İçeriğe geç SESLİ TERAPİ · ÂLİMLERDEN SOHBETLER
Muhyiddin İbn Arabi Hz. Muhyiddin İbn Arabî Hz.: Şeyh ül Ekber. Fütûhât ı Mekkiyye ile varlığın perdelerini tek tek kaldıran, tasavvufun en büyük zirvesi. Her satırı kalbe değil, kalbin ötesine seslenir.
✦
53 sa 38 dk Dinleti Süresi ▶ ♪ Yazıyı dinleyin 0:00 / –:––
Hayat dediğimiz şey, belki de zamanla aramızdaki anlaşmadan ibaret.
Ama bu anlaşma çoğu zaman tek taraflı.
Zaman konuşuyor, biz ise çoğu zaman sadece susuyoruz.
Ama bu suskunluk, bir teslimiyet değil.
❖ 1. Cilt | Fütühati Mekkiyye | Muhyiddin İbn Arabi Hz. 14 bölüm · 19 sa 45 dk · altmış saniye örnek dinleyin Dinleyin › Bir unutuş.
Bir dalgınlık.
Ve bazen, bir reddediş…
Her sabah gözlerimizi açıyoruz ama gerçek anlamda uyanmıyoruz.
Gün başlıyor ama biz hâlâ dünün içinde yürüyoruz.
Kalbimizde yarım kalmış sözler, içimizde bitmemiş hesaplar, zihnimizde ertelenmiş kararlar…
Ve biz tüm bunlarla yeni bir güne başlıyoruz,
sanki zamanın bu kadar affedici olduğunu unutmuşuz gibi.
Oysa zaman, affedici değildir.
Zaman ne bağışlar, ne unutur…
Zaman sadece gösterir.
Gösterir ama anlatmaz.
Anlaman bize kalmıştır.
Ve işte tam da bu yüzden,
zamanı anlayabilmek için durmak gerekir.
Durmak…
Bu çağda en zor gelen eylem.
Her şeyin hızlandığı, seslerin birbirine karıştığı, ekranların hiç susmadığı bir dünyada
durmak…
gözlerini kapatmak…
ve sadece içindeki zamana bakmak.
İbn Arabi’nin zamanla ilgili en derin çağrısı da burada başlar:
Dıştaki zamanı bırak…
İçindeki zamanı duy.
Çünkü senin içinde işleyen bir başka saat daha vardır.
O saat, ruhunun ritmine ayarlıdır.
Ve o ritim, Allah’ın “kün” emriyle başlar.
Sen doğduğunda sadece bir beden doğmaz.
Bir zaman da başlar senin için.
Ama o zamanın sınırlarını sen belirlemezsin.
İşte bu yüzden, hayatın en büyük meselesi şudur:
Kendi zamanına uyanmak.
Çünkü herkesin zamanı kendine aittir.
Bazı insanlar on yaşında yaşlanır…
Bazıları seksen yaşına gelir ama hâlâ bir çocuk gibi bakar hayata.
Bu farkı yaratan şey, doğum tarihi değil…
İdrak tarihidir.
Sen ne zaman fark ettin?
Kendini ilk ne zaman duydun?
Zamanı sadece bir takvim yaprağı değil, bir çağrı olarak ne zaman okudun?
Bu sorulara cevap verdiğin gün,
senin hakiki doğum günündür.
Ve o günden itibaren, ölüm artık seni korkutmaz.
Çünkü sen artık sadece zamanın içinde yaşamıyorsundur.
Sen artık zamanla birlikte yaşarsın.
Onu hissedersin.
O seni çağırdığında cevapsız bırakmazsın.
Âlimlerden Sohbetler Muhyiddin İbn Arabi Hz. Bütün yazıları ve eserleri › Ana Sayfa Kitaplık Duâlarımız Burç ProfilVe bu da seni, sıradan biri olmaktan çıkarır.
İbn Arabi’ye göre ruhun en büyük uyanışı,
zamanı içselleştirmesiyle başlar.
“An” dediğimiz o sırrı kavramaya başladığımızda,
zaman artık bir düşman değil, bir rehber olur.
Ve bu rehberlik öyle sessizdir ki…
Onu duymak için kendi iç sesini susturman gerekir.
Geçmişin yankılarını, geleceğin gürültüsünü,
insanların beklentilerini, kendi korkularını…
Zaman, sana bir şey söylemek istiyor.
Hiç dinmeyen iç sıkıntının kökenini…
Bazen neden en çok sevdiğin insanlarda en derin kırıklığı yaşadığını…
Zaman bunların hepsini bilir.
Çünkü zaman sadece bir akış değildir.
O aynı zamanda bir şifadır.
Doğru okunduğunda, seni tedavi eder.
Ama sen onu sadece geçmesi gereken bir şey olarak görürsen,
sana hiçbir şey bırakmaz.
Oysa zaman senin dostun olabilir.
yeniden başlamayı öğretir.
zaman sana ölümün bir son olmadığını fısıldar.
Çünkü ölüm bir kapanış değil…
Zamanın beden üzerindeki hükmünün sona ermesi…
Ama ruh üzerinde yepyeni bir zamanın başlamasıdır.
Bu yüzden, yaşarken fark etmek gerek.
Saat hâlâ tik tak ediyorken…
Zaman hâlâ bize bakıyorken…
Dönüp ona bakmak gerekir.
Ve “Ben buradayım. Artık seni duyuyorum,” demek gerekir.
Çünkü zaman, sadece geçen bir şey değildir.
Zaman, seni Allah’a götüren gizli bir nehirdir.
kendini tanımaya başlamalısın.
Düşünme, konuşma, hatırlama…
Çünkü durmadıkça duyulmuyor.
Zamanın sana fısıldadığı şeyler,
sadece içindeki ses sustuğunda ortaya çıkıyor.
O yüzden şimdi sadece nefesini fark et.
Her giriş ve çıkışta Allah’ın sana “var ol” dediğini işit.
Her anda yeniden yankılanıyor.
Demek ki zaman seni bırakmamış.
Demek ki bir şey seni hâlâ çağırıyor.
Ve o çağrı, dışarıdan değil…
İbn Arabi, anı kavradığında
Allah’la aynı düzlemde buluşabileceğini söyler.
Çünkü Allah, zamana sığmaz.
O yüzden bu hayat, uzunluğu ile değil,
şimdide kalabildiğin derinliği ile ölçülür.
Kimisi yıllarca yaşar ama tek bir anı bile fark etmez.
Kimisi bir gecede uyanır ve artık asla eskisi gibi olmaz.
Geçmişi yük olarak mı taşıyorsun?
Yoksa öğretmen olarak mı dinliyorsun?
Geleceği korku mu yaptın?
Sen hangi zamanı taşıyorsan,
Zaman, yönlendirilemez ama hissedilir.
Belki bu yüzden sürekli kaygılısın.
Belki bu yüzden uyuyorsun ama dinlenemiyorsun.
Ama sen hâlâ burada değilsin.
dış mekânla ilgili değil.
Ruhunun varlıkla temas ettiği iç merkezdir.
Orası, sadece farkındalıkla bulunur.
O hâlde şimdi bir adım daha derine inelim.
Zihninde son beş dakikada geçen her şeyi düşün.
Kaç tanesi şu anla ilgiliydi?
Kaç tanesi senin elindeydi?
Zihnin hep senden kaçıyor.
Çünkü sen henüz onunla konuşmayı öğrenmedin.
Ama zamanı fark eden biri,
kendi zihniyle de barışır.
Artık onun esiri değil, şahitliğindedir.
Bu şahitlik, işte tasavvufun kalbidir.
Senin dışındaki her şeyin gelip geçtiğini görüp,
kendinde sabit olanı bulmaktır.
Ama sen ona yürüyebilirsin.
Ve bu yürüyüş, farkındalıkla başlar.
İçinde sessizlik olduğunda…
Gözlerinin içindeki perde kalktığında…
Yalnızlığın artık seni ürkütmediğinde…
aslında her şeyle bir olmaktır.
yalnızken bile evrendeki her varlıkla temas halindedir.
Bir kuşun kanat çırpışında,
bir ağacın yaprak döküşünde,
bir annenin yavaş yavaş otururken çıkardığı iç çekişte…
Ve her yerde Allah’ın varlığa işlediği bilinç…
Ama sen buna gözlerini kaparsan,
gözlerini açtığında her şey geçmiş olur.
Ve senin elinde sadece “keşke” kalır.
“Keşke” zamanın içinde doğmuş en ağır yüktür.
Seni dinlemeyenlerin sesiyle değil,
içindeki sükûnetle konuş.
Bir şeye yetişmeye çalışırken,
O sana hemen cevap vermez.
Ama sen onun sabrını sezersen,
kendinle olan bağın güçlenir.
Çünkü zaman sana hükmetmez,
Sen kimsen, zaman senin onunla kurduğun ilişkidir.
“Kul, zamanla konuştuğu kadar Rabbine yaklaşır.”
Çünkü zaman, Allah’ın tecellisinin sırasıdır.
Ve sen o sıralamayı ne kadar fark edersen,
O’na o kadar yaklaşmış olursun.
O hâlde bugün, belki ilk defa:
Ama bu saat dış dünya için değil…
Sadece zamanla aynı hizaya gel.
İlk birkaç dakika alışılmadık gelecek.
İçeriden bir sükûn yükselir.
sadece seni çağırdığını fark edeceksin.
Ve o fark edişle birlikte,
ölüm artık bir tehdit değil,
Çünkü sen zaten gelmekte olanı tanımışsındır.
Zamanın seni taşımasına izin ver.
Çünkü hayat sadece yaşanmak için değil,
idrak edilmek için verildi.
Ve sen şimdi bunu yapıyorsun.
sadece kalbin bildiği yere geldik.
Zamanın değil, hissin konuştuğu…
Ve senin artık duymaya hazır olduğun o yere…
Çünkü zamansız olan hiçbir şey bitmez.
Ve bu yolculuk, sadece bir podcast değil…
Senin ruhuna açılan bir kapıydı.
Sen, kendi içindeki yankıyı bulmak için buradaydın.
Ve şimdi o yankı sessizce çalıyor kulaklarına:
Yıllardır sustuğum yerdeyim.”
kendi hakikatine yalnızca zamanı aşabildiğinde ulaşır.
Ama bu, zamanın geçmesini beklemekle olmaz.
Zamanın içindeki anı tutmakla olur.
Bazen de böyle bir cümlede saklıdır:
içinden gelen o derin “evet”le bir şeyin farkına vardın.
Geçmişin seni tüketmiş olabilir.
Gelecek seni korkutmuş olabilir.
Bu sade, sessiz, duru an…
Sana unuttuğun bir şeyi hatırlattı:
Sen zamandan önce yaratıldın.
Çünkü sen O’ndan bir iz taşıyorsun.
Bu yüzden kendini zamana bırakma.
Ama nereye gittiğini bilen…
Her adımını hisseden biri…
Çünkü ölüm, zamanın seni bırakması değildir.
Senin zamanı bırakmandır.
İşte o zaman ölüm bile sana secde eder.
Henüz her şey yolundayken…
Henüz hayatın içindeyken…
Henüz ellerin duaya kalkabiliyorken…
Henüz pişmanlık değil, şükür dilindeyken…
O zaman “şimdi”yi iyi oku.
Çünkü Allah, zamana değil…
Ve sen, O’nu sadece bu anın içinde bulabilirsin.
Eğer bu sözler kalbine değdiyse,
bil ki sen çoktan uyanmaya başlamışsın.
Bir veda gibi sessiz olmalı.
Çünkü en gerçek değişimler
Zaman sana bir ömür verdi.
Ve sen şimdi o ömrün içinden geçiyorsun.
Sen ebediyetin misafirisin.
sadece bir şey için yaşa:
Sonsuzlukta bir iz olarak kalacak.
Hayat çoğu zaman bir rüzgâr gibi geçer.
Sen nereden geldiğini, nereye gittiğini fark etmeden…
Ama rüzgârın sesi bile Allah’ı zikrederken,
sen hâlâ niye sustuğunu bilmiyorsan,
orada zaman sana dokunmamış demektir.
Oysa zaman, bir iz bırakmalıdır.
Çünkü bunlar seni hayatta tutan izlerdir.
Ve insan, izi olduğu kadar yaşamıştır.
“Zamanla birlikte yürümeyen, zamanın ardında kalır.
Ama onunla yürüyen, zamanı aşar.”
Bu fark, hayatla var olmak ile
varlıkla hayat olmak arasındaki farktır.
Bazıları yaşıyormuş gibi yapar,
bazılarıysa yaşadığı her ânı ilahî bir söz gibi okur.
Kendi yüzüne ayna tuttun mu?
Bir çiçeğe “merhaba” dedin mi?
Yoksa sadece gün başladı, işler bekliyor,
ve hayat senden bir şeyler talep ediyor diye mi açtın gözlerini?
Oysa hayat senden bir şey istemiyor.
Hayat, seni Allah’a geri götürmek istiyor.
Zaman, seni seninle barıştırmak istiyor.
Ama sen bunu fark etmiyorsan,
onlar senin üzerinden geçip gider.
İşte bu yüzden susmak gerek.
Günün en azından bir dakikasını
kendinle baş başa geçirmen gerek.
Çünkü sen her ne kadar kendini dış dünyanın bir parçası sansan da,
Ve içte olan, yalnızca sessizlikle konuşur.
Zamanın içindeki en büyük sır da budur zaten:
Sürekli konuşanlar, sürekli koşturanlar, sürekli plan yapanlar…
Zamanı sadece bir takvim gibi görür.
Ama bir gün durduklarında,
ellerinde hiçbir şey kalmadığını fark ederler.
Sadece geçip gitmiş bir ömür.
Ve ardından gelen o cümle:
“Hiçbir şey anlamadan yaşadım.”
Bu cümle en büyük pişmanlıktır.
ölmeden önce ölmenin tam tersidir.
Oysa sen, ölmeden önce uyanabilirsin.
Ve bu uyanış, büyük bir mucize gerektirmez.
Zamanın içindeki bu küçük dokunuşlar
Ve o çağrıyı duyan, artık eskisi gibi yaşayamaz.
Çünkü artık sadece yaşayan biri değildir.
Anlamaya çalışan biridir.
kendi başına bir ibadettir.
ibadet sadece şekille olmaz.
İbadet, farkındalıkla başlar.
Sen su içerken Allah’ı hatırlıyorsan,
Birine tebessüm ederken kalbinde rahmet varsa,
Zamanı bir nimet gibi görüyorsan,
ve her ânı değerlendiriyorsan,
sen zaten ibadet halindesin.
Çünkü ruh, ancak şuurlu bir zaman içinde büyür.
Ve zaman sana şuuru getiriyorsa,
o zaman Allah’ın sana en güzel hediyesidir.
Bu yüzden yaşarken fark etmek,
ölmekten önce dirilmek gibidir.
Çünkü o an, senin içindeki sonsuzluğun
ilk kez göz kırptığı andır.
Belki bir süredir içinde bir şeyler kıpırdıyor.
Adını koyamadığın bir özlem…
Sebebini bile bilmediğin bir huzursuzluk…
İşte bu zamanın seni dürtmesidir.
Çünkü sen bu dünyada sadece çalışmak,
tüketmek, yarışmak için yaratılmadın.
anlamı bulmak için geldin.
Ve o anlam sadece dışarda değil,
Zaman bunu sana göstermek için var.
Ve ölüm, bu gösterimin tamamlandığı andır.
senin de bir karar vermen gerek.
Artık yaşamaya başlıyor musun?
Yoksa sadece sürüklenmeye devam mı ediyorsun?
Bugünden itibaren bir şey değişmeli.
Zamanla ilişkin değişmeli.
Çünkü zaman sana düşman değil.
Ama senin ondan kaçtığın her gün,
senin içindeki sonsuzluk biraz daha silikleşiyor.
O hâlde şimdi, kendine söz ver.
Çünkü sadece o an, seni Allah’a yaklaştırır.
Ve Allah, yalnızca şimdi’de görünür.
Çünkü o artık seni taşımıyor,
sen onunla birlikte yürüyorsun.
Bu yolculuk, seni sessiz bir hakikate getirdi.
İçinde hep var olan ama konuşmasına izin vermediğin bir yere…
Belki uzun zamandır bir şeyleri arıyordun.
Ve belki sandın ki bu yol dışarda.
Senin zamanla kurduğun o görünmeyen bağda.
Senin her sabah gözlerini açışındaki niyette.
Senin her gece kendini unutmandaki sessizlikte.
İşte orada başladı bu uyanış.
“Her an, Hak’tan gelen yeni bir yaratılıştır.
Fakat gaflet, bu yeniliği kör eder.”
Gözlerin ilk defa kendine dönüyor.
Sen artık sağır değilsin.
Kalbinin içindeki yankıları duyabiliyorsun.
Ve sen artık uykuda değilsin.
Çünkü bir kez uyandın mı…
Bir daha eski haline dönemeyeceğini hissedersin.
Şimdi derin bir nefes al.
Burası seninle Rabbinin arasındaki en sessiz ve en hakiki yer.
Burada hiçbir kelimeye ihtiyacın yok.
Burada sadece var olman yeterli.
Sadece olduğun gibi olman…
Zamanın yüklerini bıraktığın,
ölüm korkusunu geride bıraktığın,
ve artık sadece “şimdi”de yaşadığın bir hâl bu.
Bundan sonrası için bir söz vermene gerek yok.
Bir plan yapmana, bir yemin etmene de…
Sadece fark etmeye devam et.
bir sırrın sana göz kırptığını…
Bir gece yıldızların sessizce seni seyredip
“sen unutmuş olsan da biz seni hatırlıyoruz” dediğini…
kalbinin hiç bilmediğin bir yanının
şükürle dolduğunu hissedeceksin.
İşte o zaman anlayacaksın:
bir dua gibi yaşamaya başlamışsın.
Sadece kalbine yerleşen o küçük aydınlığı unutma.
belki her şeyi değiştiren o hissi taşı…
Çünkü Allah’ın zamanı sonsuzdur.
Ama senin zamanın sadece bir an.
Artık sen zamana ait değilsin.
sonsuzluğu hissedebilen nadir yüreklerdensin.
Zamanın bütün kapıları seni içeriye davet ediyor.
Dışarının gürültüsü bitti.
Günler, takvimler, mevsimler…
Çünkü sen artık başka bir yerde yaşıyorsun:
Ne geçmişin yükü omuzlarında…
Ne geleceğin gölgesi gözlerinde…
ve senden çok daha eski olan
Bu huzur, dışardan gelmiyor.
Çünkü bu, zamanla birlikte yürümeyi öğrenenlerin taşıdığı bir haldir.
Artık zamandan şikâyet etmiyorsun.
"Yetişemiyorum" demiyorsun.
"Geç kaldım" ya da "çok geç oldu" da yok.
Çünkü sen artık biliyorsun:
“An, Allah’ın sana tecelli ettiği noktadır.
Anı kaybeden, O’nu da kaybeder.”
Bu sözleri hâlâ dinliyorsan,
bir şey seni hâlâ çağırıyor.
O yüzden bu an, artık sıradan değil.
Bundan sonra ne olacak bilmiyorum.
Belki çok hafif bir şekilde…
Ama artık hiçbir an eskisi gibi olmayacak.
hayatın ne olduğunu fısıldadı.
Hayat, unuttukça ağırlaşan bir şeydir.
Sen bu bölümde kendi içini hatırladın.
Zamanın içinde kaybettiğin yönünü…
Ve şimdi sana bir şey demeyeceğim.
Ne yapmalısın, nereye gitmelisin, kim olmalısın…
Bunların hiçbirini söylemeyeceğim.
Çünkü bunları artık sen biliyorsun.
Zaman sana ne demek istiyorsa,
o ses artık senin içinden konuşuyor.
yine unutur, yine dağılır, yine yorulursan…
senin sonsuzluğa ilk adım attığın yerdi.
O yüzden şimdi sessizce içinden söyle:
Ve artık zamanın içindeyim.
Ama onun ötesine de açığım.”
Bu cümle, senin yüreğinden çıkarsa…
Zaman bile sana secde eder.
✓ Ömür boyu erişim · önce örnek dinleyin