E R R A H Î M · E S M Â L A R L A K I Ş I S E L D Ö N Ü Ş Ü M
Delinen Gemi: Rahmetin Haritada
Olmayan Yolu
Er Rahîm çoğu zaman beklediğiniz kapıdan değil, kırılan bir şeyin ardından
girer.
· · ·
İskelede tek noktaya bakan göz
İskelede bekleyen birinin gözü, hep denizin aynı noktasına takılır. Geminin nereden geleceğini bildiğini sanır.
Ufkun o köşesine bakar, bakar, yine bakar. Saatler geçer, ışık değişir, rüzgâr yön değiştirir; o hâlâ aynı
noktadadır. Oysa gemi bazen arkadaki kıyıdan, hiç bakılmayan bir koydan, başka bir rüzgârla gelir. Ve
bekleyen, gözünü diktiği yerden ayıramadığı için yanı başına yanaşan tekneyi fark etmez.
Hepimizin içinde böyle bir iskele vardır. Rahmetin nereden geleceğine dair küçük, sessiz bir harita taşırız. Şu iş
olursa ferahlarım. Şu kişi beni anlarsa rahatlarım. Şu kapı açılırsa yolum düzelir. Haritanın kendisi kötü
değildir; insan umut eder, plan kurar, niyet eder. Bu güzeldir, bu kulluğun bir parçasıdır. Ama harita bazen
gözümüzü bağlar. Beklediğimiz kapıya o kadar uzun bakarız ki, rahmetin başka bir kapıdan çoktan içeri
girdiğini görmeyiz.
Bu sohbet, Er Rahîm isminin tam da bu tarafına bakmak için. Rahmetin plan dışı geldiği yerlere. Ertelenen,
sapan, kırılan, "yanlış yol" diye adlandırdığımız şeylerin içinde saklı duran ikrama. Ve bu bakışta bize eşlik
edecek bir yolculuk var: Mûsâ Hz. ile Hızır Hz. arasındaki yolculuk. Kur'ân'ın Kehf sûresinde anlatılan, aklın
her adımda itiraz ettiği, ama sonunda her itirazın bir rahmete çıktığı o yolculuk.
Er Rahîm, Allah'ın rahmetinin süren, devam eden, kesilmeyen yüzüdür. Rahmân ismiyle bütün varlık var olur
ve nefes alır; Rahîm ismiyle ise rahmet, iman eden kulun hayatında bir ikram olarak, tekrar tekrar, gün gün
tecellî eder. Bu isim, rahmetin bir kere uğrayıp giden bir misafir olmadığını, evin içinde yaşayan bir sakin
olduğunu anlatır. Yalnız o sakin, her zaman ön kapıdan girmez. Bazen arka yoldan, bazen yıkılmak üzere olan
bir duvarın yanından, bazen de delinmiş bir geminin tahtasından içeri süzülür.
Geri dönülen yerde bulunan kul
Hikâye bir arayışla başlar. Mûsâ Hz., kendisine ilim verilmiş bir kulun varlığını öğrenir ve onu bulmak için yola
çıkar. Yanında genç bir yol arkadaşı vardır. İki denizin birleştiği yere kadar yürümeye niyet eder; gerekirse
yıllarca yürüyeceğini söyler. Bu niyet önemlidir. Çünkü dönüşüm hep böyle başlar: insan bir şeyi aradığını
kabul eder, yükünü sırtına alır ve yürür. Kimse onu evinin kapısında beklemez; o kapıya kendisi gider.
@sesliterapi 1 Er RahîmYolun bir yerinde ilginç bir şey olur. Buluşma yeri geride kalır. Fark edilmeden geçilmiştir. Yorgunluk çökünce
durulur, bir şeyin geride bırakıldığı hatırlanır ve iki yolcu kendi ayak izlerini takip ederek geri dönmek zorunda
kalır. Geri dönmek. İnsanın en sevmediği şeylerden biri. İleri gittiğini sanırken geriye yürümek, aynı kumu
ikinci kez çiğnemek, harcanan günlerin hesabını içinden tutmak. Ama bakın, aranan kul tam orada bulunur:
geri dönülen yerde. İleri atılan hevesli adımlarda değil, "yanlış gittik" denilen yolun dönüşünde.
Aranan kul, geri dönülen yerde bulundu.
Geri dönüşün kendisi de bir rahmettir. Kendi izine dönen yolcu, ileri koşarken göremediği şeyleri görür:
kenarda kalmış bir taş, ilk geçişte fark edilmeyen bir kaya gölgesi, unutulmuş bir yer. Hayatta da böyledir. Geri
dönmek zorunda kaldığımız yollar, bize aceleyle geçtiğimiz yerleri yeniden gösterir. Ve bazen aradığımız şey, ilk
geçişte üzerinden atladığımız o sade yerde, sabırla bizi beklemektedir.
Kur'ân bu karşılaşmayı anlatırken o kulu önce rahmetiyle tanıtır. Ne gücünü, ne makamını, ne de adını söyler.
İlk sırada rahmet vardır, ilim ondan sonra gelir:
֤VཱTჂS Ⴍ WۣU۞TL֤S ؔWல Ք V S ຺SM֤SཱUثWؔUֹ WۣU۞PڍS ᄕWᄃS6TL֤S ؔW༳S ༗'֤SཱU4֤S ؑUֹ WۣU۞,PثWؑSֹ,SثSເS݅S ـՔ
֤P லW U຺
Fevecedâ abden min ibâdinâ âteynâhü rahmeten min indinâ ve allemnâhü min ledünnâ ılmâ.
Derken kullarımızdan bir kul buldular ki, ona katımızdan bir rahmet vermiş ve ona
tarafımızdan bir ilim öğretmiştik.
Kehf, 18/65
Sıralama kendi başına bir sırdır. Rahmet önce, ilim sonra. Hızır Hz.'e verilen ilim, rahmetten doğan bir
ilimdir; bu yüzden olaylara bakışı da rahmetin gözüyle bakıştır. Ve rahmetin kaynağı "katımızdan" diye anılır.
Yani bu rahmet kulun hesabından, onun hak etme listesinden, onun çizdiği haritadan gelmez; doğrudan
Rabbin katından gelir. Bu yüzden bizim planlarımıza uymaz, bizim beklentilerimizin sırasını takip etmez. Er
Rahîm'in ikramı da böyledir: kulun önceden yazdığı yoldan değil, Rabbin katından açılan bir yoldan ulaşır.
Bu bize bir şey fısıldar: rahmeti tanımanın yolu, önce rahmetle bakabilmektir. Hızır Hz.'e verilen ilim,
olayların arkasını görmesini sağladı; ama o ilmin kapısı rahmetti. Bizim de hayatımızdaki olayların arkasına
geçebilmemiz için önce bakışımızın yumuşaması gerekir. Sert bakış yalnız yüzeyi görür ve yüzeye hüküm verir.
Rahmetle bakan göz ise acele etmez, derine iner, bekler.
@sesliterapi 2 Er RahîmTahtasında delik olan gemi
Mûsâ Hz. ona eşlik etmek ister. Hızır Hz. daha yolun başında, göreceklerine sabretmenin kolay olmayacağını
söyler; çünkü insan, içyüzünü bilmediği şeye katlanmakta zorlanır. Mûsâ Hz. sabredeceğine söz verir, işine
karışmayacağını söyler. Ve yolculuk başlar.
İnsan böyledir: dili söz verir, gözü itiraz eder. Kalbimizle "Rabbim ne dilerse hayırdır" deriz, ama ilk delik
açıldığında elimiz hemen tahtaya uzanır. Bunda utanılacak bir şey yok. Mûsâ Hz. gibi büyük bir peygamberin
bile sabrı, görmediği bir hikmet karşısında zorlanmıştır. Bu hikâye bize sabrı bir anda kazanılan bir madalya
olarak değil, yol boyunca öğrenilen bir yürüyüş olarak gösterir. Her itirazdan sonra yolculuk devam eder. Her
duraktan sonra kalp biraz daha genişler.
Bir gemiye binerler. Gemi yoksul insanlarındır, denizde çalışıp ekmeğini oradan çıkaran kimselerin. Bu
insanlar iki yolcuyu tanımazlar, ama onları ücret almadan gemilerine alırlar. Bir iyilik yapılmıştır. Ve tam o
iyiliğin ortasında Hızır Hz. geminin tahtalarından birini söküp gemiyi deler. Mûsâ Hz. irkilir. Bu nasıl olur?
İyilik eden insanların gemisi delinir mi? Bunun adı bozmaktır, zarar vermektir, emeği hiçe saymaktır. Verdiği
sözü unutur ve itiraz eder.
Şimdi bir an kendi gemimize bakalım. Hayatımızda da böyle delikler var. Emek verdiğimiz bir iş, tam yola
çıkmışken aksar. Kurduğumuz bir düzen, en güzel anında bir yerinden su almaya başlar. Aylarca hazırladığımız
bir yolculuk son anda ertelenir. İyilik yaptığımız bir yerden beklemediğimiz bir sıkıntı gelir. Ve biz de Mûsâ
Hz. gibi itiraz ederiz: Neden şimdi? Neden tam da iyi giderken? Ben ne yaptım ki?
Hikâyenin sonunda öğreniriz: o kıyının ötesinde, sağlam gemileri zorla alan bir hükümdar vardı. Kusurlu bir
gemiye el uzatmayacaktı. Delik, geminin kaybı değil, korunmasıydı. Yoksulların ekmeği o delik sayesinde kendi
ellerinde kaldı. Kusur kalkana dönüştü. Tahta yamanabilirdi; ama gemi bir kere alınsaydı, geri gelmeyecekti.
Bazen delik, geminin kalkanıdır.
Burada Er Rahîm'in çok ince bir tecellîsi var. Rahmet her zaman sağlamlık kılığında gelmez. Bazen bir eksiklik,
bir aksama, bir kusur olarak gelir ve sizi, göremediğiniz bir kıyıdaki büyük bir kayıptan saklar. Gemi sahipleri o
gün muhtemelen üzüldüler. Tahtayı yamarken belki söylendiler, belki yolcuların arkasından dertlendiler. Ama
ertesi gün kıyıda bekleyen el, o gemiye uzanmadı. Ve onlar bunu belki hiç öğrenmediler. Rahmetin bir kısmı,
kulun hiç haberi olmadan işler. Kul bilmese de rahmet bilir.
Sizin hayatınızda da bilmediğiniz kıyılar var. Kapanan bir kapının ardında sizi neyin beklediğini, ertelenen bir
planın neyi önlediğini, kaçırdığınız bir fırsatın aslında sizi neyden uzak tuttuğunu bilemeyebilirsiniz.
Bilmemek kusur değildir; insan böyle yaratılmıştır. Ama bilmediğiniz yerde de rahmetin işleyebileceğine kalbi
açık tutmak, işte o bir hâldir. Er Rahîm'in kulda uyandırdığı ilk hâl budur: deliğe bakıp hemen "battım"
demeden önce, bir nefes durmak. Hükmü biraz ertelemek. Sûreti görüp hakikati Rabbe bırakmak.
@sesliterapi 3 Er RahîmKimsenin istemediği duvar
Yolculuk sürer. Aralarında aklın hiç taşıyamadığı, Mûsâ Hz.'in en sert itiraz ettiği bir sahne daha yaşanır. Onun
hikmeti de yolun sonunda açılır ve gösterir ki insan, bir kaybın ardında saklı duran merhameti o gün
göremeyebilir. Biz orada uzun durmayalım; çünkü yolculuğun bize en yakın duran durağı, bir kasabanın
kenarındaki eski bir duvardır.
Yorgun ve aç iki yolcu bir kasabaya varır. Kasaba halkından yiyecek isterler; kimse onları misafir etmez. Kapılar
kapalı, yüzler soğuktur. Ve tam bu soğuk yerde Hızır Hz. yıkılmaya yüz tutmuş bir duvar görür. Durur, işe
koyulur, duvarı doğrultur. Kimse ondan bunu istememiştir. Kimse teşekkür etmez. Mûsâ Hz. yine şaşırır: bari
bunun için bir ücret alsaydın, der. Bize bir lokma vermeyen bir kasabaya neden emek harcıyorsun?
Bu soru, aslında hepimizin sorusudur. İnsan, kapısını kendisine kapatan yere emek vermeyi anlamakta
zorlanır. Oysa Hızır Hz. o kasabanın soğukluğuna göre değil, Rabbin muradına göre davranıyordu. Rahmet,
teşekkür bekleyerek yürümez. Kendisini ağırlamayan bir kasabanın duvarını da doğrultur. Er Rahîm'in ikramı,
kapıların açık ya da kapalı oluşuna bağlı değildir; kapalı kapının ardındaki yetimi de bilir, onun vaktini de
gözetir.
Sonra sır açılır. O duvar, şehirde yaşayan iki yetim çocuğa aittir. Duvarın altında onlar için saklanmış bir hazine
vardır. Babaları sâlih bir insandı. Rabbin murad etti ki çocuklar güçlerine ulaşsın, büyüsün ve hazinelerini
kendi elleriyle çıkarsınlar. Duvar erken yıkılsaydı hazine yabancı ellere geçecekti. Duvar ayakta kaldı ki, vakti
gelince açılsın.
Hızır Hz. bütün yolculuğun sonunda, gemiyi de, o ağır sahneyi de, duvarı da tek bir cümlede toplar. Bütün bu
sapmaların, bozmaların, beklenmedik emeklerin adını koyar:
OUWূ( WۣSֹT ډT ؗW ۖS׀S ֤ـS۞SMSږUV רS6 WۣU۞PڍS ᄕWᄃS6 ዥ
Rahmeten min rabbik, ve mâ feal'tühû an emrî.
(Bütün bunlar) Rabbinden bir rahmettir. Ben bunu kendiliğimden yapmadım.
Kehf, 18/82
"Rabbinden bir rahmet." Gemi delindi: rahmet. Duvar doğrultuldu: rahmet. Aklın taşıyamadığı o sahne bile:
rahmet. Ve "ben bunu kendiliğimden yapmadım" diyerek Hızır Hz. kendini bile aradan çeker. Rahmetin
sahibi o değildir; o yalnızca bir vasıtadır, bir el, bir yol arkadaşı. Demek ki rahmet bazen bir insanın eliyle gelir;
beklemediğiniz, tanımadığınız, belki ilk anda yadırgadığınız birinin eliyle. Mûsâ Hz. için Hızır Hz. tam da
böyle biriydi: anlaşılması zor, yolu tuhaf, yaptıkları ters görünen bir yol arkadaşı. Ve rahmetin taşıyıcısıydı.
@sesliterapi 4 Er RahîmYetim çocuklar o gün olanlardan habersizdi. Belki o akşam, kasabanın kapısını çalıp geri çevrilen iki
yabancıdan söz edildi, belki edilmedi. Duvarlarını kimin doğrulttuğunu hiç öğrenmediler. Onlar için yalnızca
bir duvar vardı, ayakta duran sıradan bir duvar. Ama o sıradanlığın içinde babalarının sâlihliği, Rabbin vaktine
kadar bekleyen bir hazine ve uzaktan gelmiş bir rahmet eli vardı. Er Rahîm'in sürekliliği budur: rahmet
babadan çocuğa, nesilden nesile akar; bir insanın sâlih ameli, yıllar sonra bir duvarın taşlarında karşılık bulur.
Bu da sadakanın ve sâlih amelin ne kadar uzun bir yolculuk yaptığını anlatır. Bugün gizlice verdiğiniz bir
sadaka, kimsenin görmediği bir iyilik, belki sizin hiç tanımayacağınız bir yarına doğru yürür. Belki bir gün sizin
çocuklarınızın, torunlarınızın yolunda, yıkılmak üzereyken doğrultulan bir duvar olur. Rahmet kaybolmaz;
yolunu bulur. Er Rahîm, bu yürüyüşü yarıda bırakmayan rahmettir.
Sûretin altındaki varlık
Sadreddin Konevî, esmâ şerhinde Rahîm ismi etrafında çok cesur bir söz söyler. Dışarıdan bakınca rahmetle
çelişiyor gibi görünen şeylerin, derin bir bakışla rahmetin ta kendisi olduğunu anlatır. Onun diliyle:
Zuhûr eden şeylerde, genel anlamda sûreti itibariyle rahmetle çelişen gazap, elem gibi
şeyler zuhûr ederse, bu, keşif ve tahkîk bilgisiyle varlık cihetinden rahmetin ta kendisidir.
Sadreddin Konevî, Esmâ i Hüsnâ Şerhi (çev. Ekrem Demirli)
Bu cümle hafife alınacak bir cümle değildir. Konevî acıyı inkâr etmez; elem vardır, sıkıntı vardır, sûret itibariyle
gazaba benzeyen şeyler vardır. Ama o, sûretin altında bir varlık katmanı olduğunu söyler. Keşif ve tahkîk
gözüyle, yani kalbin derinliğinden bakıldığında, o katmanda rahmetten başka bir şey bulunmaz. Gemideki
delik sûrettir; korunma hakikattir. Teşekkürsüz kalan duvar emeği sûrettir; altında vaktini bekleyen hazine
hakikattir.
Bu bakış, acıyı küçümsemek için değildir. Kimseye "üzülme, bu da rahmet" deyip geçmek için de değildir.
Aksine, insanın elemiyle birlikte rahmete yaklaşabileceğini anlatır. Siz üzülebilirsiniz. Mûsâ Hz. de itiraz etti.
Bir peygamberdi ve itiraz etti, hem de üç kez. Hızır Hz. onu bu yüzden küçümsemedi; yalnızca yolculuğa
devam etti ve sonunda perdeyi araladı. Demek ki itiraz eden kalp de yoldadır. Soru soran kalp de yoldadır. Er
Rahîm, sabrı tükenen yolcuyu yoldan atmaz; ona yolun sonunu gösterir.
İtiraz eden kalp de yoldadır.
Konevî'nin işaret ettiği bu derin rahmet, Er Rahîm'in sürekli ikramıyla buluşur. Rahmet bir anlık bir tecellî
olsaydı, gazap kılığına girdiği yerde kesilmiş sayılırdı. Ama Rahîm ismi rahmetin kesilmediğini söyler. Öyleyse
sûret ne kadar değişirse değişsin, altındaki akış devam eder. Delik açılırken de, duvar eğilirken de, yol geri
dönerken de rahmet orada akmaya devam eder. Değişen yalnız onun giydiği elbisedir.
@sesliterapi 5 Er RahîmBu derin bakış bir günde kazanılmaz. Konevî'nin "keşif ve tahkîk" dediği göz, uzun bir yolculuğun ve sabırlı bir
tefekkürün meyvesidir. Ama her yolculuk küçük bir adımla başlar. Bugün yalnızca şu kadarını bilmek yeter:
gördüğünüz sûret son söz değildir. Altında başka bir cümle yazılıdır ve o cümleyi Er Rahîm yazmıştır.
Ertelenmek, sapmak, kırılmak
Şimdi hikâyeden kendi yolumuza dönelim. Hayatımızda rahmetin plan dışı geldiği üç yer var gibidir:
ertelenme, sapma ve kırılma.
Ertelenme, olmasını istediğimiz şeyin vaktinin gelmemesidir. İnsan beklerken her günü bir kayıp gibi sayar.
Oysa yetim çocukların hazinesi de beklemişti. Yıllarca bir duvarın altında, sessizce. O bekleyiş bir kayıp değildi;
çocukların büyümesi içindi, hazineyi taşıyacak kollar güçlensin diyeydi. Belki sizin de ertelenen bir şeyiniz, sizi
o şeyi taşıyabilecek kişiye dönüştürmek için bekliyordur. Er Rahîm, vakti olgunlaştıran rahmettir. Bekleyen
hazine, bekleyen kalbi de olgunlaştırır.
Küçük bir yolculuk sahnesi geliyor aklıma. Yıllarca bir şehre taşınmanın hayalini kuran, eşyasını toplamış,
yolunu çizmiş bir insan. Son anda iş olmaz, yol kapanır, bavullar yeniden açılır. O gece kendini yarı yolda
bırakılmış hisseder. Ama kaldığı o yıllar boyunca, yaşlanan anne babasının yanında olur, her akşam onların
sofrasına oturur, son günlerinde ellerini tutar. Yıllar sonra geriye bakınca, kapanan yolun aslında kendisini en
kıymetli yere bağladığını görür. O bavullar boşuna açılmamıştır.
Sapma, gitmek istediğimiz yerden başka bir yere düşmektir. Mûsâ Hz. ile yol arkadaşı buluşma yerini geçtiler;
geri dönmek zorunda kaldılar. Bazen hayatınızda da böyle olur: istediğiniz şehir değil, istediğiniz iş değil,
istediğiniz yol değil. Yıllar sonra geriye bakınca, o "yanlış" şehirde bir dostu, o "yanlış" işte bir ustayı, o "yanlış"
yolda size kalbinizden bir kapı açan bir duâyı bulduğunuzu fark edersiniz. Rahmet çoğu zaman haritanın
kenar boşluğuna yazılır.
Ve bu sapmalarda çoğu zaman beklenmedik biri çıkar karşınıza. Tanımadığınız bir yolcu, bir yabancının tek bir
cümlesi, sizi ilk anda şaşırtan bir yol arkadaşı. Mûsâ Hz.'in karşısına çıkan kul da onun planındaki kişiye
benzemiyordu. Rahmet, yüzünü önceden tanıdığımız insanlarla sınırlı değildir. Bazen hiç tanımadığımız bir
elden, kapısını bize kapatmış bir kasabanın duvarından geçerek gelir.
Kırılma ise en zor olanıdır. Bir şey yerinden çıkar, bir tahta sökülür, bir düzen bozulur. İnsan o anda yalnız
kaybı görür. Ama gemi hikâyesi bize kırılmanın da bir dil olduğunu söyler. Kırılan şey bazen sizi daha büyük
bir elden korumuştur. Bazen de kırılan yerden içeri, sağlamken hiç giremeyecek bir ışık girer.
Bu üç yerin ortak bir yanı var: üçünde de insan "bozuldu" der. Plan bozuldu. Yol bozuldu. Gemi bozuldu. Ve
bu kelime, söylendiği andan itibaren bakışı kilitler. Bozuk dediğimiz şeye artık rahmetle bakamayız; çünkü ona
daha baştan bir isim vermişizdir ve o isim, kalbin kapısına asılmış bir kilit gibi durur.
Kıyıya oturup geçmişin denizine bakmak
Peki, rahmete nasıl bakılır? Hızır Hz.'in ilmine kimse kısa yoldan ulaşamaz; o ilim Rabbin katından verilmiş bir
lütuftur. Ama kula düşen bir yol vardır ve o yol sihirli değil, sade ve bilinen vasıtalardan geçer.
@sesliterapi 6 Er RahîmTefekkür ile başlar. Hayatınızdaki bir kırılmayı, aradan zaman geçtikten sonra seyretmekle. Hangi kapanış neyi
açtı, hangi gecikme neyi olgunlaştırdı, hangi yanlış yol sizi hangi doğru insana çıkardı? Bu bir hesap değil, bir
seyirdir. Uzun bir yolculuğun sonunda kıyıya oturup geçmişin denizine bakmak gibi. Orada delinmiş
gemilerinizi görürsünüz. Ve şaşırırsınız: kaçı aslında sizi korumuştu.
Duâ ile sürer. "Rabbim, gördüğüm sûretin altındaki rahmeti bana göster" diye istemekle. Bu duâ olanı hemen
değiştirmeyi değil, bakışı açmayı ister. Mûsâ Hz.'in yolculuğu da bir istekle başladı: görmek, öğrenmek,
anlamak istedi. Kalbin bu isteği, rahmetin kapısını çalan ilk eldir.
Tövbe ile derinleşir. Tövbe yalnız hatadan dönmek değildir; Rabbimizin işine aceleyle "kötü" dediğimiz o
hükümden geri dönmek de bir tövbedir. Kalp "ben bunu bozuk sanmıştım" dediğinde yumuşar. Bu
yumuşama, Er Rahîm'in tecellîsine açılan bir pencere olur.
Ve niyet ile yola koyulur. Bundan sonra beklenmedik kapıları da kapı saymaya niyet etmekle. İskeledeki göz,
ufkun tek bir noktasına değil, bütün kıyıya bakmaya başladığında gelen gemileri görmeye başlar.
Bu vasıtaların hiçbiri bir anahtar gibi çevrilip hemen sonuç veren şeyler değildir. Tefekkür bakışı inceltir, duâ
kalbi açar, tövbe sertliği yumuşatır, niyet yönü belirler. Hepsi birlikte, yavaş yavaş, gözü rahmete alıştırır. Tıpkı
denize yeni çıkan bir yolcunun, günler geçtikçe dalgaların dilini öğrenmesi gibi. İlk gün her dalga bir tehdittir;
bir süre sonra aynı dalgalar, gemiyi taşıyan bir yol olarak görünmeye başlar.
Bozuk dediğiniz şeye yeni bir isim
Bu sohbetin sonunda size küçük bir iç hareket bırakmak istiyorum. Büyük bir iş değil. Kimseye anlatmanız
gereken bir şey de değil.
Hayatınızda "bozuldu" diye adlandırdığınız bir şey var. Muhtemelen şu anda aklınıza geldi bile. Bir plan, bir
yolculuk, bir ilişkinin incinmiş bir yeri, bir dönem, bir karar. Ona yıllardır aynı isimle sesleniyorsunuz: kayıp,
hata, aksilik, yanlış. O isim zamanla sizin için bir duvara dönüştü; her baktığınızda aynı duvarı görüyorsunuz.
Bugün, bu sözler bittiği anda, o şeye yeni bir isim verin. Henüz hikmetini bilmeseniz de. Hızır Hz. yolun
sonunda nasıl her şeye "Rabbinden bir rahmet" dediyse, siz de kendi hikâyenizin sonunu beklemeden ona bir
rahmet adı koyun. "Delinmiş gemim" deyin mesela. Ya da "altında hazine saklı duvar". Ya da yalnızca
"Rabbimden gelen ve henüz okuyamadığım satır". İsim değiştiğinde olay değişmez; ama ona bakan göz değişir.
Göz değişince de kalp, o şeyin etrafında daralmak yerine genişlemeye başlar.
Bunu yaptığınızda bir şey fark edeceksiniz. Geçmişe bakışınız yumuşayacak. O dönemde size eşlik eden, hiç
beklemediğiniz insanlar gözünüzün önüne gelecek. Belki o sırada ettiğiniz bir duâyı, verdiğiniz küçük bir
sadakayı, bir gece içinizden geçen bir tövbeyi hatırlayacaksınız. Ve bunların boşa gitmediğini, bir duvarın
altında saklı durduğunu sezeceksiniz.
Bu yeni isim, yalnız geçmişinize değil, bugününüze de dokunur. O dönemde sizi kıran birine bakışınız biraz
değişebilir; onu affetmeye hazır olmasanız bile, onun da sizin yolunuzda bilmediğiniz bir yerde durduğunu
sezebilirsiniz. Kendinize bakışınız da değişir. "Ben o yolu kaçırdım" diyen ses yerini "ben o yoldan geçirildim"
diyen bir sese bırakır. Kendini suçlayan bir göz, kendine yeniden bakan bir göze dönüşür. Ve bu dönüşüm, Er
Rahîm'in kalpteki en sessiz tecellîlerinden biridir.
@sesliterapi 7 Er RahîmEr Rahîm ismi, rahmetin kesilmediğini anlatır. Kesilmediyse, o kırık dönemde de oradaydı. Ertelenen günlerde
de oradaydı. Yanlış sandığınız yolda da sizinle yürüyordu. Yalnızca kılık değiştirmişti: bir delik, eğilmiş bir
duvar, bir geri dönüş, tanımadığınız bir yol arkadaşı.
İskeledeki yolcu artık tek bir noktaya bakmıyor. Ufkun bütününe, arkasındaki koya, yanı başındaki sulara
bakıyor. Ve gemi geldiğinde, hangi yönden gelirse gelsin, onu tanıyor. Çünkü artık rahmetin tek bir yönü
olmadığını biliyor.
· · ·
Delinen her geminiz, Er Rahîm'in sizi göremediğiniz bir
kıyıdan koruduğu yerdir.
@sesliterapi 8 Er Rahîm
