Gavs ı Âzam diye anılan, Bağdat'ın kalbinden bütün İslâm dünyasına ulaşan büyük veli. Fütûhu'l Gayb ve Gunyetü't Tâlibîn gibi eserleri, kalbi dünyadan çekip Hakk'a bağlayan en sade ve en derin sohbetlerdir.
Bazen öyle anlar olur ki, insan yorgun değildir ama yürüyemez… Aç değildir ama tad alamaz… Sevilir ama sevildiğini hissedemez… Ve dua ederken bile duanın kendisine bile yabancı kalır. İşte o an: “Hiçbir şey hissetmiyorum” dediğimiz andır. Ne ağlayabiliyoruz, ne gülebiliyoruz. Kalbimiz ne bir şey istiyor ne de bir şeyden kaçıyor. Boşluk… Derin bir sessizlik… Sanki dünya durmuş gibi. İçimizde ne bir sızı var ne de bir kıpırtı. Tam ortasında kaldığımız o sessiz tufanda, kalbimizden bile habersizizdir. İşte bu hâl, Allah’a en çok yakın olduğumuz hâllerden biridir. Çünkü hislerin sustuğu yerde Hakikat fısıldar…
Abdulkadir Geylani Hazretleri şöyle buyurur:
“Kalbin hissizleşmesi, gaflet değildir her zaman. Bazen Rabbin seni başka bir hisle tanıştırmak için seni bütün hislerinden soyundurur.”
Ve işte tam da bu anlarda, yani hiçbir şey hissetmediğimizde, Rabbimiz bize bambaşka bir kapı açar: Teslimiyetin kapısı. Sen hissedemiyorsun diye Allah seni terk etmez. Sessizliğin içindeki o derin sükûtu bile duyar. Dışın donmuş, iç sesin susmuş olabilir. Ama O seni yine de duyar. Çünkü dua, sadece hisle değil, niyetle ve yönelişle de yapılır. İçinde kıpırdayan hiçbir şey yokken, sırf “Rabbim, yine de buradayım” diyebiliyorsan, işte en kıymetli dua budur. Ve belki de, bu hissizlikten geçişin sebebi, daha güçlü bir kalbe uyanmandır.
Tohum toprağın altında
İnsan ruhu, hislerle değil sabırla büyür. Hissizlik, bazen sabrın terbiye sürecidir. Senin içini yeniden inşa eden, seni daha derinden bir hakikate hazırlayan sessiz bir öğrenme dönemidir. Tohum bile toprağın altındayken görünmez; ama orada, karanlıkta, sessizce büyür. Kalbinin hiçbir şey hissetmemesi, onun büyümediği anlamına gelmez. Belki de bu, büyürken duyduğun içsel sessizliktir.
Abdulkadir Geylani Hazretleri bir sohbetinde şöyle buyurur:
“Kulun kalbi eğer bir süre hissizleşirse, bu Allah’ın onu sükûnetle terbiye ettiğindendir. Zira her gürültü ruhu yüceltmez. Bazen en derin yakınlıklar, en sessiz anlardadır.”
Peki sen bu aralar dua ettiğinde bir şey hissedemiyor musun? Boşluktan mı geçiyorsun? Kalbin susmuş, ne sevinç ne de hüzün mü taşıyor? O hâlde sakince bir köşeye çekil ve sadece şunu söyle:
“Ey kalbimi bilen Allah’ım, hissetmesem de Sana yöneliyorum.”
İşte bu cümle, belki de bin duadan daha çok kabul görür. Çünkü o hâlde yapılan dua, gerçek teslimiyetin sesidir. İçin dolup taşmadan, sadece Yaratan’a olan güvenle edilen dualar, gökleri sarsar. Hissetmiyorsun belki, ama unutma: Allah senin ne hissettiğinden çok, hangi niyetle geldiğine bakar. Bir gün gelir, o hissetmediğin anların seni nasıl olgunlaştırdığını, seni nasıl derinleştirdiğini anladığında hayretle secdeye kapanırsın. Çünkü suskun kalbinin bile konuştuğunu duyarsın. Hatta o zaman anlarsın ki, en çok yaklaştığın zaman, hiçbir şey hissetmediğini sandığın zamanmış.
İşte o zaman dua sana şunu öğretir: His yoksa da umut vardır. Hissizlik varsa da Rabbin vardır. Ve Rabbin varsa, her şey mümkündür. Kalbinde kıpırtı yokken, gözlerin donuk bakarken, iç dünyan ıssız bir çöle dönmüşken bile Allah oradadır. Hislerin sustuğunda, kalbinin ritmini bile zor duyduğunda bile seni bırakmaz. Çünkü duanın sırrı, sadece ne söylediğinde değil, kime yöneldiğindedir. İşte Abdulkadir Geylani Hazretleri’nin öğrettiği en derin hakikatlerden biri de budur:
"Allah’a yönelmek, hissetmekten daha büyüktür."
Bir müridin sorusu
Bir mürid, yıllar önce Geylani Hazretleri’ne şöyle demişti:
“Efendim, namazlarımda huzur hissedemiyorum. Dualarım boşlukta kaybolmuş gibi. Ne yapmalıyım?”
Geylani Hazretleri ise tebessüm ederek şu cevabı verdi:
“O hissizlik, senin nefsinin sesi kesildiği zamandır. Suskunluk, bazen saf tevhidin yankısıdır. Devam et. Hissetmiyorsan bile terk etme. Çünkü sen dua ederken, Allah zaten seni dinliyor. Ve bazen bir şey hissetmemek, rahmetin gelişine en yakın andır.”
Öyleyse sevgili dostum… İçin soğuk olabilir. Sesin çıkmayabilir. Kalbin kaskatı kesilmiş gibi olabilir. Ama unutma: Dualar sadece sevincin, aşkın ve şükrün diliyle yapılmaz. Ağlamadan, sevinçten, heyecandan yoksun olsan da dua edilir. Hatta en kıymetlisi, her şey susmuşken edilen duadır. Çünkü o anda sen değil, kalbin değil, bizzat Allah’ın merhameti konuşur.
Sen sustuğunda, O dile gelir. Sen hissetmediğinde, O sana hissi öğretir. Sen "Hiçbir şey hissetmiyorum" dediğinde, gökyüzünden gizli bir ses şöyle fısıldar:
“Ben seninleydim. Hissetmesen de... Hep buradaydım.”
Sen de şimdi bırak ne hissediyorsan ya da hissedemiyorsan… Ve sadece şunu söyle içinden:
“Ey kalbimi bilen Allah, ben sana geliyorum. Hissetmiyorum ama biliyorum, sen beni biliyorsun.”
Gözyaşı olmasa da niyet var
Çünkü bil ki dostum… Bir duanın içine gözyaşı sığmayabilir, ama teslimiyet sığar. Bir duanın içine heyecan olmayabilir, ama niyet vardır. Ve Allah niyete bakar. Senin gibi, şu an “hissetmiyorum” diyen bir kuluna, rahmetin en büyüğünü işte o zaman gönderir. Şimdi dilersen, bu duayla yüreğini aralayalım.
Hissetmesen de söyle bu sözleri. Çünkü bazen ruh, en çok sessizliğin içinden doğar:
“Allah’ım… Kalbim sustu. İçimden bir kelime bile geçmiyor. Ne neşeyi hatırlıyorum, ne hüznü… Gözlerim boşluğa bakıyor, ellerim neye uzansam tutamıyor. Ama ben yine de Sana geldim. Hissedememekten utanarak geldim. Kalbim kapalı gibi, ama senin rahmetinle açılır biliyorum.
Beni boşluklardan al. Suskunluğumun içinden bir kelime yarat. Hissedemediğim her ânı rahmetinle doldur. Seninle yeniden başlamak istiyorum. Kalbime bir damla olsun, ama Senin merhametinden… Gönlümün donmuş yerlerine bir ışık, gözlerimin kuruyan çukuruna bir yağmur gönder. Rabbim… Hissedemediğim bu anda dahi biliyorum: Sen varsın. Ve Sen varken, bana düşen sadece dönmektir. Ben geldim. Ve asla dönmekten vazgeçmeyeceğim.
Ey gönlünü kaybeden ama hâlâ yönünü kaybetmeyen insan… Bu sözleri okurken içinde bir şey hâlâ kıpırdamadıysa, üzülme. Çünkü bazı kalpler, toprağın altında bekleyen tohumlar gibidir. Güneşi görmez, sesi duymaz… Ama toprağın altında ne olacağını sadece Yaradan bilir. Belki senin duan da şimdi toprağın altında filizleniyor. Belki sen, duanı yaşarken değil, duadan sonra çiçek açacaksın. Sabret…
Abdulkadir Geylani Hazretleri der ki:
“Bazı dualar vardır ki, cevabı hemen gelmez. Çünkü Allah, senin o duayı ettikçe dönüşmeni ister. Dualar, cevaplar için değil; bazen dönüşüm içindir.”
Cevap için değil, dönüşüm için
İşte senin de hissedememen, işitememen, içinin kuruması… Belki de tam da bu yüzdendir. Allah seni duanın kendisiyle dönüştürüyor. Sen dua ederken, aslında Allah seni içten içe yoğuruyor. Unutma… Gözyaşı dökmeden ağlayanlar vardır. Kelime kurmadan içinden dua edenler vardır. Hissetmeden sabredenler vardır.
Ve Allah, hepsini bilir. Senin gibi… Yorgun. Sessiz. Donmuş. Ve yine de "Ben buradayım Allah’ım" diyen bir yürek… O yüreği Allah nasıl terk etsin? Sen terk etmiyorsun, o da terk etmez. Şimdi derin bir nefes al. Boşlukta kalmış gibi görünen o kalbine bir bak. Orada hâlâ atan bir güç var. O güç senin değil.
O, Allah’ın nefesi. Sen her şeyi unutsan da, O seni unutmaz. Ve ne zaman ki herkes çekip gider… İşte o zaman geriye sadece dua kalır. Ve dua kaldıysa… Seninle Allah arasında hâlâ açık bir kapı var demektir. Sakın o kapıyı kapatma. O kapıdan girecek olan, senin yeniden doğmuş hâlin olacak. O kapıdan gelecek olan, merhametin kendisi olacak.
Şimdi bir dua daha et, kısa da olsa:
“Allah’ım, hissedemesem de beni bırakma.”
Yeter. O seni bırakmaz. Ama sen… Eğer bu kelimeler içini sızlatmadıysa bile, bil ki Allah yine de senin içindeki en derin sessizliği duyandır. Çünkü O, sadece gözyaşlarını değil, gözyaşı dökemeyenlerin de sessizliğini işiten Rabb’tir. Kalbin artık hissedemiyor, dudakların dua edemiyorsa da, Allah seni yine de duanla sarar.
Çünkü sen O’ndan vazgeçmesen de, O hiçbir zaman senden vazgeçmedi. Senin içindeki o sessizlik bile, belki de en gür sesli yakarışındır. Bazen dua edemezsin, çünkü neyi isteyeceğini bile unutmuşsundur. Bazen ağlayamazsın, çünkü gözyaşın bile içindeki yangını anlatmaya yetmez. Ama işte tam o anlarda, Allah seni sessizce kendi rahmetine çağırır.
Abdulkadir Geylani Hazretleri şöyle der:
“Kalbi karanlık olanın dili dua etmez. Kalbini arındır ki, duan yücelerden cevap bulsun.”
Ey dostum, belki de bu yazıyı okuyorsun çünkü Allah seni unutmadı. Ve unutma… Bazı insanlar dua etmez, çünkü içlerinde bir kırgınlık vardır. Ama Allah o kırgınlığın bile ne dediğini bilir. Senin içindeki kırgınlığın, yalnızlığın ve tükenmişliğin her hâli, aslında birer dua parçasıdır. Bir araya gelirler…
Ve sonra Allah’ın katına tek bir cümle olarak yükselirler:
“Yetiş Allah’ım…”
Ve Allah yetişir. Ama bizim sandığımız gibi değil. Yavaş yavaş… İnce ince… Sessizce…
Yeniden inşa
Tıpkı sabahın ilk ışıkları gibi. Gecenin en koyu vaktinde bile karanlığa bir şey demeden gelen ışık gibi. Sen istemesen bile, seni yeniden inşa eder. Çünkü O, seni senin bile unuttuğun hâlinden tanır. Ve seni senin bile sevmediğin hâlinle kabul eder. İşte şimdi… Kalbinin içini tekrar dinle. Çünkü bu sözler sana değil, içindeki unutulmuş çocuğa yazıldı.
Yıllar önce ağlayıp susturulan, bastırılan, korkutulan o saf kalbine. O hâlâ orada. Ve Allah hâlâ orada. Seninle. Sana rağmen. Seni bekliyor. Sen sadece bir adım at. Bir “yetiş” de. Bir “bilmiyorum ama buradayım” de. Bir “kalbimi topla” de. Gerisi Allah’ın olsun. Kalbinin köşelerinde unutulmuş, bir zamanlar umutla çarpan o hissi hatırlıyor musun?
Çocukken hiç düşünmeden ettiğin duaları… Gözlerinle göremesen de bir yerlerde duyulduğuna inandığın yakarışları… İşte Allah, senin o saf hâlini asla unutmadı. Ve sen… Her şeyin bittiğini sandığında bile, hâlâ yaşayan o içtenliği taşıyorsun içinde. Zannetme ki Allah sadece gözyaşı dökeni duyar. Hayır.
Allah, gözyaşı dökemeyeni de işitir.
Allah, gözyaşı dökemeyeni de işitir. Hissetmeyeni de anlar. Çünkü o zaman, en sessiz çığlık en gür duadır. İnsan bazen yorulur. Her şeyden. Hatta kendinden bile. Kalabalıklardan kaçar ama yalnızlığında da barınamaz. Ve sonra... Hiçbir şey hissetmediğini fark eder. İşte tam orası, dua vaktidir. Çünkü hissizlik, bazen kalbin kendini koruma şeklidir.
Tıpkı bir yaranın kabuk bağlaması gibi… Canın acımasın diye duvar örer ruhun. Ama Allah o duvarın arkasını da görür. Oradaki suskunluğu da işitir. Sadece şu cümleyi bekler senden:
“Ben de bilmiyorum, ama biliyorsun Rabbim.”
Ve o anda başlar değişim. Ne dışarıdan bir yardım eli uzanır belki, ne de bir mucize olur hemen… Ama bir şey değişir. İçeriden. Derinden. Kalbinin en eski köşesinden bir nefes gelir. Ve o nefesle dua başlar. Sen hâlâ dua edemediğini mi sanıyorsun? Oysa şu an okuyorsun bu satırları. Ve içinden geçen her sızı, aslında duadır.
Hz. Geylani’nin şu sözüyle sarsıl:
“Sadece diliyle dua edenin duası göğe çıkar, ama kalbiyle dua edenin duası Arş’a ulaşır.”
Sen de şimdi bir iç sesle fısılda… Hissetmesen de… İnanmasan da… Sadece şöyle de:
“Allah’ım… Sana gelecek bir yolum bile yok gibi. Ama biliyorum, Sen varsın. Ve Sen bana geleceksin.”
Ve işte o zaman… İçindeki o donukluk çatlar. Ruhun o kalın kabuğu parçalanır. Ve Allah, kalbini yeniden şekillendirir. Bu yüzden dostum, hiç kimseye anlatamadığın o anlamsız boşluk var ya… İşte tam orası dua için hazırlanmış bir topraktır. Oraya ilâhî bir tohum düşecek şimdi. Ve sen yeniden filizleneceksin.
Duâ
“Allah’ım…
Şu an sana ne diyeceğimi bile bilmiyorum. İçimde bir ağırlık, tarif edemediğim bir boşluk, bir donukluk var. Ne sevinçle gülebiliyorum, ne de kederle ağlayabiliyorum. Sanki ruhum sessiz bir mezarlık gibi… Ve ben, orada yıllardır kaybolmuş gibi… Ama biliyorum, Sen benim duyamadıklarımı bile duyansın.
Benim bile hissedemediğim duygularımı bilen Sensin. Karanlık içimi sararken, Oraya en önce gelen Sen oldun. Ve işte şimdi, ne hissettiğimi bilmesem de, Sana geliyorum. Bir adı bile olmayan bu hâli Sana bırakıyorum. Beni çöz ey Kalpleri Eviren… Beni yeniden şekillendir ey Nurunla her kalbi dirilten… Kalbimi kendi elimle kırdım belki, Ama Senin Kudretin, Kırılanı onarmakla şereflidir.
Hissetmiyorsam da, Sana dönmek istiyorum. Beni tut. Beni bul. Beni kaldır. Çünkü ben artık Sadece Seninle var olmak istiyorum.” Şimdi başını kaldır ve derin bir nefes al. Çünkü o dua ile artık eski sen yıkıldı. Hissedememek bir sona değil, bir başlangıca işarettir. Allah bazen kalbin sesini keser, çünkü içindeki gürültüyü susturmak ister.
Sarsmadan yükseltmez
Sen zannettin ki artık hiçbir şey hissetmiyorsun… Oysa Allah, seni hazırlıyordu. İnsanı yükseltmeden önce sarsar. Boşaltır, çünkü hakiki olanla doldurmak ister. Bak, Abdulkadir Geylani Hazretleri der ki:
“Allah bir kulunu sevdi mi, onu önce yalnız bırakır, sonra kendiyle baş başa bırakır, sonra kendisiyle doldurur.”
Sen şimdi o baş başa kalışın tam ortasındasın. Yalnızlık değil bu. Yalnızlaştırılıp sevilmenin sırrı bu. İnsan herkesle konuşur ama sadece Allah’la susar. Ve işte sen bu suskunlukta Rabbine en yakın hâldesin. O yüzden endişelenme. Ne ağlayamadığın için utan, ne de hissetmediğin için üzül. Çünkü bu da bir secde şeklidir.
Sükûtla yapılan bir ibadettir bu. Ve bu hâl, senin gönlünün en zarif, en ince kıvrımına dokunan bir rahmettir. Yarın ne olacağını bilmiyorsun. Ama şunu bil ki: Bu duadan sonra hiçbir şey eskisi gibi olmayacak. Hissetmeyeceksin belki hemen… Ama için usul usul çözülmeye başlayacak. Ve bir sabah, hiçbir sebep yokken gözlerinden yaşlar süzülecek.
İşte o zaman anlayacaksın: Allah seni bırakmadı. Sadece seni hazırladı. Şimdi ayağa kalk. Kendin için değil, seni seven Rabb’in için. Bu dua, sadece bir dua değildi. Bu dua, senin yeniden doğuşundu.