Gönlün ağırlaştığında omuzların değil bakışın çöker. İnsan dünyayı değil, dünyayı taşıyan iç tutuşunu ağır hisseder. Abdülkâdir Geylânî Hazretleri bu ağırlığı kalbin düzenine bağlar. Darlığın kaynağı dışarıda değil yönün dağılmasındadır der. Yön birlenince nefes genişler, nefes genişleyince gönülde görünmeyen bir dayanma yeri belirir. Gönlü hafifleten sır tam burada başlar. Şikâyet kısalır, şükür çoğalır, dilin aceleciliği yavaşlar, kalp kendi evine yaklaşır.
Bağdat'ta bir derviş
Bağdat’ta bir dervişin içi daralınca Hazretin yanına geldiği anlatılır. Derviş çok dua ettiğini ama içinin ferahlamadığını söyler. Hazret tebessüm eder ve rızık daralmaz kalp daralır diye haber verir. Sonra da dilini kısalt, nefesini yumuşat, ismi gönlünde ağır tut diye öğretir. Derviş küçük bir suyu içerken hamd eder, yerinde susmayı dener, içten bir teşekkürle günü kapatır. Ertesi gün yollar aynı kalır ama kalbinin rengi değişir. Değişen renk duanın içine yerleşen yakınlıktır.
Hazretin mektebinde duanın kapısı zorla açılmaz.
Hazretin mektebinde duanın kapısı zorla açılmaz. Kapıya yaklaşan edep, içeriden sürgüyü indiren yakınlığa dönüşür. Sürgüyü korku tutar, korkuyu acele büyütür, aceleyi zan besler. Zan azaldığında sürgü kendiliğinden düşer. Bu yüzden gönlü hafifleten sır, aceleyi indiren bir yavaşlık, kıyası susturan bir şükür ve kalbi toparlayan bir tevazu ile başlar. İnsan önce kendi kusurunu utandırmadan görür, gördüğünü kibirlenmeden düzeltmeye koyulur. Söz azaldıkça mana ağırlaşır ve içteki fırtına bir sahile kavuşur.
Talebelerine sıkça şu dersi verirdi. Hakikat alkışla büyümez, iş ve hâl ile olgunlaşır. Bu söz gönlü hafifletmenin ikinci adımıdır. Görünür hizmeti görünmeyen bir şükürle tamamlamak, küçük bir iyiliği büyütmeden yerine koymak, küçük bir kusuru büyütmeden onarmak. Özrü mazeretsiz, teşekkürün sesini güçlü tutmak. Böyle yaptığında içteki düğümler gevşer ve gevşeyen yerden rahmet sızar.
Tortu dibe çökünce
Bir menkıbede Hazretin bir tas suyu güneşe bıraktığı ve beklediği anlatılır. Zamanla yüzeydeki toz kenara çekilir ve su berraklaşır. Kalp de böyledir der. Zanna üflemezsen tortu dibe çöker ve öz görünür. Gönlü hafifleten sır, bazen yalnızca bu bekleyiştir. Bekleyiş gecikmenin değil terbiyenin adıdır. Terbiyenin bağrında itminan filizlenir. İtminan gelince aynı acı başka bir manaya bağlanır, aynı gün başka bir seyre dönüşür.
El tutmak her zaman konuşmak değildir, bazen yanında durmaktır.
Hazret el tutmanın adabını da öğretir. El tutmak her zaman konuşmak değildir, bazen yanında durmaktır. Sessiz bir bekleyiş, yerinde bir özür, küçük bir ikram. Kalbin yükü paylaşılınca yorgun sözlerin yerini sakin bir yakınlık alır. Yakınlık büyüdükçe dua bir cümle olmaktan çıkar, hâle dönüşür. Hâl değiştiğinde dışarıdaki manzara değil, manzarayı okuyan iç nazar değişir ve işte o an gönül hafifler.








