Muhyiddin İbn Arabî Hz.: Şeyh ül Ekber. Fütûhât ı Mekkiyye ile varlığın perdelerini tek tek kaldıran, tasavvufun en büyük zirvesi. Her satırı kalbe değil, kalbin ötesine seslenir.
# Hayatımızda Tekrar Eden İmtihanlar: Hangi Manaya Çağrılıyoruz?
*Tekerrür eden hadiselerin ardında kendimizi tanımaya, sabrı öğrenmeye ve Rabbimize yönelmeye açılan bir tefekkür kapısı olabilir mi?*
Hayatımızda bazı meseleler vardır. Ne kadar uzaklaşmaya çalışsak da başka bir biçimde yeniden karşımıza çıkarlar. Bir kapıyı kapatırız, benzer bir mesele başka bir kapıdan içeri girer. Bir ilişkide yaşadığımız kırgınlık, yıllar sonra başka bir insanla yeniden belirir. Bir türlü dinmeyen rızık endişesi, sahip olduklarımız arttığı hâlde içimizde yaşamaya devam eder. Bazen sevilmek isteriz ama gördüğümüz sevgiyle yetinemeyiz. Bazen kalabalıkların ortasında bile kendimizi yalnız hissederiz.
Bir noktadan sonra insan kendi kendine sormaya başlar:
**Neden hep aynı meseleyle karşılaşıyorum? Bu yaşadıklarım bana ne anlatıyor?**
Tasavvufun tefekkür dünyası, insanı bu sorular üzerinde durmaya davet eder. Fakat burada önemli bir ayrım vardır. Her tekrar eden hadisenin ardında kesin olarak bildiğimiz özel bir işaret bulunduğunu söyleyemeyiz. Yine de yaşadıklarımızı yalnızca bir sıkıntı olarak görmek yerine, onların bizde ortaya çıkardığı hâlleri incelemek; sabır, tevekkül, adalet, sevgi ve teslimiyet gibi manalar üzerinde düşünmek, insanın kendini tanımasına vesile olabilir.
Belki de asıl soru, aynı olayın neden yeniden yaşandığından önce, onun karşısında bizim nasıl bir hâl aldığımızdır.
Hayat bir imtihandır
Kur'anı Kerim, dünya hayatını imtihan hakikati üzerinden anlamamıza yardımcı olur. Mülk suresinin ikinci ayetinde şöyle buyrulur:
*“Hanginizin amel bakımından daha güzel olduğunu denemek için ölümü ve hayatı yaratan O'dur.”*
Bakara suresinin 155. ayetinde ise korku, açlık, mallardan ve canlardan eksiltme gibi imtihan alanları zikredilir ve sabredenler müjdelenir.
Bu ayetler bize hayatın yalnızca rahatlık ve kazançtan ibaret olmadığını hatırlatır. İnsan kimi zaman sahip olduklarıyla, kimi zaman kaybettikleriyle, kimi zaman beklediği bir haberle, kimi zaman da yıllardır içinde taşıdığı bir korkuyla sınanır.
Bir insan için en ağır imtihan geçim kaygısı olabilir. Bir başkası için sevilme ve kabul görme ihtiyacı öne çıkabilir. Bir diğeri haksızlık karşısında derin bir acı hissederken bir başkası, çevresinde insanlar olduğu hâlde kendisini anlaşılmamış bulabilir.
İmtihanların biçimi değişir. İnsanların şartları, imkânları ve taşıdıkları yükler de birbirinden farklıdır. Bu sebeple başkasının yaşadığını kendi hayatımızın ölçüsü yapmak yerine, kendi hâlimize dikkatle bakmamız gerekir.
Çünkü insan bazen dışarıdaki hadiseleri değiştirmek için çok çaba gösterirken kendi içinde tekrar tekrar ortaya çıkan duyguları tanımayı ihmal eder.
Tekrar eden meseleler bize kendimizi gösterebilir
Bazı insanlar maddi imkânları yeterli olsa bile yoksulluk korkusundan kurtulamaz. Kazanır, biriktirir, tedbir alır; fakat kalbinin bir köşesinde sürekli bir eksilme endişesi taşır. Burada üzerinde düşünülebilecek mesele yalnızca para değildir. Güven duygusu, geleceğe dair korkular ve insanın rızık anlayışı da bu tefekkürün parçası olabilir.
Bazı insanlar sevilir, takdir edilir, çevresinden güzel sözler duyar. Buna rağmen küçük bir eleştiriyle derinden sarsılır. Çünkü insanın ihtiyacı bazen sevginin kendisinden çok, sevilmediği düşüncesinden kurtulamamaktır.
Bazıları adaletsizlik karşısında büyük bir hassasiyet taşır. Bir haksızlık gördüğünde içi yanar. Bu hassasiyet, hakkı gözetme ve zulme karşı durma yönünde hayırlı bir çabaya dönüşebilir. Ancak insanın kendi gücünün sınırlarını tanıması, her şeyi tek başına düzeltemeyeceğini kabul etmesi ve nihai hükmün Allah'a ait olduğunu unutmaması da önemlidir.
Bir başkası ise en kalabalık meclislerde bile yalnızlık hisseder. Dostları, ailesi ve kendisini seven insanlar vardır; fakat iç dünyasında anlaşılmadığına dair bir duygu taşır.
Bu örneklerin her biri farklı sebeplerle ortaya çıkabilir. Geçmişte yaşananlar, mevcut şartlar, ilişkiler ve kişinin düşünme biçimi bunların üzerinde etkili olabilir. Bu yüzden her sıkıntıyı tek bir manaya bağlamak doğru değildir.
Bununla birlikte insan, kendisine şu soruyu sorabilir:
**Bu mesele tekrar karşıma çıktığında bende hangi duygu uyanıyor ve ben bu duyguyla nasıl davranıyorum?**
Belki korkuyla hareket ediyoruz. Belki kendimizi savunmak için hemen öfkeleniyoruz. Belki bir başkasının bizi anlamasını beklerken kendi ihtiyacımızı ifade edemiyoruz. Belki de değiştiremeyeceğimiz şeylerle mücadele ederken değiştirebileceğimiz davranışlarımızı gözden kaçırıyoruz.
İşte bu noktada tekrar eden mesele, yalnızca katlanılması gereken bir yük olmaktan çıkıp kendimizi tanımak için bir vesileye dönüşebilir.
Esmalarla tefekkür: Hayatın içinde hangi manayı arıyoruz?
Allah Teâlâ'nın güzel isimleri, O'nu tanımamıza ve kulluk bilincimizi derinleştirmemize vesile olan ilahî isimlerdir. Bu isimler üzerinde düşünmek, insanın kendi hayatına da daha dikkatli bakmasına yardımcı olabilir.
Rızık endişesi yaşayan biri, Er Rezzâk ismi üzerinde tefekkür ederek rızkın yalnızca kendi çabasından ibaret olmadığını, sebeplere sarılmakla birlikte Allah'a tevekkül etmesi gerektiğini düşünebilir. Bu, tedbiri bırakmak değil, tedbir alırken kalbini mutlak biçimde kendi gücüne bağlamamayı öğrenmektir.
Sevilme ihtiyacıyla yorulan biri, El Vedûd ismi üzerinde düşünerek sevginin mahiyetini, insanlardan beklediği karşılığın sınırlarını ve Allah'a kullukla kurduğu bağı yeniden değerlendirebilir. Bu, insan sevgisini küçümsemek veya ilişkilerden uzaklaşmak anlamına gelmez. İnsanlarla sağlıklı bağlar kurarken bütün değerini başkalarının takdirine teslim etmemeyi öğrenmek anlamına gelebilir.
Anlaşılmadığını hisseden biri, Es Semî ve El Habîr isimleri üzerinde tefekkür ederek Allah'ın işitmesi ve her şeyden haberdar olması hakikatini hatırlayabilir. İnsanlar birbirlerini eksik anlayabilir. Fakat kul, içinde taşıdığı hâli Allah'a arz edebilir. Bu yöneliş, başkalarıyla konuşma ve anlaşılma çabasını terk etmek değil, insanlardan beklediği her şeyi onların sınırlı imkânlarına yüklememeyi öğrenmektir.
Haksızlık karşısında acı duyan biri ise El Adl ismi üzerinde düşünerek adaletin önemini, kendi sorumluluğunu ve gücünün sınırlarını değerlendirebilir.
Burada dikkat edilmesi gereken husus şudur: Hayatımızda tekrarlanan her meseleyi belirli bir esmanın kesin işareti olarak ilan edemeyiz. Bir insanın hangi ilahî ismin özel veya baskın tecellisi altında bulunduğunu yalnızca yaşadığı olaylardan hareketle kesin biçimde belirlemek de mümkün değildir.
Ancak esmalar üzerinde sahih bilgiye ve kulluk bilincine dayanarak tefekkür etmek, yaşadığımız olaylara daha hikmetli bir gözle bakmamıza yardımcı olabilir.
Mesele, kendimize bir etiket bulmak değil; Allah'ı daha iyi tanımaya ve kulluğumuzu güzelleştirmeye yönelmektir.
Aynı olay, farklı bir iç hâl
Tasavvufi terbiyenin önemli meselelerinden biri, insanın kendi nefsini tanıması ve davranışlarını gözden geçirmesidir. İnsan bir olay karşısında yalnızca ne yaşadığını değil, o olayın içinde nasıl davrandığını da sorgulamaya başladığında kendisi hakkında yeni şeyler fark edebilir.
Bir insan düşünelim. Hayatı boyunca terk edilmekten korkuyor olsun. Çocukluğunda yaşadığı bir ayrılık, gençlik yıllarında karşılaştığı bir hayal kırıklığı veya yetişkinlik dönemindeki bir ilişki bu korkuyu güçlendirmiş olabilir.
Bu insan, her uzaklaşmayı kendisinin değersiz olduğuna dair bir işaret gibi yorumlayabilir. Karşısındaki kişiyi kaybetmemek için kendi ihtiyaçlarını susturabilir, gereğinden fazla çaba gösterebilir veya daha incinmeden önce kendisi uzaklaşabilir.
Burada sorulabilecek soru yalnızca neden terk edildiği değildir. Kendi değerini nasıl tanımladığı, ilişkilerinde hangi sınırları koruduğu ve kaybetme korkusunun davranışlarını nasıl etkilediği de önemlidir.
Manevi tefekkür bu insana şu hakikati hatırlatabilir: İnsanların sevgisi kıymetlidir fakat insanın bütün varoluşsal güvenini yalnızca insanların yanında bulunmasına bağlaması onu kırılganlaştırabilir. Kul, Allah'a yönelerek, O'na dua ederek ve O'na güvenmeyi öğrenerek iç dünyasında daha sağlam bir dayanak arayabilir.
Bu, terk edilme korkusunun mutlaka kendiliğinden sona ereceği anlamına gelmez. Bazı yaraların iyileşmesi zaman, sağlıklı ilişkiler ve gerektiğinde profesyonel destek gerektirir. Manevi yöneliş, bu süreçte insana eşlik edebilir.
Başka bir insanı düşünelim. Kendini sürekli anlaşılmamış hissediyor. Konuşuyor fakat karşılık bulamadığını düşünüyor. Yazıyor ama okunmadığını hissediyor. En yakınlarının bile iç dünyasını bütünüyle göremediğine inanıyor.
Böyle bir durumda Allah'ın Es Semî, El Alîm ve El Habîr isimleri üzerinde tefekkür etmek, insanın içinde taşıdığı duyguları Rabbine açmasına vesile olabilir. İnsanların bilgisi sınırlıdır. Allah ise gizliyi de açığı da bilir.
Bu hakikati hatırlamak, kişinin kendisini ifade etme ihtiyacını ortadan kaldırmaz. Aksine, başkalarından anlaşılmayı beklerken kendi değerini bütünüyle onların tepkilerine bağlamamasına yardımcı olabilir.
Bazen insanın ihtiyacı, bütün insanların kendisini eksiksiz anlaması değil; anlaşılmadığı anlarda da hakikatinden ve değerinden vazgeçmemeyi öğrenmesidir.
Tekerrür, kendini bilme yolunda bir vesile olabilir
Yunus Emre'nin meşhur dizeleri bu noktada hatırlanmaya değer:
*İlim ilim bilmektir,*
*İlim kendin bilmektir.*
*Sen kendini bilmezsin,*
*Ya nice okumaktır.*
Bu dizelerde insanın yalnızca bilgi biriktirmekle yetinmemesi, öğrendiklerini kendisini tanımaya vesile kılması gerektiği hatırlatılır.
Kendini bilmek, her yaşanan olayın gizli sebebini kesin biçimde çözdüğünü iddia etmek değildir. Kendi eğilimlerini, korkularını, arzularını, öfkesini, sabırsızlığını ve beklentilerini fark edebilmektir.
İnsan aynı mesele karşısında yıllar boyunca aynı tepkiyi veriyorsa, burada üzerinde çalışabileceği bir alan bulunabilir. Her eleştiride içine kapanıyorsa, her ayrılıkta kendisini değersiz hissediyorsa veya her belirsizlikte geleceğin bütünüyle kötü olacağını düşünüyorsa, bu tepkilerin kaynağını anlamaya çalışabilir.
Tasavvufi muhasebe, insanın kendisini suçlaması için değil, kendisini daha dürüst biçimde tanıması için bir imkândır.
Bir hatayı fark etmek, insanın değersiz olduğu anlamına gelmez. Bir zayıflığını görmek de o zayıflığa mahkûm olduğu anlamına gelmez. Bilakis insan, nefsini tanıdıkça davranışlarını düzeltmek ve daha güzel bir ahlaka yönelmek için imkân bulur.
Burada önemli olan, yaşanan her acıyı romantikleştirmek veya her haksızlığı mutlaka katlanılması gereken bir ders olarak görmek değildir. Zulme uğrayan insanın hakkını araması, zarar veren bir ilişkiden uzaklaşması ve gerektiğinde yardım istemesi de doğru bir tutum olabilir.
Sabır, haksızlığa razı olmak demek değildir. Tevekkül, tedbiri terk etmek değildir. Teslimiyet de insanın sorumluluğunu bir kenara bırakması değildir.
Manevi olgunlaşma, yaşadıklarımız karşısında hem kalbimizi hem davranışlarımızı gözden geçirmeyi gerektirir.
Kendimize sorabileceğimiz üç soru
Hayatımızda tekrar eden meseleleri daha iyi anlamak için zaman zaman durup kendimizle baş başa kalabiliriz. Bir kalem ve kâğıt alarak aşağıdaki sorular üzerine düşünmek bunun için sade bir başlangıç olabilir.
**Birinci soru: Hayatımda tekrar tekrar karşıma çıkan mesele nedir?**
Bu bir ilişki sorunu, geçim kaygısı, yalnızlık hissi, anlaşılmama duygusu veya belirli durumlarda ortaya çıkan öfke olabilir. Önce meseleyi mümkün olduğunca açık ve yargılamadan tanımlayın.
**İkinci soru: Bu mesele yaşandığında bende hangi duygu ve davranışlar ortaya çıkıyor?**
Korkuyor muyum? Öfkeleniyor muyum? Kendimi geri mi çekiyorum? Herkesi memnun etmeye mi çalışıyorum? Kontrol edemediğim şeyleri kontrol etmeye mi uğraşıyorum?
Duyguyu fark etmek, onunla nasıl hareket edeceğimizi seçebilmek için ilk adım olabilir.
**Üçüncü soru: Bu durumda hangi ahlaki ve manevi değeri geliştirmeye ihtiyacım var?**
Sabır mı? Tevekkül mü? Cesaret mi? Adalet mi? Affetmek mi? Sınır koymak mı? Yardım istemek mi? Bir vedayı kabul etmek mi?
Cevap her zaman tek bir kelime olmayabilir. Bazen insanın ihtiyacı sabırla birlikte tedbir, tevekkülle birlikte gayret veya merhametle birlikte sınır koymaktır.
Bu çalışma, hayatımızda hangi esmanın kesin olarak tecelli ettiğini belirleyen bir yöntem değildir. Kendimizi tanımak, davranışlarımızı değerlendirmek ve Allah'ın güzel isimleri üzerinde bilinçli bir tefekkür geliştirmek için kullanılabilecek bir muhasebe yoludur.
Kapımızı çalan her meseleye nasıl bakmalıyız?
Hayatımızda tekrar eden bazı meseleler zamanla bizi yorabilir. Aynı duyguyu yeniden yaşamak, aynı hayal kırıklığıyla karşılaşmak veya yıllar önce geride bıraktığımızı düşündüğümüz bir korkunun yeniden ortaya çıkması insana ağır gelebilir.
Böyle zamanlarda kendimize yalnızca şu soruyu sormakla yetinmeyebiliriz:
*Neden yine ben?*
Bunun yanına başka bir soru da ekleyebiliriz:
*Bu defa daha bilinçli, daha adil ve daha güzel bir tutum geliştirmek için ne yapabilirim?*
Belki daha açık konuşmamız gerekir. Belki bir sınır koymamız, bir hatamız için özür dilememiz veya hakkımızı usulünce aramamız gerekir. Belki de değiştiremeyeceğimiz bir durum karşısında sabretmeyi ve Allah'a dayanmayı öğrenmemiz gerekir.
Her tekrarın aynı biçimde devam edeceğini düşünmek zorunda değiliz. İnsan yeni şeyler öğrenebilir, davranışlarını değiştirebilir ve zamanla farklı tepkiler geliştirebilir. Bazı meseleler çözülür, bazıları hafifler, bazılarıysa hayatın farklı dönemlerinde yeniden gündeme gelebilir.
Önemli olan, yaşadıklarımızın içinden geçerken kendimize ve başkalarına karşı merhameti kaybetmemektir.
Tasavvufi bakışın bize açabileceği kapılardan biri de budur: Hadiseleri yalnızca dış görünüşleriyle değerlendirmemek, kendi nefsimizi hesaba çekmek ve her hâlimizde Rabbimize yönelmek.
Belki her kapının neden açıldığını bilemeyiz. Fakat o kapının önünde nasıl duracağımızı, hangi davranışın daha doğru olduğunu ve kalbimizi hangi hakikatle beslemek istediğimizi düşünme imkânımız vardır.
Bazen insanı kendisine yaklaştıran şey, yıllardır cevap aradığı sorunun kendisi değil, o sorunun karşısında nasıl bir insana dönüşmek istediğidir.
Dua
Allah'ım, hayatımızda tekrar eden hadiseler karşısında bize basiret ve hikmet ihsan eyle. Nefsimizi tanımayı, kusurlarımızı incitmeden görmeyi ve onları güzelleştirmek için gayret göstermeyi nasip eyle.
Bizi korkularımızın esiri olmaktan, insanlardan beklediğimiz karşılıklarla tükenmekten ve değiştirebileceğimiz şeyler karşısında çaresiz kalmaktan muhafaza eyle.
Rızık endişesi taşıyan gönüllerimize tevekkül, kırılmış kalplerimize sabır, haksızlık karşısında duranlara adalet üzere hareket etme gücü, yalnızlık hissedenlere de Senin rahmetine yönelen bir gönül ver.
Güzel isimlerini doğru tanımayı, onların manaları üzerinde sahih bir bilgiyle tefekkür etmeyi ve kulluğumuzu güzel ahlakla derinleştirmeyi bizlere nasip eyle.