Gavs ı Âzam diye anılan, Bağdat'ın kalbinden bütün İslâm dünyasına ulaşan büyük veli. Fütûhu'l Gayb ve Gunyetü't Tâlibîn gibi eserleri, kalbi dünyadan çekip Hakk'a bağlayan en sade ve en derin sohbetlerdir.
Kalabalıkların içinde yanan bir kalbin vardır. Kimsenin fark etmediği, kimsenin üzerine eğilmediği, belki senin bile susturduğun bir kalp. O kalp bazen konuşmak istemez. Çünkü kelimeler yetmez, cümleler düşer, açıklamalar eksilir. Bir şey anlatmak istersin, boğazına düğümlenir. Sadece içinden bir fısıltı yükselir: “Yeter…” ve hemen ardından: “Ya Rabbi…” İşte o an, dua başlamıştır. Hiçbir harf telaffuz edilmeden, hiçbir ifade kurulmadan, sadece içten içe dökülen bir yönelişle… Sessizliğin bile Allah’a açıldığı bir hâl vardır. İşte bu hâl, duanın en hakiki hâlidir. Abdulkadir Geylani Hazretleri der ki: “Kul, kelimelerle dua ettiğini zanneder. Oysa Allah’a en yakın olduğu anlar, sustuğu anlardır. Çünkü sükût, sırların dilidir.” O hâlde biz de kelimeleri bırakıyoruz şimdi. Çünkü bizim niyetimiz, Allah’a sığınmak. Hem de en sessiz hâlimizle.
Ben artık konuşarak anlatmak istemiyorum. Çünkü sözlerim yoruldu, dudaklarım sustu, ama içim hâlâ Rabbime doğru koşuyor. Kalbimde kelimelere dökemediğim bir ağırlık var. Kimseye anlatamadım, çünkü herkesin cevabı hazırdı ama kimsenin ruhu açık değildi. Ben artık insanlara anlatmaktan değil, Rabbime dönmekten güç alıyorum. Çünkü Allah beni sözsüz de biliyor. Sustuğumda da, ağladığımda da, içimden bir şeyler koparken de hep oradaydı. Onu anlatacak kadar büyük kelime, ondan kaçacak kadar geniş bir boşluk yok. Çünkü o bana şah damarından yakın. Benim suskunluğumun içinde bile beni duyan bir Rab var.
Sana susarak yaklaştım ya Rabbi. Dilim konuşsa da içim sustuğu sürece ben eksiktim. Ama şimdi içim sana yöneldi. Belki bir gece vakti, kimseler yokken, sadece senin bildiğin bir anda… Bir kapı araladım içimde. O kapıdan geçerek sana geldim. Ellerim açık değil ama kalbim tamamen çıplak. Üzerinde ne gurur kaldı, ne öfke, ne isyan…
Sadece bir yakarış kaldı içimde: “Beni kendime bırakma Allah’ım…” Ben kendime kaldığımda dağıldım, ama seninle olduğumda toplandım. Sana yöneldiğim her seher, beni hayata yeniden bağladı. Seninle konuşamadığım her gece, beni suskunlukta yaktı. Ve şimdi, konuşmak istemiyorum artık. Sadece sığınmak istiyorum. Sadece sana…
Kelimeler secdede düşer
Ey Gavsul Azam, senin yoluna gelenler dilini kaybederdi. Çünkü kelimeler düşerdi secdede. İnsan ne anlatabilir ki sana? Rabbine dönmeye çalışan bir ruhun en büyük duası, konuşamamasıdır. Sen ki sükûtun ne olduğunu bilensin. Sen ki gözyaşıyla secdeyi yazıya dönüştürensin. Senin dizinin dibinde ağlayanlar, sadece gözleriyle dua edenlerdi. Senin göğsünde çırpınanlar, kimseye anlatamayanlardı. Ve sen onlara Rabb’in merhametiyle dokundun. Ben de şimdi senin dualarına sığınıyorum. Bu yorgun kalbi Rabbine götürmen için senden aracı olmanı istemiyorum; sadece dua etmeni istiyorum. Benim kalbimi sana değil, senin kalbini Allah’a emanet ediyorum. Ki O, içimizdeki sırları ancak dostlarına açık eder.
Ben artık yoruldum. Koşmaktan değil, susmaktan. Anlatmaktan değil, anlaşılmamaktan. Umut etmekten değil, beklentisizliğin kalbime vurduğu soğukluktan… Ama tüm bu yorgunluğun içinde, hâlâ sana doğru kıvrılan bir dua var içimde. Belki söz değil, belki cümle değil ama yöneliş… Ellerimde taşımıyorum o duayı, kalbimde gizliyorum. Çünkü bu sığınma sadece sana. Bu kaçış sadece senden sana. Ve ben sadece senin gölgene, senin kudretine, senin sessiz rahmetine sığınıyorum.
Beni insanlar duymasın. Çünkü beni sen duyman yeter. Benim feryadım kulaklara değil, arşa doğru yükselsin. Orada yankılansın bu sessizlik. Melekler duysun kalbimin titreyen niyazını. Gözlerim konuşsun secdede. Omuzlarımda taşıdığım bu ağırlığı ben insanlara değil, sana bırakmak istiyorum. Beni azarlama Rabbim. Beni kendi halime bırakma. Çünkü nefsime kalırsam unuturum seni.
Oysa sen beni her halimle tanıdın. En sessiz hâlimle, en kirli zamanımda bile beni reddetmedin. Kapını kapatmadın. Hatta ne zaman sustuysam, daha çok yaklaştın bana.
Ben şimdi sana en sessiz hâlimle sığınıyorum. Bu sığınma bir dua değil belki, ama bir teslimiyet. Bu sığınma bir cümle değil, bir secde. Bu sığınma bir kaçış değil, sana kavuşma. Beni kabul et. Bu hâlimle. Bu dilsizliğimle. Bu kırılmışlığım ve suskunluğumla. Ben artık kimseye anlatamam. Ben artık hiç kimseye güvenemem. Ama sana varım. Sana aitim. Sana dönmek istiyorum. Sadece seninle olmak istiyorum. Ey Rabbim, ne olur beni bırakma. Beni senin dışındaki her şeyden koru. Ama en çok da kendimden…
Bu duâ kime yazıldı
Bu dua, içini susturamayanlara yazılmıştır. Bu dua, sessizliğiyle Allah’a konuşanlara yazılmıştır. Bu dua, artık hiçbir şey anlatmak istemeyip, sadece secdeye düşmek isteyenlere yazılmıştır. Bu dua senin kalbin içindir. Ve eğer sen bu duayı duyuyorsan, bil ki senin suskunluğun da Allah’a ulaşmıştır. Çünkü O, fısıltıları işitir. Gözyaşlarını kayda geçirir. Sessiz çığlıkları secdeye dönüştürür. Ve kalbinin gizli bölmesinde tuttuğun tüm sığınmaları rahmetine çevirir. Çünkü Allah, kendisine sığınılan en derin yerin sahibidir. Orada ne korku vardır, ne reddedilme… Orada sadece Rahmet vardır.
İçimde susturamadığım bir titreme var Allah’ım. Ne tam bir korku, ne de sadece bir umut… Bu ikisinin arasında gidip gelen bir ruhum var. Sanki bazen seninle konuşacak kadar yakın hissediyorum kendimi, bazen ise senin huzuruna çıkamayacak kadar eksik ve yorgun… Ne zaman kendimi anlatmaya çalışsam, kelimelerim düşüyor yere, ellerim titriyor, sesim kısılıyor. Çünkü bu dünya bana ait değilmiş gibi hissediyorum artık. Bu hayat, içinde bulunduğum kalabalıklar, üzerime örtülmüş gibi. Gülümsememi isteyen gözlerle çevriliyim ama içimde ağlayan bir çocuk var. Herkes güçlü kalmamı bekliyor ama ben içimden dökülen bu dağınıklığı kimseye anlatamıyorum. Bu yüzden konuşmuyorum artık. Bu yüzden susuyorum. Ama içim sustu zannetmesin kimse. İçim yalnızca sana döndü. Sana sığındım. Sözsüzce, gösterişsizce, kendimce ve senden başka hiç kimsenin anlamasını beklemeden… Çünkü beni sen anladığında, zaten başka kimseye ihtiyacım kalmaz.
Çünkü beni sen duyduğunda, dünya sağır olsa da olur.
Çünkü beni sen duyduğunda, dünya sağır olsa da olur. Çünkü senin kapında olan bir yüreğe, başka bir kapı gereksiz olur. Herkes giderken, sen kalan oldun. Herkes konuşurken, sen beni susarken duyan oldun. Ve ben bunu öğrendiğim gün, en sessiz hâlimle sana gelmenin ne kadar değerli olduğunu anladım. Artık susuyorum Rabbim, çünkü içim konuşuyor. Artık anlatmıyorum, çünkü sen zaten biliyorsun. Artık istemiyorum, çünkü sen ne vereceğini benden iyi bilensin. Ve artık sadece bir şey diliyorum: Ne olur, beni sana sığınmışlar arasına kat. Benim sığınmamı gösterişli bir yakarışla değil, mahcup bir sessizlikle kabul et. Herkesin gürültüyle yöneldiği bu zamanda, benim sessizliğimi yakınlık say. Çünkü ben sustukça sana daha çok yaklaştığımı hissediyorum. Ben sustukça içim seninle doluyor. Ben sustukça dünyadan değil, senden konuşuyorum. Ve işte bu yüzden, benim en derin duam artık kelimelerde değil, yalnızca bu teslimiyetin içinde saklıdır.
Ve ben artık öğrendim ki, Allah’a sığınmak bazen bir şey istemek değildir; bazen hiçbir şey demeden sadece O’na yönelmektir. İnsanlar dilden anlayabilir, ama Allah kalpten konuşur. Ve kalbin dili susunca, Allah’ın rahmeti konuşmaya başlar. Ben kelimeleri tükettiğimde senin merhametin beni yeniden başlatıyor. Konuşamadığım her an, seninle kurduğum sessiz bir anlaşma oluyor. Hiçbir harf olmadan bir secdeye kapanmak, bazen en uzun duadan daha çok yaklaştırıyor beni sana. Çünkü sen, susanların da sesini duyansın. İçinde kelime olmayan feryatları, gözyaşıyla yazılan cümleleri kayda geçensin. Ne zaman içimden bir “yetiş” geçse, senin cevabın kalbimin en derin yerine iniyor. Ve ben bunu dışarıdan bakıldığında anlatamıyorum, ama içimde fısıldayan o ilahi sesle tekrar tekrar anlıyorum. Herkesin beni susturduğu yerde sen konuştun, herkesin beni terk ettiği anda sen dokundun, herkesin unuttuğu bir vakitte sen hatırladın.
Bu yüzden Allah’ım, ben sana kelimelerle değil, kalbimin en çıplak hâliyle geldim. Bir şeyi tarif etmek için değil, bir şeyi teslim etmek için geldim. Çünkü ben içimde taşıdığım bütün yükleri artık sırtımda değil, senin katında bırakmak istiyorum. Herkese anlattığım ama hiçbir zaman tam olarak ifade edemediğim o hikâyeyi, şimdi sana hiç anlatmadan bırakmak istiyorum. Çünkü sen zaten yazılmışı da bilensin, unutulmuşu da. Ve sen, bana benim içimden daha yakınsın. Ben sana kelimeyle yaklaştığımı sanarken, sen zaten benim suskunluğumda bana gelmiştin. Ve şimdi ben sana yaklaştıkça, dünyanın uzaklaşması artık beni korkutmuyor. Çünkü sen varken, kaybedecek hiçbir şeyim yok. Çünkü senin gölgen, bütün varlıkların ötesinde bir huzur taşıyor.
Seninle bir susuş
Ey Rabbim… Seninle konuşmak istemiyorum artık. Sadece seninle kalmak istiyorum. Bir sesim olmasın. Bir cümlem olmasın. Sadece seninle bir susuşum olsun. Çünkü bu çağda herkes konuşuyor. Herkes anlatıyor. Herkes bağırıyor. Ama çok az kişi gerçekten duyuyor. Ve ben senin beni gerçekten duyduğunu biliyorum. Gözlerimle konuştuğumda da, kalbimle sustuğumda da, içimde yankılanan o kelimesiz duayla da sen oradasın. Sana kelime götürmekten yoruldum. Sana sadece kalbimi getirdim. Bu yorgun, ama hâlâ umut taşıyan kalbi, kabul et Allah’ım. Beni sustuğum yerde bırakma. Beni anlattıkça değil, teslim oldukça kabul et. Ve bu teslimiyeti bir yakarış say.
Ben artık dua etmiyorum. Ben artık sadece sana bakıyorum. Tıpkı bir çocuk gibi… Anlatmadan ağlayan, ifade etmeden sığınan, sadece gözleriyle yardım isteyen bir çocuk gibi… Çünkü sen merhametlilerin en merhametlisisin. Benim içimde kelimeler tükenmeden önce senin rahmetin yetişir. Ve ben bunu biliyorum. Ben bu yüzden sana koşmuyorum artık. Çünkü sen zaten gelensin. Ben bu yüzden seni çağırmıyorum artık. Çünkü sen zaten bekleyensin. Ben bu yüzden dua etmiyorum artık. Çünkü sen zaten biliyorsun. Ben sadece susuyorum. Ama bu susuş bir isyan değil; bu susuş, seni bütün varlığımla kabul edişim. Bu susuş, seni bütün eksiklerimle alışım. Bu susuş, seni her şeyden çok sevişim. Ve işte bu yüzden, bu sessizlik benim en yüksek duamdır.
Ben sana artık bir dilekle gelmiyorum. Çünkü dileklerim de düştü. Ben sana artık bir niyazla gelmiyorum. Çünkü niyazım da kırıldı. Ben sana artık sadece kalbimle geliyorum. Ve bu kalbin ne taşıdığını sen bilensin. İçinde ne hayaller vardı, ne korkular, ne kırıklıklar… Hiçbirini sana tek tek saymaya gücüm yok artık. Ama sen hepsini biliyorsun. Çünkü ben konuşmadan önce de oradaydın. Ve ben sustuktan sonra da seninle kalacağım. Çünkü sığınmak budur: Gözlerden kaçmak değil, kendini yalnızca bir bakışa bırakmaktır. Ve ben kendimi yalnızca senin nazarına bırakıyorum. Ne olur beni oradan eksiltme.
Sana sığınmak, başka her yerden vazgeçmekmiş meğer.
Sana sığınmak, başka her yerden vazgeçmekmiş meğer. Herkesten bir ses beklerken, senin sessizliğinle teselli bulmakmış. Herkesin gözünde küçülürken, senin katında büyümekmiş. Ben önce bunu anlayamadım. Sığındığımı sandığım yerler, beni biraz daha dağıttı. Anlattıkça, içim biraz daha eksildi. Her bir kelimeyle biraz daha parçalandım. Ve sonunda kelimeler bitti. Biten her şey gibi, onlar da beni yarım bıraktı. Ama o anda içimde bir şey fısıldadı: “Artık Allah’a susarak git…” Ve ben o günden sonra anladım ki, bazen en derin yakarışlar, sadece bir gözyaşıyla ifade edilir. Bazen insan, konuştuğu için değil, sustuğu için işitilir. Ve ben sustukça senin sesin yankılandı içimde. O ses, beni çağırmıyordu artık. Zaten içimdeydi. Ben sadece içime inmeyi öğreniyordum. Çünkü sana ulaşmanın yolu, dışarıdan değil, içeriden geçiyor. Seninle konuşmak için ağzımı değil, ruhumu açmam gerektiğini anladım. Ve sustum.
Senin nazarında
Sustuğumda bana kimse bakmadı, kimse anlamadı. Ama sen sustuğumda daha çok baktın. Daha çok duydun. Kalabalıkların ortasında görünmez olurken, senin nazarında daha görünür oldum. Çünkü senin katında sesin değil, yönelişin kıymeti var. Sen niyeti görürsün, özlemi işitirsin, kalbin kıpırtısını kayda geçersin. Ben içimden geçen her duayı cümleye dökemem ama sen o duayı benden önce duyarsın. Benim susarak anlattığım şeyleri sen harf harf yazarsın. Bu yüzden artık sana sessizce geliyorum Allah’ım. Ne arzu ediyorum, ne talep… Sadece senin yanında kalmak istiyorum. Çünkü seninle olununca başka hiçbir şey gerekmiyor. Seninle kalınca, dünya sessizliğe gömülüyor.
Gözlerimi kapattığımda gördüğüm şey artık karanlık değil. Senin rahmetindir. Çünkü ben seni görmek için gözümle değil, kalbimle bakıyorum. Dış sesler sustuğunda senin fısıltını duyuyorum. Kalabalıklar dağıldığında, yalnız kalınca, seni daha iyi tanıyorum. Sen, kalabalıkta bulduğum değil, yalnızlıkta beni bulan Allah’sın. Ve ben yalnızken seninle tanıştım. Sessizken seni duydum. Yorgunken sana yaslandım. İnsanlar varken seni unuttum, ama insanlar yokken seni buldum. Artık hiç kimseye ihtiyaç duymadan sana yaklaşmak istiyorum. Hiçbir şey istemeden senin gölgende durmak istiyorum. Hiçbir sebep olmadan, sadece senin için var olmak istiyorum. İşte bu sığınma, artık bir çare değil, bir vuslat oldu.
Ben senin kapında hiçbir şey talep etmeden duranlardan olmak istiyorum. Kapının dışında değil, eşiğinde... Bekleyen, susan, ama asla umudunu yitirmeyenlerden. Çünkü sen biliyorsun: Kalbin hangi anında gerçekten sana döndüğünü, hangi gözyaşının sana ait olduğunu, hangi susuşun bir yakarış taşıdığını biliyorsun. O yüzden ben artık sana konuşarak değil, yaşayarak yaklaşmak istiyorum. Her gün biraz daha seninle olmak, biraz daha senden razı olmak, biraz daha sana razı olmak istiyorum. Şikâyetim yok. Çünkü bu hâlimle bile seninleyim. Çünkü sığınacak bir kapım var. Çünkü bu kalbin sahibine döndüğünü bilmek, her şeyden değerli.
Kelime değil, hâl
Artık dua etmiyorum, sadece sığınıyorum. Kelime değil, hâl taşıyorum sana. Ne olur beni yorgunluğumla kabul et. Beni eksikliğimle sar. Benim içimde yıllardır taşınan o çözülememiş şeyleri sen çöz. Benim söyleyemediklerimi sen tamamla. Benim içimde kıvranan, geceleri uykumu bölen, seherde gözlerimi yaşartan ne varsa, hepsini sen bil. Çünkü kimseye açamadığım o derinlikte, sadece sen varsın. Sen vardın. Ve seninle kalmak için artık kimseye ihtiyaç duymuyorum. Bir duvar dibinde, bir ağaç gölgesinde, bir odanın sessizliğinde, bir cami köşesinde, bir secdenin kalbinde... Nerede olursa olsun, sadece seninle baş başa kalmak için susuyorum artık. Ve susuyorum ama hiç bu kadar çok konuşmamıştım seninle.
Bu susuş bir kaçış değil. Bu susuş bir dönüş. Her şeyden değil, sana... Çünkü senin kapında sessizce beklemek, en gürültülü taleplerden daha çok kabul buyurulur. Çünkü sen feryadı değil, boyun eğişi seversin. Çünkü sen, ihtiyacı haykıranı değil, sessizce yöneleni aziz kılarsın. O yüzden bu hâlimle, bu sessizliğimle, bu ezikliğimle, bu ne istediğini bile bilmeyen ama yine de sana sığınan hâlimle geldim. Kabul et beni Allah’ım. Kimsenin duymadığı bu sesi senin işittiğine iman ederek geldim. Kimsenin görmediği bu hâli senin nazarında görünür kılman ümidiyle geldim. Ve kimsenin saramadığı bu kalbi senin merhametinle sarmalayacağını bilerek geldim. Biliyorum, çünkü sen hiçbir sığınanı geri çevirmezsin.