur. İnsan bir işi yapmaya niyet eder, elini kaldırır, yürür veya konuşur. Bedenindeki organlar belirli bir düzen içinde işlevlerini yerine getirir.
Bu düzen, insanın kendisine verilen imkânları düşünmesi bakımından dikkat çekicidir. Ancak insanın kendi bedeni üzerindeki iradesi mutlak değildir. Her hareketi istediği zaman gerçekleştiremez. Hastalık, yorgunluk, yaşlanma ve başka sebepler, insanın iradesinin sınırlılığını ortaya koyar.
İnsan bir eli kaldırmaya karar verebilir fakat o elin bütün işleyişini kendisi yaratmaz. Kalbinin atmasını sağlayan bütün süreçleri yönetemez. Nefes alıp vermesinin arkasındaki biyolojik düzeni kendi başına kurmuş değildir.
Bu gerçek, insana hem şükür hem de tevazu bilinci kazandırmalıdır.
İnsan kendisine verilen yetenekleri kullanmakla sorumludur. Fakat bu yetenekleri mutlak bir güç gibi görmemelidir. İrade sahibi olmak, her şeyi kontrol edebilmek anlamına gelmez. Kulun sorumluluğu ile Allah'ın mutlak kudreti arasındaki ayrımı doğru anlamak, sahih bir kulluk bilinci açısından önemlidir.
İnsanın bedenini bir ülkeye, organlarını o ülkenin düzenini meydana getiren unsurlara benzetmek, tasavvufi anlatımda kullanılan açıklayıcı bir örnektir. Bu benzetme, insanın kendi içindeki düzeni fark etmesine yardımcı olur.
Ancak asıl üzerinde durulması gereken nokta, insanın kendi varlığını yaratmadığı ve sahip olduğu imkânların mutlak sahibi olmadığı gerçeğidir.
### Kâinatın Düzeni ve Birlik Hakikati
İmam Gazâlî'nin varlık âlemi üzerine değerlendirmeleri, insanın kendi bedenindeki düzen ile kâinattaki düzen arasında karşılaştırmalar yapmaya imkân verir.
İnsan bedeni, farklı organların ve sistemlerin birbiriyle uyum içinde çalışması sayesinde hayatını sürdürür. Her organın kendine özgü bir işlevi vardır. Bu işlevler birbirinden bağımsız görünse de bedenin bütünü içinde bir düzen meydana getirir.
Kâinat da insanın sınırlı bakış açısından çok daha geniş ve karmaşık bir düzene sahiptir. Gökler, yer, canlılar ve bütün yaratılmışlar, Allah'ın yaratmasıyla varlıklarını sürdürür.
Kur'anı Kerim'de Allah'ın her şeyin yaratıcısı olduğu bildirilir. Zümer suresinin 62. ayeti, Allah'ın her şeyin yaratıcısı olduğunu ve her şey üzerinde vekil bulunduğunu ifade eder.
Bu hakikat, insanın kendi gücünü ve varlığını mutlaklaştırmaması gerektiğini gösterir.
Tasavvufi düşüncede birlik kavramı üzerinde durulurken Allah'ın yaratıcı oluşu ile yaratılmışların varlığı arasındaki ayrım korunmalıdır. Kâinattaki düzen, Allah'ın kudretini gösteren bir delil olarak değerlendirilir. Fakat yaratılmışlar Allah ile özdeş değildir. Allah yaratandır, diğer bütün varlıklar ise yaratılmıştır.
El Melik ismi, bu ayrımı hatırlatarak insanı hem kâinatın düzeni üzerinde düşünmeye hem de bu düzenin yaratıcısına kulluk etmeye davet eder.
### Mülk ve Melekût: Görünen Âlemden İçsel Tefekküre
Tasavvuf geleneğinde mülk ve melekût kavramları, varlığın görünen ve görünmeyen yönleri üzerine düşünmek için kullanılır.
Mülk, duyularla algılanabilen ve gözlemlenebilen âlemi ifade etmek için kullanılırken melekût kavramı, varlığın görünmeyen yönüyle ilişkilendirilir. Bu kavramlar farklı eserlerde farklı açıklama ve bağlamlarla ele alınabilir.
İnsan baş gözüyle dağları, denizleri, yıldızları ve çevresindeki nesneleri görebilir. Fakat gördüğü şeylerin bütün hikmetini yalnızca bakarak kavrayamaz. Bir ağacın meyvesini görmek başka, o ağacın varlığını mümkün kılan yaratılış düzeni üzerinde düşünmek başkadır.
İşte burada basiret kavramı önem kazanır.
Basiret, yalnızca gözle görülemeyen şeyleri gördüğünü iddia etmek değildir. İnsanın gördüklerinden ibret alması, olayları hikmetle değerlendirmesi, doğru ile yanlışı ayırt etmeye çalışması ve kalbini hakikate açık tutmasıdır.
Kur'anı Kerim'de En'âm suresinin 104. ayetinde, Rablerinden insanlara basiretler geldiği bildirilir. Bu ifade, hakikati kavramanın ve doğruyu görebilmenin önemini ortaya koyar.
Baş gözü ile kalp gözü arasında yapılan tasavvufi karşılaştırma da bu çerçevede değerlendirilebilir. Baş gözü dış dünyayı görürken basiret, insanın gördükleri üzerinde düşünmesine ve onlardan anlam çıkarmasına yardımcı olur.
Bununla birlikte basiret sahibi olduğunu söyleyen kişinin her yorumunun doğru kabul edilmesi gerekmez. İnsan yanılabilir. Bu nedenle tasavvufi tecrübeler ve kişisel yorumlar, dinin açık hükümlerinin yerine geçirilemez.
Gerçek basiret, insanı kibir ve iddiaya değil, tevazuya, hikmete ve kulluk bilincine yöneltmelidir.
### Görmek ve Anlamak Arasındaki Fark
İnsan bir şeyi görebilir fakat onun anlamını kavrayamayabilir. Bir nimete sahip olabilir fakat o nimetin kıymetini bilmeyebilir. Bir musibetle karşılaşabilir fakat bu olaydan hangi dersleri çıkarabileceğini hemen anlayamayabilir.
Bu durum, dış dünyayı algılamak ile onu doğru değerlendirmek arasındaki farkı ortaya koyar.
Tasavvufi düşüncede kalp gözü ifadesi, insanın manevi idrakini anlatmak için kullanılır. Bu idrak, insanın kendisini tanıması, nefsinin eğilimlerini fark etmesi ve Allah'ın ayetleri üzerinde düşünmesiyle gelişebilir.
Mevlânâ'nın Mesnevî'sinde de insanın dış görünüşe takılıp kalmaması, gönül dünyasını geliştirmesi ve hakikati araması üzerinde durulur. Ancak ona atfedilen belirli sözler, kaynakları doğrulanmadan doğrudan alıntı olarak kullanılmamalıdır.
Manevi gelişim, dış dünyayı tamamen reddetmek anlamına gelmez. İnsan hem dünyadaki sorumluluklarını yerine getirmeli hem de gördüklerinden ibret almalıdır. Baş gözüyle görülen âlem ile kalbin hakikati arayışı birbirine düşman değildir.
Aksine insan, yaratılmışlar üzerinde düşünerek Allah'ın kudretini daha iyi kavramaya çalışabilir.
El Melik ismi bu noktada insana şunu hatırlatır: Görülen mülkün sahibi Allah'tır. İnsan ise gördükleriyle yetinmeyip bu nimetler karşısında sorumluluğunu da düşünmelidir.
### Rüknü Şedîd: Sağlam Dayanak Arayışı
İnsanın hayatında en çok ihtiyaç duyduğu şeylerden biri sağlam bir dayanağa sahip olmaktır. Çünkü insan değişen şartlarla, belirsizliklerle ve kendi gücünü aşan durumlarla karşılaşır.
Bazen maddi imkânlarına güvenir. Bazen makamının, çevresinin veya bilgisinin kendisini koruyacağını düşünür. Fakat zaman içinde bu dayanakların her birinin sınırlı olduğunu görür.
Tasavvufi metinlerde geçen rüknü şedîd ifadesi, sağlam ve güçlü dayanak anlamı etrafında değerlendirilebilir. Bu ifade, Hûd suresinin 80. ayetinde Hz. Lût'un kavmi karşısındaki çaresizliğini anlatan bağlamda da geçer. Hz. Lût, kendisini koruyacak güçlü bir desteğe sahip olmayı arzuladığını dile getirir.
Bu ayet, insanın güçsüzlüğünü ve sağlam bir dayanağa duyduğu ihtiyacı anlamak bakımından dikkat çekicidir.
İman sahibi insan için nihai güven ve tevekkül kaynağı Allah'tır. Fakat Allah'a güvenmek, sebepleri terk etmek veya insanlardan yardım istemeyi bütünüyle reddetmek anlamına gelmez. İnsan meşru sebeplere başvurur, tedbir alır ve sorumluluklarını yerine getirir. Bütün bunları yaparken hiçbir sebebin Allah'tan bağımsız bir güce sahip olmadığını bilir.
Rüknü şedîd kavramı üzerine tefekkür etmek, insanın geçici dayanaklarla mutlak güven arasında ayrım yapmasına yardımcı olabilir.
İnsan sahip olduğu imkânları korumaya çalışırken bunların sonsuza kadar kendisinde kalacağını düşünmemelidir. Gerçek kulluk, nimetlerden yararlanırken onların geçici olduğunu da hatırda tutabilmektir.
### Allah'ın Kudreti ve İnsanın Sorumluluğu
Kâinatta gerçekleşen olaylar, farklı sebepler ve süreçlerle meydana gelir. Rüzgâr eser, ağaç meyve verir, insan yürür ve konuşur. İnsan bu olayları gözlemler ve aralarındaki ilişkileri anlamaya çalışır.
İslam inancına göre bütün varlıklar Allah'ın yaratmasıyla var olur. Hiçbir yaratılmış varlık, Allah'tan bağımsız ve mutlak bir yaratma kudretine sahip değildir.
Ancak bu inanç, insanın iradesini ve sorumluluğunu yok saymak anlamına gelmez. İnsan tercihleri sebebiyle sorumludur. İyiliği veya kötülüğü seçebilir ve yaptığı tercihlerden dolayı hesaba çekilir.
Bu nedenle insanın kendi davranışlarını değerlendirirken iki aşırı uçtan kaçınması gerekir. Bir tarafta her şeyi yalnızca kendi gücüne bağlayarak Allah'ın kudretini unutmak, diğer tarafta ise kendi sorumluluğunu inkâr ederek bütün davranışlarını kaçınılmaz bir sonucun eseri saymak vardır.
Dengeli bir iman anlayışı, Allah'ın mutlak kudretini kabul ederken insanın sorumluluğunu da korur.
El Melik ismi, insana hem aczini hem de sorumluluğunu hatırlatır. Kul kendi varlığının yaratıcısı değildir, fakat kendisine verilen iradeyi nasıl kullandığından sorumludur.
### Hz. Musa Kıssası ve İlahi Gözetim
Kur'anı Kerim'de Hz. Musa'nın hayatı anlatılırken Allah'ın onu özel bir gözetim ve koruma altında yetiştirdiğine işaret eden ayetler yer alır.
Tâhâ suresinin 39. ayetinde Allah, Hz. Musa'nın annesine vahyedilen hususları ve Musa'nın kendisinin gözetimi altında yetiştirilmesini bildirir. Ayette geçen ifade, Hz. Musa'nın hayatının belirli bir ilahi takdir ve koruma çerçevesinde geliştiğini anlamak bakımından önemlidir.
Hz. Musa'nın bebekken bir sandığa konulması, nehre bırakılması ve Firavun'un sarayında büyümesi, onun hayatındaki dikkat çekici aşamalardır. Daha sonra Medyen'e gitmesi ve peygamberlikle görevlendirilmesi, bu hayat yolculuğunun diğer önemli merhalelerini meydana getirir.
Bu olayların her biri, insanın kendi sınırlı bakış açısından bütün sonuçları önceden göremediğini gösterir. Hz. Musa'nın annesi açısından büyük bir endişe kaynağı olan olaylar, Allah'ın takdiri içinde farklı sonuçlara vesile olmuştur.
Buradan hareketle ilahi gözetim kavramı üzerinde düşünmek mümkündür. Mümin, Allah'ın kendisini bildiğine ve gördüğüne inanır. Bu inanç, insanın hem güven duygusunu hem de sorumluluk bilincini güçlendirir.
Ancak Hz. Musa kıssasından hareketle her sıkıntının mutlaka insanı belirli bir manevi makama yükseltmek için meydana geldiğini kesin bir hüküm olarak ileri sürmek doğru değildir. İnsan bazı olayların hikmetini anlayabilir, bazılarını ise anlayamayabilir.
Bize düşen, yaşadığımız olayları değerlendirirken sabırlı olmak, doğru olanı yapmak ve Allah'ın rahmetinden ümit kesmemektir.
### Muhabbet ve Manevi Terbiye
Tâhâ suresinin 39. ayetinde Hz. Musa hakkında geçen ifadelerden biri de Allah'ın onun üzerine kendisinden bir muhabbet bırakmasıdır. Ayetin devamında Hz. Musa'nın Allah'ın gözetimi altında yetiştirilmesi bildirilir.
Bu ayet, Hz. Musa'nın hayatındaki ilahi koruma ve takdirin önemini gösterir. Allah'ın onu gözetmesi, Firavun'un sarayında büyümesi ve ilerleyen yıllarda peygamberlikle görevlendirilmesi, Kur'an kıssasının temel unsurları arasındadır.
Tasavvufi düşüncede muhabbet, Allah'a yönelişin ve manevi terbiyenin önemli kavramlarından biridir. İnsan Allah'ı tanımaya çalıştıkça O'na karşı sevgisini, bağlılığını ve kulluk bilincini geliştirebilir.
Bununla birlikte sevginin dereceleri hakkında yapılan tasavvufi tasnifler, her zaman doğrudan ayetin anlamı olarak sunulmamalıdır. Bunlar, ilgili kavramları açıklamak için geliştirilmiş yorumlar olabilir.
İnsanın manevi yolculuğunda sevgi, yalnızca bir duygu olarak kalmamalıdır. İbadete, güzel ahlaka, merhamete ve sorumluluk bilincine yansımalıdır.
Allah sevgisinden söz eden bir insanın davranışlarında doğruluk, adalet ve merhamet görülmesi beklenir. Çünkü samimi kulluk, yalnızca dilde ifade edilen bir bağlılık değil, hayatın bütününe yansıması gereken bir yöneliştir.
### Muhabbetin Kaynağı ve Kulun Şükrü
İnsan sevgi duyabilen, bağ kurabilen ve başkalarına merhamet gösterebilen bir varlıktır. Bu kabiliyetler, insan hayatının önemli nimetleri arasındadır.
İslam inancına göre bütün nimetlerin yaratıcısı Allah'tır. İnsan sahip olduğu kabiliyetleri yalnızca kendi başarısının eseri olarak görmemeli, bunların kendisine verilmiş nimetler olduğunu da hatırlamalıdır.
Bu düşünce, insanın sevgisini değersizleştirmez. Aksine sevgi duyabilme imkânını bir nimet olarak görmesini sağlar.
İnsan birini sevdiğinde, bu sevginin gerektirdiği sorumlulukları da üstlenmelidir. Merhamet göstermeli, emanete riayet etmeli, adaleti gözetmeli ve başkasının hakkını çiğnememelidir.
Tasavvufi bakış açısından muhabbet, insanın nefsini aşmasına yardımcı olan önemli bir imkân olarak değerlendirilir. Fakat sevgi adına dinin hükümlerini göz ardı etmek veya yanlış davranışları meşrulaştırmak doğru değildir.
Gerçek manevi olgunluk, sevgiyi hak ve sorumluluk bilinciyle birlikte yaşayabilmektir.
### İlahi Gözetim ve İnsanın İnşası
Hz. Musa'nın hayatı, ilahi gözetim kavramını anlamak açısından önemli bir örnektir. Onun hayatındaki olaylar, Allah'ın takdiri içinde birbirini takip etmiş ve sonunda peygamberlik göreviyle sonuçlanmıştır.
Bu kıssa üzerinde düşünen mümin, kendi hayatına da dikkatle bakabilir. Yaşadığı tecrübelerden ders çıkarabilir, hatalarını düzeltebilir ve karşılaştığı güçlükler karşısında sabırlı olmaya çalışabilir.
Ancak her acıyı ilahi sevginin özel bir işareti olarak yorumlamak veya her kaybın mutlaka belirli bir manevi gelişim için meydana geldiğini söylemek doğru değildir. Gaybın bilgisi Allah'a aittir.
Müminin yapması gereken, yaşadığı olayların bütün hikmetlerini bildiğini iddia etmek değil, Allah'a güvenerek doğru olanı yapmaya devam etmektir.
İnsan bazen bir olayın kendisine ne öğrettiğini yıllar sonra anlayabilir. Bazen ise o olayın hikmetini bütünüyle kavrayamayabilir. Her iki durumda da sabır, dua, tövbe ve sorumluluk bilinci önemini korur.
El Melik ismi, insanın hayatını mutlak biçimde kontrol edemediğini hatırlatırken ona ümit de verir. Kul, elinden geleni yaptıktan sonra Allah'a tevekkül edebilir ve O'nun rahmetine sığınabilir.
### Zahir ve Batın Arasında Kulluk
Sadreddin Konevî'nin El Melik bahsinde ele alınan tasnif, insanın dış davranışları ile iç dünyası arasındaki ilişkiyi düşünmek için bir çerçeve sunar.
İnsan yalnızca dış davranışlarını düzeltmekle yetinmemeli, niyetlerini de gözden geçirmelidir. Bununla birlikte iç dünyasındaki inancın davranışlarına yansıması gerektiğini de unutmamalıdır.
Namaz kılmak, oruç tutmak ve diğer ibadetleri yerine getirmek, İslam'ın temel emirleri arasındadır. Kalbin samimiyeti ise bu ibadetlerin önemli bir yönünü meydana getirir.
İnsan dışarıdan doğru görünen davranışlar sergilerken kalbinde kibir, gösteriş veya başkalarını küçümseme gibi eğilimler taşıyabilir. Bu durumda kendi iç dünyasını muhasebe etmesi gerekir.
Bunun tersi de önemlidir. İnsan kalbinde iyiliği arzuladığını söyleyip davranışlarında sürekli haksızlık yapıyorsa, niyetini eyleme dönüştürmek için çaba göstermelidir.
İman, yalnızca içsel bir duyguya veya yalnızca dış davranışlara indirgenemez. İnanç, niyet ve amel birbiriyle ilişkili olmakla birlikte her biri kendi bağlamında değerlendirilmelidir.
Ayrıca bir insanın iç dünyası hakkında kesin hüküm vermek kolay değildir. İnsanların kalplerini bütünüyle bilemeyiz. Bu nedenle söz konusu tasnifleri başkalarını sınıflandırmak için değil, kendi nefsimizi sorgulamak için kullanmak daha doğru bir yaklaşımdır.
### El Melik İsmi Üzerine Muhasebe
El Melik ismi üzerinde tefekkür eden insan, kendi hayatına bazı sorular yöneltebilir.
Sahip olduğum imkânları bir emanet olarak mı görüyorum, yoksa her şeyin mutlak sahibi olduğumu mu düşünüyorum?
İbadetlerimde samimiyeti korumak için çaba gösteriyor muyum?
İç dünyamla dış davranışlarım arasında bir uyum var mı?
Allah'a güvenmekle sorumluluklarımı yerine getirmek arasında denge kurabiliyor muyum?
Başarılarımı yalnızca kendime mal ederken hatalarımı başkalarına yüklemekten kaçınabiliyor muyum?
Bu soruların amacı insanı ümitsizliğe sürüklemek değildir. Amaç, insanın kendi eksikliklerini görmesi ve onları düzeltmek için gayret etmesidir.
Manevi gelişim, kişinin kendisini kusursuz kabul etmesiyle değil, eksikliklerini fark ederek Allah'a yönelmesiyle derinleşir.
El Melik ismi, insanın hem görünen dünyadaki sorumluluklarını hem de kalbindeki yönelişleri dikkate almasını gerektirir. Kul, zahirini ve batınını güzelleştirmek için çaba göstermeli, fakat kendi gücünü mutlaklaştırmamalıdır.
Sonuç: Mülkün Sahibi Allah, Kulluğun Sorumluluğu İnsana Aittir
El Melik ismi, mutlak mülkün ve hükümranlığın Allah'a ait olduğunu hatırlatır. İnsan sahip olduğu imkânlarla dünyada belirli tasarruflarda bulunabilir, tercihler yapabilir ve sorumluluk üstlenebilir. Ancak hiçbir zaman mutlak bir güç sahibi değildir.
Mülk ve melekût üzerine düşünmek, görünen dünyanın ötesinde anlam aramaya imkân verir. Basiret, insanın gördüklerinden ibret almasını ve hakikati daha dikkatli değerlendirmesini sağlar. Rüknü şedîd kavramı ise insanın geçici dayanaklarla Allah'a tevekkül arasındaki farkı kavramasına yardımcı olur.
Hz. Musa kıssası, ilahi gözetim ve takdir üzerinde düşünmek için önemli bir örnektir. Bununla birlikte bu kıssadan hareketle her olayın hikmetini bildiğimizi ileri sürmemeli, yaşadığımız her sıkıntıyı kesin bir ilahi mesaj olarak yorumlamamalıyız.
İnsana düşen, kendi sorumluluğunu yerine getirmek, niyetini düzeltmek, ibadetlerini samimiyetle yaşamaya çalışmak ve Allah'ın rahmetine sığınmaktır.
El Melik ismi, insanı kendi benliğinin sınırlarını tanımaya, sahip olduklarına şükretmeye ve kulluk bilincini derinleştirmeye davet eder.
Gerçek manevi olgunluk, her şey üzerinde hüküm sahibi olduğunu düşünmekte değil, Allah'ın mutlak hükümranlığını kabul ederek kendi sorumluluğunu hakkıyla yerine getirmektedir.
### Dua
Ya Melik, mülkün ve hükümranlığın sahibi Sensin. Bize nimetlerinin kıymetini bilmeyi, sahip olduklarımız karşısında şükretmeyi ve sorumluluklarımızı yerine getirmeyi nasip eyle.
Ya Rabbi, kalplerimizi kibirden, riya ve gafletten koru. Görünen davranışlarımızı güzel, niyetlerimizi samimi, amellerimizi salih eyle. Bize doğruyu tanımayı, doğruya uymayı ve yanlışlarımızdan dönmeyi ihsan eyle.
Ya Melik, hayatımızın her alanında Sana kulluk bilincini korumayı nasip et. Bizi kendi nefsimizin esaretinden kurtar, kalplerimizi imanla ve güzel ahlakla güzelleştir. Sebeplere sarılmayı, sorumluluklarımızı yerine getirmeyi ve neticeyi Sana bırakmayı öğret.
Bizi zahiriyle ve batınıyla Sana yönelen, nimetlerine şükreden, imtihanlarında sabreden ve rahmetinden ümit kesmeyen kullarından eyle.
Âmin. Velhamdülillahi Rabbil âlemîn.
