Kalbi Allah’a Yöneltmek: İhlâs, Tevekkül ve Sabır
Abdülkadir Geylânî Hazretlerinin Fethü’r Rabbânî adlı eserinden derlenen bu sohbet, insanı kullukta ihlâsa, zorluklar karşısında sabra ve her hâlinde Allah’a yönelmeye çağırıyor. Rabbimiz, dinlediğimiz hakikatleri yalnızca işiten değil, hayatına taşımaya gayret eden kullarından eylesin.
Ey cemaat, Allah Teâlâ ile ilişkinizi kulluk, itaat ve güzel ahlâk üzerine kurun. İyiliği emredin, kötülükten sakındırın ve Allah’ın dinine hikmetle hizmet edin. Allah için sevmek, bir kimse hayır üzere olduğu müddetçe ona hayırda destek olmayı; yalnızken de insanların arasında da güzel ahlâkı korumayı gerektirir. Dostluk, yalnızca rahatlık ve bolluk zamanlarında değil, darlık ve güçlükte de vefa gösterebilmektir.
İhtiyaçlarınızı öncelikle Allah’a arz edin ve O’ndan yardım dileyin. Bununla birlikte, Allah’ın yarattığı sebeplere başvurmak da kulluğun bir parçasıdır. İnsan helâl yollardan çalışabilir, ihtiyaç duyduğunda başkasından yardım isteyebilir ve elinden geleni yaptıktan sonra neticeyi Allah’a bırakabilir. Tevekkül, sebepleri terk etmek değil, sebeplerin Allah’ın izni ve yaratmasıyla sonuç verdiğine inanmaktır. Veren de vermeyen de Allah’ın takdiri içindedir.
Mümin rızık endişesinin kalbini esir almasına izin vermez. Rızkın Allah’ın takdiriyle geldiğini bilir, helâlinden kazanmak için gayret eder ve kazancını hayra vesile kılmaya çalışır. Allah’a tevekkül eden kimse çalışmayı bırakmaz. Malı kalbinin hâkimi yapmaz, onu Allah’ın rızasına uygun biçimde kullanır.
Allah’a kullukta samimiyetin en yüce gayesi, O’nun rızasını kazanmaktır. Kul, Allah’tan dünya ve ahiret için hayır istemekten geri durmaz. Kur’an’da müminlere hem bu dünyada hem ahirette iyilik istemeleri öğretilmiştir. Ancak duasının ve ibadetinin merkezinde insanların övgüsü, makam ve menfaat değil, Allah’a kulluk bulunmalıdır.
Kalp güzelleştikçe mahlûkata karşı merhamet ve şefkat artar. Allah’a yönelmek, insanlardan nefret etmek veya onlara karşı sorumlulukları terk etmek değildir. Mümin, yaratılmışlara merhamet eder; fakat hiçbir varlığa Allah’tan bağımsız bir güç ve hükümranlık nispet etmez. Yaratılmışlar sebeptir, gerçek kudret ve yaratma Allah’a aittir.
Salih kullar günahlardan sakınmaya, haramdan uzak durmaya ve şüpheli şeylerde dikkatli olmaya gayret ederler. Takva, insanın kendisini başkalarından üstün görmesi değil, nefsinin kusurlarını fark ederek Allah’a karşı sorumluluk bilinciyle yaşamasıdır. İbadetlerini artırırken insanlara karşı güzel ahlâkı da korurlar.
Bazen insan dua eder, beklediği karşılığı hemen göremez. İster, fakat dilediği şey kendisine verilmez. Bu hâllerde kul, duasının kabul edilmediğine hükmetmek yerine sabretmeli ve Allah’ın hikmetine güvenmelidir. Sabır, yaşanan sıkıntıyı önemsiz saymak ya da yardım aramaktan vazgeçmek değildir. Sabır, imtihan karşısında isyan etmeden Allah’a yönelmek, meşru yollarla çözüm aramak ve ümidini korumaktır.








