Zikir ve Âdâbı: Kalbin Allah’ı Anarak Dirilmesi
Sesli Terapi Dua kanalımıza hoş geldiniz. İmam Nevevî Hazretlerinin Dualar ve Zikirler adlı eserinden derlediğimiz sohbetler devam ediyor. Bu bölümde zikrin fazileti, zikir meclislerinin değeri ve Allah’ı anarken gözetilmesi gereken edepler üzerinde duracağız. Rabbimiz bu buluşmayı kalplerimizin huzuruna vesile eylesin.
Faziletli amellerden biri insana ulaştığında, kişi gücü yettiği ölçüde onunla amel etmeye gayret etmelidir. Bir ameli bütünüyle terk etmek yerine, imkânı ölçüsünde yerine getirmek daha güzeldir. Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:
“Size bir şeyi emrettiğim zaman gücünüz yettiği kadarını yapın.”
İmam Nevevî, faziletli amelleri teşvik ve sakındırma konularında, uydurma olmadığı bilinen zayıf rivayetlerle amel etme meselesine de değinir. Bu konuda muhaddis ve fakihlerin bir bölümünün, zayıf rivayetlerin faziletler alanında belirli şartlarla kullanılabileceği görüşünü aktarıp helâl ve haram gibi hükümlerin sahih veya hasen hadislere dayanması gerektiğini belirtir. Bu sebeple bir rivayeti aktarırken derecesini gözetmek ve onu kesin biçimde Peygamber Efendimize nispet etmemek önemlidir.
Zikir, Allah Teâlâ’yı anmak ve O’nu yüceltmektir. Zikir halkalarında bulunmak da mümin için güzel ve faziletli amellerdendir. Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, “Cennet bahçelerine uğradığınızda onlardan nasibinizi alın” buyurmuştur. Ashap, cennet bahçelerinin ne olduğunu sorduklarında zikir halkaları olduğunu bildirmiştir.
Ebû Hüreyre ve Ebû Saîd el Hudrî’den nakledilen bir rivayette, Allah’ı anmak için bir araya gelen topluluğu meleklerin kuşattığı, rahmetin üzerlerine indiği, huzura kavuşup Allah’ın onları katında bulunanlara andığı bildirilir. Muâviye’den aktarılan rivayette de Allah’ı zikretmek ve İslam nimetine hamdetmek için bir araya gelen sahabilerin bu hâli övülür.
Zikir hem kalple hem dille yapılabilir. Bu ikisinin bir araya gelmesi, kulun söylediğini kalbiyle de idrak etmesine yardımcı olur. İnsan, riya korkusuyla zikri bütünüyle terk etmemelidir. Asıl olan, Allah’ın rızasını gözeterek zikretmek ve niyetini korumaya çalışmaktır. İnsanların ne düşüneceği endişesiyle hayırlı amellerden uzaklaşmak da doğru bir tutum değildir.
Zikir yalnızca tesbih, tehlil, tahmid ve tekbir sözlerinden ibaret değildir. Allah rızası için yapılan itaat ve kulluk da geniş anlamda Allah’ı hatırlamanın ve O’na yönelmenin bir parçasıdır. Helâli haramdan ayırmayı öğrenmek, ibadetleri doğru biçimde yerine getirmek ve kulluk sorumluluklarını gözetmek, müminin hayatında Allah bilincini diri tutar.
Kur’an’da Allah’ı çokça zikreden erkeklerle kadınlardan övgüyle söz edilir. Mücâhid’den, kişinin ayakta, otururken ve yatarken Allah’ı anmasının zikrin kapsamına girdiği nakledilmiştir. Bu anlam, Âl-i İmrân suresinin 191. ayetinde de yer alır. Müminler ayakta, otururken ve yanları üzerine uzanmış hâlde Allah’ı anar, göklerin ve yerin yaratılışı üzerinde tefekkür ederler.





