Sükûnet bir “duygu sessizliği” değil; doğru yere bırakılmış bir ağırlıktır. Dışarıyı susturamayacağın günlerde, içerideki fısıltının tonunu değiştirirsin. Sert konuştuğunda nefes daralır, yumuşadığında göğüs genişler. Yumuşaklık edilgenlik değildir; uzun menzile sabırla yürümenin ilmidir. Sabır ise bir köşeye sinmek değil; aceleyi ahlaka emanet etmektir. Ahlak dediğin, günün görünmez yerlerinde çalışır: kapıyı sessizce kapatırken içinden bir “teşekkür” geçirmek, bir bardağı hakkını vererek suyla doldurmak, kimse görmeden küçük bir iyiliği yerine bırakmak…
Bedenin küçük secdesi
Zihin daraldığında önce bedene haber ver: omuzlarını indir, çeneyi gevşet, bakışını uzak bir çizgiye yasla, avuç içlerini açık tut. Bu küçük secde, kalbin büyük susuşunu çağırır. Susuş kaçış değildir; ikamettir. İkamet eden kalp, içerideki eşyayı düzenler; düzen tutunca darlık dağılır. İçindeki kırgınlık buğu gibidir; cama kızmak yerine içeriden ısıtırsın. Isınan camda görüntü geri gelir: “Ben buradayım, görüyorum, bırakıyorum.” Bu üç kısa cümle, yargıyı kısaltır, fark edişi büyütür. Yargı kısa kalınca şefkat çalışır; şefkat gevşeklik değil, en disiplinli terbiyedir.
Seher, kalbin atölyesidir.
Seher, kalbin atölyesidir. Orada ses küçülür, bakış incelir, söz sadeleşir. Bir elini kalbine koyup “buradayım” de; ardından “ağırlığı doğru yere bırakıyorum” de. Sayı tutma; içindeki düğüm ısınana kadar sürdür. Sonra sus; cümlenin taşıyamadığını hâl taşır. Günün içine, kendini koruyan zarif bir sınır çiz: “hayır”ın duvar değil, iç sükûneti koruyan bir çizgi olduğunu hatırla; “evet”in yerinde ve temiz kalsın. Affı içe indir; bu, haksızlığı onaylamak değil, yükü doğru yere bırakmaktır. Yükü bıraktığında boşluk korku üretmesin; ferahlık getirsin.
Duâ
Kapısı hiç kapanmayan Yakınlık… İçimde taş kesilmiş sözler taşıyorum; susunca ağırlaşan, konuşunca dağılan. Gücümü gerginlikte aradım; gerginlik kırdı, sessizlikte derinlik buldum. Şimdi, hiçbir mazeret getirmeden, içimdeki avlunun eşiğine oturuyorum. Aceleyi dışarıda bırakıyorum; içeri sadece şahitliği alıyorum: buradayım, görüyorum, bırakıyorum.
Yüklerimin adını tek tek saymıyorum; çünkü biliyorum, adını çoğaltmak yarayı büyütür. Yaranın etrafına şefkatli bir sargı sarıyorum; gizlemek için değil, üşümesin diye. Sargıyı sabırla tutuyorum; acele, sargıyı çözer, sabır, ilacı işler. Kalbimin kırık yerlerine yumuşak söz koy; sert harflerin bıraktığı çizgiyi ipekle kapat. Birleşen yerin izi silinmesin; o iz, şükrün ince hatırası olsun.
Kendime kestiğim hükmü indiriyorum. Başkası için kurduğum mahkemeyi dağıtıyorum. Hükmün yerine fark edişi koyuyorum; fark ediş ne beni ne onu aklar, ama ikimizi de hakikate yaklaştırır. Hakikate yaklaşan kalbin sesi alçaktan gelir; alçaktan gelen ses daha ileri gider. Bu alçak sesle konuşmayı, gerekince susmayı, susarken uzaklaşmamayı dilime öğret.








