Kısmet Neden Gecikir?
Abdulkadir Geylani Hazretleri.
Kısmet geciktiğinde insan dünyayı değil kendini ağır hisseder. Beklemek uzun gelir, kalp yorulur, dilde istemeden sitem belirir. Abdülkâdir Geylânî Hazretleri bu hâli anlatırken gecikmeyi bir ceza gibi değil, rahmetin terbiyesi gibi okur. Der ki darlık dünyanın darlığı değil, yönün dağılmasıdır. Yön birlenince nefes genişler, genişleyen nefesle bekleyiş anlam kazanır. Kısmetin gecikmesi bazen korumadır, bazen hazırlıktır, bazen de payına düşen duayı içten söyleyebilmen için kalbini yumuşatan bir derstir.
Hazretin meclisine rızkı geciken bir derviş geldiği anlatılır. Dilimde dua var, nasibim kapıda bekliyor der. Hazret tebessüm eder. Rızık daralmaz, kalp daralır buyurduğu rivayet edilir. Çünkü kısmet yalnız dışardan gelmez, içeriden de çağrılır. Şükür sesi yükselince lokma ikrama döner. İkram çoğaldıkça kapılar görünür. Kapıları zorlayan güç değildir, sükûnettir. Sükûnet gelince acele biter, acele bitince insanın gözü gerçeği seçer.
Geylânî mektebinde kısmeti çağıran ilk hâl niyetin berraklığıdır. Niyet bulanırsa dua gürültüye karışır. Niyet berraklaştığında dil kısalır, söze ağırlık iner, kalbin duyuşu incelir. Hazret bunu, kalbin kapalı sandığın yerde aslında korkunun sürgü tuttuğunu hatırlatarak öğretir. Korku bırakılınca sürgü düşer. Kimi kısmetin gecikmesi de böyledir. Kapı kapalı değildir, içerideki tereddüt bırakılmamıştır. Tereddüt azalınca nasibin sesi duyulur.
Menkıbelerde bir gençten söz edilir. Gönlü evlilik için yanar ama yollar bir türlü açılmaz. Geceleri dua eder, gündüzleri dalgın gezer. Huzura varınca Hazret ondan önce nefesini düzene koymasını ister. Nefesini yumuşat ve ismi kalbinde ağır tut der. Genç, şikâyetini kısaltıp şükrünü uzatmaya niyet eder. Günler sonra aynı yollardan geçer ama başka bir yakınlıkla. Aynı insanlara bakar ama başka bir dikkatle. Kısa zamanda nasibi görünür olur. Anlar ki gecikme, umduğunu değil, hazır oluşunu beklemiştir.
Kısmet gecikince kalpte gizli kıyas çoğalır. Başkasının nasibini seyrederken kendi payını küçümsemek bekleyişi zehre çevirir. Hazret, kıyasın olduğu yerde şükrün solduğunu, şükür solunca kalbin susuz kaldığını hatırlatır. Susuz kalan kalp çabuk öfkelenir, aceleyle hükmeder, kendi duasının bile önünü tıkar. Bu yüzden bekleyişte ilk iş, kıyası bırakıp şükrün küçük taşlarını yola dizmektir. Küçük taşlar büyük yolu düzler. Aynı ekmekte başka bir tat, aynı günün içinde görünmeyen ikramlar belirmeye başlar.
Hazret özrün ve helalliğin nasip kapılarını genişlettiğini de öğretir. Gecikmeler bazen gönüllerde biriken kırgınlığın çözülmesini bekler. Kırdığın bir sözün ucunu düzelttiğinde, borç bildiğin bir teşekkürün sesini yükselttiğinde, utanmadan bir helalleşme istediğinde içindeki hava değişir. Hava değişince nasip kokusu duyulur. Kokuyu alan kalp acele etmez, hazırlığını tamamlar. Hazırlığı tamam olanın kısmeti geldiğinde taşıyacak omzu da hazırdır.








