Gavs ı Âzam diye anılan, Bağdat'ın kalbinden bütün İslâm dünyasına ulaşan büyük veli. Fütûhu'l Gayb ve Gunyetü't Tâlibîn gibi eserleri, kalbi dünyadan çekip Hakk'a bağlayan en sade ve en derin sohbetlerdir.
Kalbinin en sessiz yerinde bekleyen bir dileğin var. Kimseye söyleyemediğin bir ihtiyaç. Kapanmayan bir yara için şifa beklentisi. Yolların tıkandığı yerde açılacak bir yön arzusu. Bazen insan bu isteğin kendi arzusu mu yoksa Allah tarafından kalbe bırakılmış bir çağrı mı olduğunu ayırt edemez. Abdulkadir Geylani Hazretleri buyurur ki kul bazen ister ve sanır ki bu istek ona aittir. Hâlbuki o istek rahmet kapısından kalbe indirilmiş bir davettir. Yani bazen sen istiyorum dersin ama aslında çağrılıyorsun. Sen kapıyı çalıyorum dersin ama kapı sana doğru açılıyordur. İşte Ol diyen dua budur. İnsanın zorla kurduğu cümle değildir. İçine konan ilahi izin gibi titreşen bir sezgidir. O sezgi der ki korkma. Bu arzu sana boşuna verilmedi. Bu ateş boşuna yakılmadı. Bu acı sebepsiz yere uzun sürmedi.
Kalbini sahibine teslim et
Abdulkadir Geylani Hazretleri kalbi sıkışmış kula şöyle seslenir. Sabret ve bekle deme bana, çünkü ben zaten beklemenin içindeyim. Yeter ki kalbini sahibine teslim et. Veren de O dur. Verdiren de O dur. Verilmeyeni tutan da O dur. Bu teslim oluş şöyle anlaşılır. Dünya daralttı sanırsın. Aslında darlık dünyadan gelmez. Sıkışan yer nefstir. Açılacak olan ise nefsini bırakan kalptir. Bu yüzden gerçek dua yalnız dilin söylediği söz değildir. Gerçek dua, benliğin diz çökmesidir. Benlik diz çöktüğü anda Ol denmiş olur. Çünkü artık direnmezsin. Hesap yapmazsın. Ben nasıl başaracağım diye kasılmazsın. Şunu kabul edersin. Ben bu imtihanın sahibi değilim. Ben bu hayatın sahibi değilim. Ben misafirim. Misafir ise ev sahibine güvenir.
İnsanın arzusu büyüdükçe korkusu da büyür. Çünkü kaybetme ihtimali insanı titretir. Bu titreme bazen Allah a güvenini gölgeler. Kalbin fısıldar. Ya olmazsa. Bu iki kelime, dua eden gönlü kurutan bir dumandır. Abdulkadir Geylani Hazretleri buyurur. Sen verene güven. Verilene değil. Sen kapıya tutun. Kapının ardındaki payeye değil. Gözün nimete dönmesin. Nîmetin sahibine dönsün. Çünkü nimete yaslanan umut kırılır. Nîmetin sahibine yaslanan ümit yıkılmaz. Burada çok ince bir sır var. Duaların cevapsız kalmaz. Fakat bazen dua ettiğin şeyi öyle dar bir kalıba kilitlersin ki cevabı fark edemezsin. Şöyle dersin. Bana şu olsun. Duyuyor musun. Şu olsun. Oysa Rabbin sana şöyle hitap ediyor. Seni bundan daha büyüğüne hazırlıyorum. Sen küçük bir pencere istiyorsun. O ise sana ufuk açıyor. Sen tek bir anlık rahatlama istiyorsun. O ise içinde bütün ömür taşıyacağın teslimiyet tohumu ekiyor. Bu yüzden bazı gecikmeler gecikme değildir. Hazırlıktır.
Abdulkadir Geylani Hazretleri bu durumu şöyle anlatır. Sana verilmeyen şey senden esirgendi sanma. Belki henüz taşıyamayacağın bir yükten korunuyorsun. Belki güzel sandığın şey aslında kalbine ateş gibi inecek. Belki arzuladığın bağ seni zayıflatacak. Belki istediğini sandığın kapı seni kendinden uzaklaştıracak. Böyle bir anda dua reddedildi sanma. Bil ki dua korunmuştur. Sana verilmediğini düşündüğün şey belki aslında senden uzak tutulmuştur ki sen zarar görmeyesin. İşte bu anlayış yerleştiğinde kalp artık sadece istemek için değil, yakın olmak için dua eder. Çünkü yakın olanın duası zaten kabul edilmiş sayılır. Yakınlık, kabulün kendisidir.
Benim isteğim sensin
Yakınlığa yürüyen kul yavaşça şöyle konuşur. Benim isteğim yalnız dünya nimeti değil. Benim isteğim sensin. Ben sende olmak istiyorum. Ben senden yana olmak istiyorum. Bu söz faniliğin içinde ağır görünse de teslimiyetin özü budur. Abdulkadir Geylani Hazretleri kulluğun bu tadını anlatırken der ki kul şöyle yalvarır. Ben fakirim. Beni zengin eyle. Ben güçsüzüm. Beni güçlendir. Ben kayboldum. Beni bul. Burada kul kendi nefsini övmüyor. Aksine aczini söylüyor. Bu acz, horlanma değildir. Bu acz, ruhun secdesidir. Ruh secdeye indi mi dua artık bir cümle olmaktan çıkar ve varlığın hali olur. Ruh secdede duruyorsa o dua zaten Ol makamına yaklaşmıştır.
Ol emri yaratılışın ilk nefesidir. O emirle varlık açılmıştır. Bu bir kere olup bitmiş bir ses değildir. Her an yeniden çağrılan bir nefes gibidir. Abdulkadir Geylani Hazretleri kulun bu çağrıyı kendi kaderinde nasıl işittiğini şöyle anlatır. Sen sandın ki hayatın sıradan akıyor. Oysa her nefeste yeniden yaratılıyorsun. Her sabah tekrar yazılıyorsun. Her hüzünde başka bir şekle giriyorsun. Her imtihanda yeniden yoğruluyorsun. Yani Ol emri senin üzerinde sürekli tazeleniyor. Bu yüzden umutsuz değilsin. Çaresiz hissettiğin anda bile yeniden kuruluyorsun. Hiçbir karanlık ebedi mühür değildir. Abdulkadir Geylani Hazretleri der ki ümidi kesen kalp aslında Rabbini unutan kalptir. Çünkü ümit kesmek kapının kapandığını sanmaktır. Kapı kapanmaz. Kapı zaman zaman imtihanla örtülür. İmtihanın örttüğü perdeyi zorla çekmeye çalışma. Önce perdenin ardındaki hikmete bak. Çünkü orada senin için hazırlanan sır duruyor.
Dileğini eline al
Şimdi dinle. İçinde tuttuğun o ağır dileği eline alır gibi al. Gözünün önüne getir. İsmini söylemekten çekindiğin arzunu düşün. Kimseye anlatamadığın ihtiyacını düşün. İçinde sakladığın sızıyı düşün. Hâlâ beklediğin haberi düşün. Yalnız kaldığında aklından çıkmayan kişiyi düşün. Seni yoran korkuyu düşün. Seni hâlâ yaşatan umudu düşün. Hepsini birlikte getir. Hepsini kalbinin ortasına koy. Sonra yumuşak bir sesle şöyle söyle. Bu istek bana yabancı değil. Bu ihtiyaç bana emanet edildi. Bu yanış bana zimmetli. Bu bekleyiş boşa değil. Ben bu emaneti sahibine teslim ediyorum. Ben bundan böyle dilimi değil ruhumu secdeye indiriyorum. Yorulsam da vazgeçmiyorum. Tükensem de bırakmıyorum. Çünkü vazgeçmek bana ait değil. Vazgeçme hakkı bana verilmedi. Bana verilen hak teslim olmak.
Bu cümle bir teslimiyet yemini gibidir. Bu yemin dille değil hâl ile verilir. Tam burada Ol sesi yaklaşır. Çaresiz kaldığını zanneden kul birden şunu hisseder. Artık tek başına değilim. Artık tutuluyorum. Artık taşınarak yürüyorum. Abdulkadir Geylani Hazretleri bu hâli şöyle tarif eder. Hak dostunu yürütür. Yürüyen kul gibidir ama aslında yürütülen odur. Sen yol alıyorum sanırsın. Oysa seni taşıyan kudret yürütmektedir. Yardımın indiği an yükün adı değişir. Aynı dert orada durur fakat derdin ağırlığını taşıyan omuz değişmiştir. Aynı acı orada durur fakat acıya bakan göz başkalaşmıştır. Bu yüzden bir anda içe sakinlik yayılır. Bir anda göğüs yumuşar. Bir anda insanın içinden şükre benzeyen ince bir titreşim geçer. Bu şükür henüz eline verilmemiş nimete bile şükürdür. Henüz ulaşmadığın feraha bile şükürdür. Çünkü kalbin gerçeği fark etmiştir. Dua sadece sonuç değildir. Dua yakınlıktır.
Ruh gecikmez
Şunu bil. Sen bitmedin. Sana bitti dediler, sen de inandın. Seni yordular, sen de kendini yorgun sandın. Sana geciktin dediler, sen de geç kaldığını düşündün. Ama ruh gecikmez. Ruh bekletilir. Bekletilen ruh değersiz değildir. Bekletilen ruh hazırlanıyordur. Abdulkadir Geylani Hazretleri der ki kul bazen düşer gibi görünür ama aslında indiriliyordur. Bir mertebeden diğerine taşınır gibi indiriliyordur. Yani sen kaybediyorum sandığın anda aslında el değiştiriyorsun. Yalnız yürümekten teslim yürümeye alınıyorsun. Bu yüzden bu ses sana şunu söylüyor. Sen yenilmedin. Sen eğitiliyorsun.
Başına gelen her şey seni ezmek için inmedi.
Başına gelen her şey seni ezmek için inmedi. Seni çağırmak için indi. Kalbin kırıldı. Kalbinin kırılmasını yalnız acı gibi okursan yorulursun. Fakat kalbin kırıldığı yerde perde de yırtılıyor. O perde yırtılınca içeriye rahmet ışığı giriyor. Abdulkadir Geylani Hazretleri kırık kalbi böyle okur. Der ki en yakın duran kalp, en yaralı kalptir. Yara kendiliğinden bir yakınlık vesilesidir. Çünkü sağlam duran kibirlenir. Çatlayan ise diz çöker. Diz çöken hakikate yaklaşır. O halde incinmişliğinden utanma. Yorgunluğundan utanma. Ağladığın geceden utanma. Bunların içinde seni Rabbine taşıyan bir sır var. Sen sandın ki çöküş. Hak katında bu bir yakınlık davetidir.
Bazen kalbin kararıyor gibi hissedersin. İçinde neşe yerini küle bırakır. Konuşmak istemezsin. Kimseye anlatamazsın. Kimse anlamaz. İşte burası, insanların seni bıraktığı bu iç halka, kul ile Rabbi arasında kalan en saf alandır. Bunu iyi dinle. Kimsenin görmediği acıların var ya. Onlar aslında seninle Allah arasında sır olarak saklanan teslim sözleridir. O sır sayesinde sana kimsenin dokunamadığı bir yakınlık yazılır. Dışarıdan kimsenin bilmediği acı, içeride sadece seni ve Rabbini aynı saf çizgiye getirir. Abdulkadir Geylani Hazretleri der ki kul yalnız kaldığını düşündüğü yerde aslında özel muameleye alınmıştır. Çünkü kalabalıkların arasında verilen ikram başkadır. Sadece kul ile Rabbin arasında olan ikram başkadır. Sen gözyaşı döktüğün yerde küçüldüğünü sandın. Bil ki o anda sana şah damarından daha yakın olan kudreti hissetmen için perde indirildi.
Yalnız değilsin
Şunu unutma. Sen yalnız değilsin. Bu cümleyi sıradan bir teselli gibi dinleme. Bu cümleyi bir hakikat olarak duy. Yalnız değilsin. Çünkü sen kendi kendini tutmuyorsun. Seni tutan bir el var. O el yeryüzüne ait bir el değil. O el para ile ölçülmez. O el insan sözü ile çizilmez. O el makam ile kazanılmaz. O el şöhret ile gelmez. O el senden önceydi. Sen düşmeden önce seni biliyordu. Sen ağlamadan önce ağlayacağını biliyordu. Sen susup dayanacağım derken bile ne kadar tutunabileceğini biliyordu. Bu yüzden zayıf hissettiğin için kendini suçlama. Çünkü o zayıflık hâli bile planlanmış bir duraktır. O durakta kalbindeki benlik bükülür, zarafet başlar.
Mücadele etmekten yoruldun. Haklısın. İnsanın gücü vardır ve o güç tükenir. Fakat Abdulkadir Geylani Hazretleri kulun yanlışı olarak şunu anlatır. Kul kendi gücünü tek kaynak sanır. Kendi nefesini dayanma sebebi sanır. Kendi çabasını tek dayanak zanneder. İşte bu zannın kırılması gerekir. Bu zannın kırıldığı âna insanlar genelde düşüş der. Oysa gerçekte bu bir teslim eğitimidir. Sen düşmedin. Senin üzerinden yük indiriliyor. Senin üzerinden benlik indiriliyor. Senin üzerinden ben yaparım iddiası indiriliyor. Sen ben yaparım demeyeceksin. Sen ben seninleyim diyeceksin. İşte bu değiştiğinde dua gerçeğe kavuşur.
Görüyor musun. Duan artık bir istek listesi gibi değil. Duan artık bir kimlik bildirimi gibi. Sen artık yalvararak söylemezsin. Sen ait olarak söylersin. Ben sende olmak istiyorum dersin. Ben senden kopmak istemiyorum dersin. Ben sana dayanıyorum dersin. Bu hal dil ile kurulmuş cümle değil. Bu hal ruhun eğilme şekli. Ruh eğildiğinde dünya eğilir. Ruh eğildiğinde perde kalkar. Ruh eğildiğinde engel olmaktan korktuğun şey gölgeye dönüşür. Gölge geçer. Sen kalırsın.
Sen kir değilsin
Burası çok önemli. Kendini aşağı görme. Kendi yaralarını kirli sanma. Sen kir değilsin. Sen yaralısın. Yaralı olmak murdar olmak değildir. Yaralı olmak hakarete layık olmak değildir. Yaralı olmak aciz olmak değildir. Yaralı olmak mahkûm olmak değildir. Yaralı olmak kusurlu olmak değildir. Yaralı olmak ilgi isteyen bir beden gibi düşünülmesin. Yaralı olmak gözetilen kulluk hâlidir. Abdulkadir Geylani Hazretleri buyurur. Kul aczini anlattıkça değer kazanır. Çünkü kibir söner. Kibir sönünce hakikat parlar. Bu yüzden kırık yerinden utanma. O çatlakta ışık var. O çatlakta rahmet var. O çatlakta yakınlık var.
Sen artık unutulmuş değilsin. Bunu söyleyeyim. Bazen kendi dünyanda kaybolursun. Kimse aramadı dersin. Kimse halimi sormadı dersin. Kimse yükümü bilmedi dersin. İçinden şu cümle geçer. Kimseye lazım değilim. Bu cümle zehirdir. Çünkü seni senin gözünde yok sayar. Oysa sen lazım olduğun için nefes alıyorsun. Seni hayatta tutan kudret seni boşuna tutmaz. Bir hikmeti var. Bir görevi var. Bir izi var. Senin adın bir kalbin duasının cevabı olabilir. Senin varlığın bir evladın duasının cevabı olabilir. Senin sabrın bir annenin niyazının cevabı olabilir. Senin direnişin bir gönül için siper olabilir. Kendini silme. Kendini küçültme. Kendini karanlığa gömme. Sen henüz tamamlanmadın.
Allah seni utandırmaz.
Şunu da duyman gerekiyor. Allah seni utandırmaz. Bu söz kuru bir avunma cümlesi değil. Bu söz Abdulkadir Geylani Hazretleri nin talebeye verdiği güven nefesidir. Allah seni utandırmaz. Seni ortada bırakmaz. Seni düşmanın önünde mahcup etmez. Sen belki zamana yenildim sandın. İnsanların diline kaldım sandın. Şerefim kırıldı sandın. Bu utancı ben nasıl taşıyacağım dedin. Geylani Hazretleri der ki o günahınla bile sana kapı kapanmaz. Yeter ki dön. Yeter ki bırakma. Yeter ki bağını kesme.
Yeter ki inkâr etme. Yeter ki ben senden uzağım deme. Çünkü aslında uzak değilsin. Uzaklık hissi bir perdedir. O perdeyi gerçek sanma. Seninle Allah arasında aşılmaz mesafe yok. Seninle rahmet arasında ulaşılmaz duvar yok. Seninle affedilmek arasında kapalı kilit yok. Seninle yeniden başlamak arasında yasak sınır yok. Bu söz sadece günahsızlara yazılmadı. Bu söz bilerek hata yapanlara da yazıldı. Bu yüzden affı, seçilmiş temiz kulların ayrıcalığı gibi görme. Affı kendi hakkın olarak da görme. Affı şunu söyleyen kalbin payı olarak gör. Ben senden gitmeyeceğim.
Doğrul
Şimdi senden bir şey istiyorum. Ayakta dur. İçinden doğrul. Duruşunu düzelt. Omuzlarını bırakma. Başını indirip ezilme.
Sen ezilecek bir varlık değilsin. Sen horlanmak için yaratılmadın. Sen yolda kalmak için gönderilmedin. Sen eksik bırakılmak için seçilmedin. Sen yok olup gitmen izlensin diye bu sınavın içine atılmadın. Sen değerlisin. Bu değer kibir değil. Bu değer edep. Bu değer ben üstünüm tavrı değil. Bu değer ben emanetim bilinci. Sen emanetsin. Emanete kıymet verilir. Emanete gözetim verilir. Emanete sahip çıkılır.
Sen emanetsin.
Şimdi yavaşça kalbine doğru konuş. De ki ben yenileceğim bir kul değilim. Ben düşerim ama kalırım yerde değil. Ben ağlarım ama sönerim değil. Ben bazen yorulurum ama bırakmam. Ben daralırım ama vazgeçmem. Ben yıpranırım ama pes etmem. Benim üzerimde Abdulkadir Geylani Hazretleri nin öğrettiği teslim duasının nefesi var. Ben Rabbime rağmen yaşamıyorum. Rabbimle yaşıyorum. Ben Rabbimin dışında değilim. Ben Rabbimin gözetimindeyim. Ben Rabbimin merhametine sığınıyorum. Ben Rabbimin yazdığı kaderin içinde ilerliyorum. Bu bana yeter.
Bak. Kalbin titredi fark ettin mi. Bu titreme boşuna değil. Bu titreme sana tekrar hatırlatılıyor olduğunun işareti. Sana deniyor ki vazgeçme. Sana deniyor ki yalnız değilsin. Sana deniyor ki beklemen boşuna değil. Sana deniyor ki güzel günlerin sadece başkaları için yazılmış olduğunu düşünme. Senin için de yazı var. Senin için de gün doğacak. Senin için de sükûn inecek. Senin için de iç açıklığı var. Senin için de göz ferahlığı var. Senin için de ağızdan çıkan şükür var. Senin için de alnı yerde huzur var. Bu pay başkalarının payı kadar gerçek.
Duâ
Allah’ım, kalbimi tut. İçimde taş gibi duran bütün ağırlığı sana açıyorum. İçimde sakladığım ve kimseye söyleyemediğim her şeyi şimdi olduğu gibi sana getiriyorum. Sen bilensin. Ben susanım. Sen güçlüsün. Ben yorulanım. Sen verensin. Ben bekleyenim. Sen yol sahibisin. Ben yolda yürüyen bir misafirim. Şahit ol. Yalvarsın bu dil yalnız sana dönsün, bu ruh yalnız sana dayansın, bu göz yalnız senden medet umsun. Beni senden gayrı hiçbir kapıya eğdirtme.
Allah’ım, içimde bir sızı var. Bu sızının adını bazen ben bile bilmiyorum. Bazen öfke gibi duruyor. Bazen kırgınlık gibi. Bazen utanç gibi. Bazen özlem gibi. Bazen korku gibi. O sızı ne ise, hangi isimle çağrılıyorsa, hepsini şimdi önüne seriyorum. Gizlemiyorum. Güçlü görünmeye çalışmıyorum. Kimseden sakladığım şeyleri senden saklamıyorum. Çünkü senden gizlenmez. Benden gizlenen bile senden gizlenmez. Kalbimin en karanlık odalarını senin nurunla doldur. İçimdeki gölgeleri temizle. Bana ait olmayan yükleri üzerimden indir.
Benim olmayan utançları ruhumdan çöz. Bana ait olmayan suçları kalbimden kaldır. Benim sırtıma yapışmış bütün yorgun geçmişi çöz ve yerine huzur indir.
Allah’ım, bir yanım hâlâ korkuyor. Gelecekten korkuyor. Kaybetmekten korkuyor. Yalnız kalmaktan korkuyor. Sevilmemekten korkuyor. Seçilmeyecek olmaktan korkuyor. Utandırılmaktan korkuyor. Bu korkular beni bazen sana bile yaklaşamaz hale getiriyor. Sanki beni kabul etmeyeceksin sanıyorum. Sanki ben senden uzakta kalacağım sanıyorum. Sanki ben değersiz kalacağım sanıyorum. Allah’ım, bu vehimlerden beni arındır. Bana yakınlığını hissettir. Yakınlığını kalbimin içine yaz. Bana uzaklık duygusunu unuttur.
Beni mahrumluk duygusundan koru. Çünkü biliyorum. Senin rahmetin benden daha güçlü. Benim kusurum, senin affından büyük olamaz. Benim kirim, senin rahmetinden ağır olamaz. Benim karanlığım, senin nurundan daha koyu olamaz. Benim kaybım, senin lütfundan daha büyük olamaz. Buna imanımı sağlamlaştır.
Allah’ım, hayatımdaki her kırık yerden sesleniyorum sana. Yürürken tökezlediğim her anda, içime çöken her gecede, nefesimin daraldığı her vakitte bu duayı işit. Yolda kaldığım yerde elimi tut. Bana sabır ver ve bu sabrın içine güzellik koy. Sabır ver ve bu sabrın içine yalnızlık değil sahiplenilme duygusu yerleştir. Sabır ver ama kuru sabır olmasın. İçini umutla doldur. Dayanıyorum ama tükeniyorum dememe izin verme. Dayanıyorum ve biliyorum diyebileyim. Dayanıyorum ve eminim diyebileyim. Dayanıyorum çünkü bana bırakmadın diyebileyim. Bu teslimiyeti kalbime öğret.
Allah’ım, beni beni yoran benliğimden kurtar. Nefsimde bana tuzak olmuş her düşünceden arındır. İçimde kimseye göstermediğim kibri erit. Kendime acıma duygusunu erit. Kendi üstüme çöken karamsarlığı erit. Kendimi sürekli değersiz sanmama sebep olan eski sesleri sustur. Bana geçmişten kalmış kötü sözleri kalbimde taşırma. Çocukluğumdan beri içime kazınmış olan reddedilme korkusunu söküp al. İnsanların beni beğenmemesi korkusunu söküp al. Yalnız kalırım korkusunu söküp al. Kaybederim korkusunu söküp al. Beni rezil ederler korkusunu söküp al. Bunların hepsini senin iznin olmadan kimse benden alamaz. O yüzden senden diliyorum. Al benden ve yerine sükûn koy.
Allah’ım, kalbimi temizle ama kalbimi boş bırakma. Boş kalan kalp yine acıya döner. Boş kalan kalp yine korkuya döner. Boş kalan kalp yine vehme döner. Boşluk verme bana. İçimi kendinle doldur. İçimi huzurla doldur. İçimi güvenle doldur. İçimi kanaatkârlıkla doldur. İçimi şükürle doldur. İçimi rıza ile doldur. Bana öyle bir yakınlık ver ki kimseye kanıtlamak zorunda kalmayayım. Kimseye kendimi anlatmak zorunda kalmayayım. Kimsenin onayıyla tamamlanmaya çalışmayayım. Başımı kaldırdığımda, içimden şu söz çıksın. Ben yalnız değilim. Ben sahipsiz değilim. Ben dışarıda bırakılmadım. Ben unutturulmadım. Ben gözden düşmedim. Ben terk edilmiş değilim. Ben himaye altındayım.
Allah’ım, aldıklarına de ki hayırlıdır. Verdiklerine de de ki hayırlıdır. Geciktirdiklerine de de ki hayırlıdır. Erken getirdiklerine de de ki hayırlıdır. Beni kendi kaderime kırdırma. Beni kendi ömrüme düşman etme. Beni kendi nasibime dargın yapma. Beni kendi hikâyeme utanır hale getirme. Kendi geçmişimi sırtımda taşınmaz bir suç gibi hissettirme. Bana yaşadıklarımı bir ceza gibi değil, bir terbiye gibi, bir hazırlık gibi, bir temizlik gibi göster. Bana kaderimi sevmeyi öğret. Kederimi sevmeyi öğret. Kırılmış tarafımla barışmayı öğret. Çünkü biliyorum.
Dudaklarım titreyerek söylüyorum. Biliyorum ki sen beni mahvetmek için imtihan etmezsin. Sen beni yakmak için yakmazsın. Sen beni yok etmek için çarpmazsın. Sen beni bırakmak için bana yaslatmazsın. Sen beni düşürmek için ayağıma taş koymazsın. Sen beni kendinden uzaklaştırmak için kalbimi bu kadar hassas yapmazsın. Ben bunu biliyorum. Bu bilgiyi unuttuğum anlarda bana tekrar hatırlatmanı diliyorum.
Allah’ım, beni koru. Nefsimin hilelerinden koru. Düşman bildiğim insanların dilinden koru. Dost bildiğim insanların nankörlüğünden koru. Kötü bakıştan koru. İçimdeki kötü bakıştan da koru. Kendime merhametsiz yaklaşmamdan koru. Kendimi küçük görmemden koru.
Kendimi çamurun içinde görüp kalkmaya layık değilim sanmamdan koru. Beni tembellikten değil. Beni ümidi kesmekten koru. Beni dünya telaşına gömülmekten değil. Beni seni unutacak kadar körleşmekten koru. Beni kötü bir sözün altında paramparça olmaktan değil. Beni o sözü kalbimin içine mühürlemekten koru. Beni insanların zalimliğinden değil. Beni insanların zalimliğine bakıp ben değersizim sonucuna varmaktan koru. Çünkü gerçek yara bazen olayın kendisi değil. Olaydan sonra insanın kendi kendine söylediği yıkıcı cümledir. Allah’ım, o cümleleri kalbime yazdırma.
Allah’ım, beni affet. Bilerek yaptığım günahlarda affet. Bilmeden yaptıklarımda affet. Kendimi haklı göstermek için savunduğum yanlışlarda affet. Kimse görmüyor diye hafife aldıklarımda affet. Gözlerimle işlediğimde affet. Dilimle kırdığımda affet. Kalbimle gururlandığımda affet. Şehvetle kaydığımda affet. Dünya için kendimi sattığımda affet. İnsan beğensin diye, insanlar beni iyi bilsin diye, insanların gözünde yükseleyim diye kırdığım edepten dolayı affet. Gizlide yaptığım, kimsenin bilmediği, kimsenin hiç öğrenmeyeceğini sandığım her şeyi affet. Biliyorum ki beni utandıracak bir geçmişin sahibiyim. Ama aynı zamanda beni affedecek bir merhametin sahibisin. Bu yüzden senden diliyorum. Affınla beni temizle ve o temizlikten sonra bana yeniden başlama fırsatı ver. Bana yeniden başlama iznini ver. Bana yeniden başlama kudretini ver. Ayağa kalktır.
Allah’ım, kalbimi güzelleştir. İlişkilerimi güzelleştir. Evimi güzelleştir. Rızkımı güzelleştir. Geleceğimi güzelleştir. Uykumu güzelleştir. Uyanışımı güzelleştir. Çalışmamı güzelleştir. Susuşumu güzelleştir. Konuşmamı güzelleştir. Vedamı güzelleştir. Kavuşmamı güzelleştir. Sevmemi güzelleştir. Sevilmemi güzelleştir. Bana güzelliği yalnız yüzümde verme. Bana güzelliği huyumda ver. Beni güzel ahlaklı eyle. Kalbimi yumuşak eyle. Kırdığım zaman hızlıca dönmeyi bana kolaylaştır. Özür dilemeyi bana kolaylaştır. Helallik istemeyi bana kolaylaştır. Kin tutmayı bana zorlaştır. İntikamı bana ağırlaştır. Kötülüğü haklı göstermekten beni uzak tut. Benim kalbim incinmiş olabilir ama kalbim kirlenmesin. Buna izin verme.
Allah’ım, beni senden koparacak kimseyi bana sevdirtme. Beni senden uzaklaştıracak nimeti bana verme. Beni senden perdeleyecek gururu bana giydirme. Beni senden soğutacak kötülüğü bana tattırma. Bana güzellik ver ama güzelliğin kalbimi uyuşturmasın. Bana ferahlık ver ama ferahlık beni gaflete atmasın. Bana genişlik ver ama genişlik beni şımartmasın. Bana sevgi ver ama sevgi beni sınır tanımaz bir benlik hâline çevirmesin. Bana güç ver ama güç beni kibirli yapmasın. Bana yakınlık ver ama yakınlık beni tembelleştirmesin. Bana sağlık ver ama sağlık beni nankörleştirmesin. Bana bereket ver ama bereket beni savurmasın. Bana ömür ver ama ömür beni boşa tüketmesin. Bana yol ver ama yol beni yoldan çıkarmasın.
Allah’ım, şu anda içimden yükselen her iç çekişi ayrı ayrı duy. Kendi diline sahip çıkamayacak kadar yıkılmış insanların duasını kabul ettiğin gibi, kendi sesine güvenemeyenlerin yakarışını kabul ettiğin gibi, ağlayanın göz yaşını kabul ettiğin gibi, benim de bu sessiz yalvarışımı kabul et. Yalnız sana sığınıyorum. Dağınığım ama sana aitim. Kırıldım ama sana aitim. Yoruldum ama sana aitim. Bazen kendime bile yabancı hissettim ama yine de sana aitim. Bu ait oluş bana yeter. Bu ait oluş bana kalkan olsun. Bu ait oluş beni sabahı çıkarana kadar taşısın.
Allah’ım, beni mahcup etme. Beni düşman elinde küçük düşürme.
Beni beni küçük görenlerin önünde perişan etme. Beni rezil olacağım bir hâle bırakma. Bana izzet ver. Bana vakar ver. Bana temiz duruş ver. Bana alnı açık yürüyüş ver. Bana helal rızık ver. Bana kalbimle uyumlu bir hayat ver. Bana gece olduğunda huzur içinde başımı koyabileceğim bir yatış ver. Bana sabah uyandığımda utanmayacağım bir ömür ver. Bana kulaklarıma günah fısıldayan vesvesenin üstünde duracak bir irade ver. Bana dilimin söyleyeceği hayırlı söz ver. Bana gözlerimin bakacağı helal manzara ver. Bana kalbimin seveceği temiz muhabbet ver. Bana alnımın secdeye vardığı anda, içimdeki bütün kirin akıp gittiğini hissettirecek bir yakınlık ver.
Allah’ım, beni bırakma. Ne olur beni bırakma. Ellerimi bırakma. Gözümü bırakma. Gecemi bırakma. Kalbimi bırakma. Yolumu bırakma. Bütün varlığımı sana bırakıyorum. Sen bırakma.