E R R A H Î M · E S M Â L A R L A K I Ş I S E L D Ö N Ü Ş Ü M
Kanadını İndir: Merhametin Alçak
Hâli
Er Rahîm'in sevgisi yukarıdan seslenmez, eğilir; biz de sevdiklerimize eğildikçe
O'nun rahmetine yakınlaşırız.
· · ·
Tezgâhın Kenarındaki İki El
Eski bir evin mutfağı. Tezgâhın taşı yer yer aşınmış, dolabın kapağı kapanırken hep aynı yerden gıcırdıyor.
Pencerenin önünde bir saksı, ocakta kısık ateşte bir tencere. Havada tarçınla kızarmış ekmeğin karışık kokusu
var. Bu kokuyu tanıyorsunuz. Çocukken okuldan döndüğünüzde kapıyı açar açmaz karşılayan koku buydu.
Tezgâhın kenarında iki el duruyor. Biri ince damarlı, lekeleri belirmiş, parmak eklemleri biraz kalınlaşmış bir el.
Öteki daha genç, daha güçlü. Yaşlı el bir kavanozun kapağını açmaya çalışıyor, açamıyor. Kapak dönmüyor.
Genç el uzanıyor, kavanozu alıyor, bir hamlede açıp geri veriyor.
Küçük bir an. Belki yüz kere yaşanmış bir an. Ama bu anın içinde bir hayatın bütün hikâyesi saklı. Çünkü bir
zamanlar bu iki el tam tersi bir yerde duruyordu. O yaşlı el, sizin ayakkabınızın bağcığını bağlıyordu.
Ekmeğinizi küçük lokmalara bölüyordu. Ateşinizi ölçmek için alnınıza dokunuyordu. Sizin kapağını
açamadığınız her şeyi o açıyordu. Şimdi eller yer değiştirdi. Bir hayat dönüp, kendi başlangıcına doğru eğildi.
Belki sizin için bu değişim daha başka bir sahnede oldu. Bir hastane koridorunda, ilk kez bir formu anne
babanız yerine siz doldurduğunuzda. Bir bankada, babanızın şifresini unuttuğu ve size dönüp çaresizce baktığı
o anda. Bir bayram sofrasında, eskiden herkese yemek dağıtan annenizin bu kez kendi tabağını beklediğini
gördüğünüzde. Her biri aynı dönüşün ayrı bir yüzüdür. Ve her birinde kalp bir an duraklar, çünkü insan,
kendisini taşıyanların bir gün taşınacağını bilse de, o günün geldiğini görmeye hazır değildir.
Bu dönüş, insanın başına gelen en sessiz dönüşümlerden biridir. Kimse ilan etmez. Bir sabah fark edersiniz ki
telefonla arayan, ilacını soran, merdivende kolunu tutan artık sizsiniz. Ve tam bu noktada kalbin önüne bir
soru konur: Bu el değişimini hangi hâlle karşılayacağım? Bu metin, o hâlin adını koymak için yazıldı. Er
Rahîm'in tecellîsi altında, sevdiklerimize karşı kanadını indirmeyi bilen bir kalbin hâlini konuşacağız.
Merhametin, bildiğimizin aksine, yukarıdan aşağıya uzatılan bir lütuf değil, eğilerek yapılan bir hareket
olduğunu göreceğiz.
Ama önce o mutfakta biraz daha kalalım. Çünkü bu konu, kitaplardan önce kokularla başlar. Sabah ezanından
sonra demlenen çayın kokusu. Bayram arifesinde fırından çıkan çöreğin kokusu. Kışın sobanın üstünde
kabuğu kararan portakalın kokusu. Bunlar sizin çocukluğunuzun kokuları ise, bilin ki her birinin arkasında
@sesliterapi 1 Er Rahîmyorgun bir bel, erken kalkılmış bir sabah, sizin için ayrılmış bir pay vardı. O kokular, size eğilen bir sevginin
havaya karışmış hâliydi. Şimdi o mutfakta durup kokuyu içinize çektiğinizde, aslında bir merhametin hatırasını
soluyorsunuz.
Kanat Eğilerek Açılır
Kur'ân, anne babadan söz ederken çok ince bir görüntü seçer. Onlara iyi davranın demekle yetinmez, bu
iyiliğin bedende nasıl duracağını, kalpte nasıl bir şekil alacağını da gösterir. Bir kanattan bahseder.
ၬS ၞSှ֤SۡTڐWᄕSᄃW6, UV-S6WۊT ؿSMUڍS ᄕWᄃV ൮൝,SۣU۞UVI Ք VჁႭ,S2֤S ؔS٬֤SۡT ૱S ૭ W܂UٍW٧,SM Ֆ
,PઞUֻS܉ᆠU ᅑ֤S ঠVS6 Ք
Vahfıd lehümâ cenâhaz zülli miner rahmeti ve kul rabbirhamhümâ kemâ rabbeyânî sagîrâ.
Onlara merhametle tevazu kanadını ger ve de ki: Rabbim! Küçükken beni yetiştirdikleri
gibi sen de onlara merhamet et.
İsrâ, 17/24
Bu âyetteki kanat, Arapçada "cenâh" diye geçer. Kuşun kanadı, insanın kolu, bir şeyin yan tarafı. Ve bu kanat
"zül" ile, yani alçalış, tevazu, boyun eğiş ile anılır. Ama hemen ardından gelen kelime bütün mânâyı değiştirir:
"miner rahmeti", yani rahmetten yana, merhametten doğan. Burada bir incelik var. Zillet kelimesi tek başına
ağır bir kelimedir; insanın değerini yitirmesini, ezilmesini çağrıştırır. Ama âyet bu alçalışı merhametin içine
yerleştirir. Bu, birinin önünde ezilmek değildir. Bu, sevdiğinin hizasına inmek için kendi boyunu bilerek
kısaltmaktır. Bunu beden çok iyi bilir. Küçük bir çocukla konuşmak isteyen bir büyük, ayakta dikilip
yukarıdan seslenmez. Dizlerini kırar, çömelir, gözlerini onun gözlerinin hizasına getirir. Siz de bir zamanlar
böyle konuşulan çocuktunuz. Babanız ayakkabınızı bağlarken önünüzde diz çökmüştü. Anneniz saçınızı
tararken eğilmişti. Şimdi o beden hareketinin yönü değişti. Babanızın ayakkabısını bağlamak için siz
eğiliyorsunuz. Annenizin şalını omzuna düzeltmek için siz uzanıyorsunuz. Âyet bize işte bu çömelişi, bu dizi
kırmayı, bu göz hizasına inişi bir ibadet olarak öğretiyor.
Bir kanadın nasıl açıldığına bakalım. Kuş yavrusunu korumak istediğinde kanatlarını havaya kaldırıp heybetini
göstermez. Tam tersine, kanatlarını aşağı indirir, yere doğru serer, altına sığınılacak bir gölge yapar. Koruyan
kanat, alçalan kanattır. Yükselen kanat uçmak içindir; inen kanat barındırmak içindir. Âyetin bize gösterdiği
hareket budur. Anne babanıza, yaşlanan büyüklerinize, evin içinde gücü azalanlara karşı kanadınızı yere doğru
serin. Onların üstünde değil, yanında ve biraz da altlarında durun. Sesiniz onların sesinden yüksek olmasın.
Bakışınız tepeden inmesin. Siz kavanozu açabilirsiniz, merdiveni hızlı çıkabilirsiniz, telefondaki ayarları
onlardan iyi bilirsiniz. Ama bu üstünlükleri merhametin önüne koymazsınız.
@sesliterapi 2 Er RahîmYükselen kanat uçmak içindir, inen kanat barındırmak içindir.
İşte Er Rahîm'in bu hâldeki tecellîsi burada başlar. Rahîm, sürekli olan, devam eden, kuluna dönüp duran
merhametin adıdır. Rabbimiz bu isimle kuluna uzaktan, buyurgan bir yükseklikten seslenmez. Ona yaklaşır,
onu kendi hâli içinde tanır, onun ihtiyacına göre ikram eder. Rahîm'in rahmeti, kulun tam bulunduğu yere
iner. Bir kalp bu ismin tecellîsi altında durdukça, kendi merhametinin de nasıl bir hareket olması gerektiğini
öğrenir. Merhamet "ben büyüğüm, sana acıyorum" demez. Merhamet, "senin olduğun yere geliyorum" der. Bu
yüzden âyetteki kanat, bir yüksekliğin değil bir inişin resmidir. Gökyüzüne bakan biri meleklerin kanatlarını
hep yükseklerde hayal eder. Oysa rahmeti taşıyan kanatlar, inerek taşır. Göğün rahmeti yeryüzüne inerek
ulaşır, bir annenin şefkati çocuğuna inerek ulaşır, bir evladın vefası yaşlı anne babasına inerek ulaşır. Rahmetin
bu evrende izlediği istikâmet hep aşağıya doğrudur, hep ihtiyacı olana doğrudur. Bunu fark eden bir kalp,
kendi yüksekliğiyle övünmeyi bırakır ve inebildiği kadar yükseldiğini anlar.
Resûlullah'ın hayatında bu inişin en çarpıcı bir örneği anlatılır. Bir savaşın ardından esirler getirilmişti.
Aralarında bir kadın vardı. Telaşla, dolaşarak bir şey arıyordu. Göğsü sütle dolmuştu ve kucağına alacak
yavrusunu bulamıyordu. Esirler arasında bir çocuk gördüğünde onu kaptı, bağrına bastı, emzirdi. Aradığı
yavrusuydu. O kucaklayış, telaşlı bir arayışın sonunda bulunan sükûnetti. Peygamberimiz yanındakilere
döndü ve sordu: Bu kadın, çocuğunu ateşe atar mı? Ashâb, gücü yettiği sürece asla atmaz, dedi. Sonra şu cümle
geldi:
֤S ڎUჂS ႭS݅U רULUتS ڎWۣU۞ULU4֤S ؑU׀U רTۛS٨W6( ዥ T ԒV SԑՔ Ԑ
Lellâhu erhamu bi ibâdihî min hâzihî bi veledihâ.
Allah, kullarına, bu kadının yavrusuna olan merhametinden daha merhametlidir.
Buhârî, Edeb 18; Müslim, Tevbe 22
Bu sahneye biraz daha yakından bakalım. Esir düşmüş bir kadın. Elinde hiçbir güç kalmamış. Özgürlüğü yok,
evi yok, yarını belirsiz. Ama bütün bu kayıpların ortasında onu ayakta tutan tek bir şey var: çocuğuna eğilmek.
Kendi derdini unutup yavrusuna kanat açmak.
Resûlullah bu manzarayı gösterip "bakın" der gibidir. Bu kadının merhameti sizi şaşırtıyor mu? Onu bir an
bile bırakmayan bu sevgiyi gördünüz mü? Allah, kullarına bundan daha merhametlidir. Burada iki şey birden
öğreniyoruz. Birincisi, insanın içinde gördüğümüz en saf merhamet, ilâhî merhametin çok küçük bir
yansımasıdır. İkincisi, o en saf merhamet hep bir eğilişle görünür. Kadın çocuğunun üzerine eğilmiştir.
Rahmet, bedende bir eğilme olarak belirmiştir. Bir de şunu görelim. O annenin merhameti ne kadar büyük
olursa olsun, bir gün yorulur. Uyku bastırır, hastalık gelir, ömür biter. İnsan merhameti ne kadar saf olsa da
sınırlıdır. Er Rahîm'in rahmeti ise yorulmaz. Gece de gündüz de, kul hatırlasa da unutsa da devam eder. Rahîm
@sesliterapi 3 Er Rahîmisminin içindeki süreklilik budur. Ve bu süreklilik, bizim yorgun düştüğümüz anlarda bize bir teselli verir: Ben
anneme bakarken yorulduğumda, onu benden daha çok seven biri hiç yorulmadan onun yanında. Ben
babamın yanından ayrılıp eve döndüğümde, onu yalnız bırakmayan bir rahmet orada kalıyor.
Anne babanıza dönüp baktığınızda bu sahneyi hatırlayın. Bir zamanlar siz o kucaktaydınız. Gece yarısı
ağladığınızda uyku gözlerinden akan biri kalkıp size eğildi. Hastalandığınızda başucunuzda sabahlayan biri
oldu. Siz bunların çoğunu hatırlamazsınız bile. Hafıza başlamadan önce merhamet başlamıştı. Şimdi o kucak
yorgun. O eller titrek. O ses telefonda biraz daha yavaş, biraz daha tekrarlı. Ve âyet size usulca diyor ki: Sıra
sende. Kanadını indir.
Süt Kimin Lütfu
Fakat burada insanın içine gizli bir şey sızabilir. "Ben onlara bakıyorum, ben fedakârlık ediyorum, ben
sabrediyorum" duygusu. Merhamet ettikçe insanın içinde, farkında olmadan, küçük bir alacak defteri
açılabilir. İyilik bir sermayeye dönüşür. "Bunca yaptıklarıma rağmen" diye başlayan cümleler çoğalır. İmam
Gazâlî, Rahîm ismini anlatırken bu tehlikeyi kökünden kesen bir söz söyler. Annenin çocuğuna verdiği süte
bakar ve şöyle der:
Süt, anneden değildir. Bilâkis o da, anne de Allah'ın lütfundan ve ihsanındandır.
İmam Gazâlî, Esmâ i Hüsnâ Şerhi (özetle)
Ne derin bir bakış. Süt, anneden çıkar ama anneye ait değildir. Anne de, sütü de, o sütün içindeki şefkat de
Allah'ın lütfu ve ihsanıdır. Anne, bu rahmetin kendisinden geçip çocuğa ulaştığı bir kanaldır. Asıl veren
başkadır. Bu bakış merhamet eden kalbi büyük bir yükten kurtarır. Eğer merhamet bizden çıkan bir şey
olsaydı, onu tartmamız, hesabını tutmamız, karşılığını beklememiz anlaşılır olurdu. Ama merhamet bize
emanet edilmiş bir rahmetse, biz onun yalnızca taşıyıcısıyız. Kavanozun kapağını açan eldeki güç de, anneyi
sabırla dinleyen kulaktaki dikkat de, babanın aynı hikâyeyi beşinci defa anlatmasına gülümseyen yüzdeki
yumuşaklık da bize verilmiş bir ikramdır.
Er Rahîm'in hâli tam da burada kalbe yerleşir. O, ikram eden merhametin sahibidir. Bize anne babamıza karşı
yumuşamayı nasip ettiyse, bu bizim değil O'nun ikramıdır. Bunu anlayan kalp kibirlenmez. "Ben iyiyim"
demez. "Bana bu iyilik nasip edildi" der ve şükreder. Bu bakış, anne babamıza bakışımızı da değiştirir. Onların
bize verdiği her şeyin arkasında daha büyük bir Verici görmek, onlara olan sevgimizi azaltmaz, tam tersine
derinleştirir. Çünkü artık annenizin şefkatli elinde Rabbinizin size uzanan rahmetini görürsünüz. Babanızın
alın terinde O'nun rızkını görürsünüz. Onlar, Er Rahîm'in size en yakından dokunan elleri oldu. Bu yüzden
onlara eğilmek, aslında o rahmete teşekkür etmenin en güzel biçimidir. Ve belki bir gün sizin çocuklarınız ya da
size bakan gençler de sizin elinizde aynı rahmeti görecek. Merhamet, nesilden nesile el değiştirerek akar ve her
elde yeniden tazelenir.
Ve garip bir şekilde, merhamet bizim olmaktan çıktığında hafifler. Omzunuzdan bir şey iner. Artık "ben
yetemiyorum" diye ezilmezsiniz, çünkü yetiren siz değilsiniz. Artık "kimse kıymetimi bilmiyor" diye
kırılmazsınız, çünkü kıymeti bilen zaten biliyor. Elinizden geçen merhamet, kaynağına dönüp dönüp tazelenir.
@sesliterapi 4 Er RahîmŞimdi gündelik hayata dönelim. Kanat indirmek nerede, nasıl görünür? Salonun köşesinde bir koltuk var.
Üzerine örtülmüş el örgüsü bir örtü, yanında gözlük, bir duâ kitabı, bir de televizyon kumandası. Babanız ya
da anneniz akşamları orada oturuyor. Siz eve girdiğinizde başını kaldırıp size bakıyor. Çoğu zaman bir şey
istemiyor. Sadece birinin gelip yanına oturmasını, bugünün nasıl geçtiğini sormasını bekliyor.
Kanat indirmek, bazen o koltuğun yanına bir sandalye çekmektir. Telefonunuzu cebinize koyup on dakika
dinlemektir. Aynı anıyı yine anlattığında "biliyorum, anlatmıştın" demek yerine, ilk kez duyuyormuş gibi
sormaktır: "Sonra ne oldu?" Kanat indirmek, telefonda yükselmeyen bir sestir. Annenizin bir şeyi anlamadığı,
ikinci kez sorduğu, sizin aceleniz olduğu bir anda sesinizin bir ton aşağı inmesidir. Kelimeleriniz değil belki,
ama sesinizin rengi değişir. Ve karşı taraf bunu hemen fark eder. Yaşlı kalpler sesin rengini kelimelerden önce
duyar. Telefon aramalarının kendine has bir dili vardır. Bir anne, "Bir şey yok, sadece aradım" der. Bu cümlenin
içinde çoğu zaman uzun bir bekleyiş saklıdır. Belki saatlerce telefona bakmış, aramak için bir bahane aramış,
rahatsız etmekten çekinmiştir. Siz toplantıdasınız, yoldasınız, yorgunsunuz. "Sonra ararım" deyip kapatırsınız.
Ve o "sonra" bazen gelmez. Kanadı indirmiş bir kalp, bu küçük aramaların büyüklüğünü sezer. Hemen
konuşamasa bile kısa bir dönüş yapar: "Anne, şu an müsait değilim, akşam ilk iş seni arayacağım." Ve akşam
gerçekten arar. Bu, dışarıdan bakınca sıradan bir nezakettir. Ama içeriden bakınca, bir kalbin yaşlı bir kalbe
"sen benim için hâlâ önemlisin" demesidir.
Kanat indirmek, sadece anne baba için de değildir. Evin büyük ablası, dedenizin kardeşi, yıllardır aynı evde
yaşayan yaşlı bir akraba, işyerindeki kıdemli bir arkadaş, ömrünü verdiği işten emekli olmuş eski bir öğretmen.
Gücü azalan, hızı yavaşlayan, dünyanın yeni dilini anlamakta zorlanan herkes. Bunların hepsi âyetin açtığı
kanadın altına sığınabilecek insanlardır. İşyerindeki kıdemli arkadaşı bir an gözünüzün önüne getirin. Yeni bir
program geldiğinde en çok o zorlanır. Toplantıda bir şey sorduğunda gençlerin arasından hafif bir gülüş
yükselir. Kanadı inmiş bir kalp o gülüşe katılmaz. Teneffüste yanına gider, sabırla gösterir, onu kimsenin
önünde mahcup etmez. Ve onun yıllarca biriktirdiği tecrübeye saygıyla kulak verir. Çünkü kıdem, sadece bir
sayı değil, bir ömrün emeğidir. Bu emeğe eğilmek de âyetin genişleyen halkasının içindedir.
Bu kanat, bir de evin zayıflayanlarına açılır. Hastalık geçiren bir kardeş, yorgun düşmüş bir eş, sınavdan sonra
kendini kaybetmiş hisseden bir genç. Her evde bir dönem birileri zayıflar. O dönemde ötekiler kanatlarını
indirir. Bir evi ev yapan, belki de bu karşılıklı eğilişlerdir. Burada şunu fark edin. Kanat indirmek pasif bir şey
değildir. Güç ister. Hız kesmek, sesini alçaltmak, sabretmek, aynı şeyi tekrar açıklamak, "ben haklıyım" demeyi
ertelemek. Bunlar zayıfların değil, kendini taşıyabilen güçlü kalplerin işidir. Kuş da kanadını ancak kanadı
güçlüyse yere serebilir.
Hak Defteri ile Kanat
Ama hepimiz biliyoruz ki her ilişki o mutfaktaki sıcak koku kadar yumuşak değildir. Bazı anne babalar sert
davrandı. Bazı büyükler haksızlık etti. Bazı kardeşler yıllar önce söylenmiş bir sözün yarasını hâlâ taşıyor. Bazı
akrabalar en zor günde ortadan kayboldu. Şimdi bu insanlar yaşlandı, belki zayıfladı. Ve siz kalbinizin bir
köşesinde hâlâ açık duran bir defter taşıyorsunuz. O defterde neler var? "Bana şunu demişti." "O gün yanımda
değildi." "Hiç özür dilemedi." Bunlar gerçek. Yaşandı. İnkâr etmek gerekmiyor. Bazen bu defter en çok
bayramlarda açılır. Herkes bir araya gelir, aynı sofraya oturulur, ve tam o anda eski bir söz, eski bir bakış
yeniden canlanır. İnsan tebessüm etmeye çalışırken içinde bir şey kasılır. Çocukken duyduğu bir cümle,
@sesliterapi 5 Er Rahîmyetişkin hâliyle oturduğu o sofrada bile ona yeniden dokunur. Bu kasılmayı yaşayan kalbe sitem edilmez. O
kalp, yaralı olduğu için değil, sevdiği için bu kadar hassastır. Kimseyi umursamayan bir kalp, kimsenin sözüyle
bu kadar sarsılmazdı.
Er Rahîm'in tecellîsi altında duran bir kalp, bu defteri yırtıp atmaya zorlanmaz. Yaşadığını yok saymaz. Ama
sıralamayı değiştirir. Önce merhamet, sonra hak. Önce kanat, sonra hesap. Neden böyle? Çünkü hak arayan
kalp sürekli yukarıda durmak zorundadır. Haklılığını korumak için tetikte bekler, her yeni sözü eski defterle
karşılaştırır, her karşılaşmada bir kanıt arar. Bu yorucu bir yükseklikte durmaktır. Kanatlar hep havada, hep
gergin. Merhamet ise kanadı indirmeye izin verir. Defter orada durur, ama artık siz onun başında nöbet
tutmazsınız. Karşınızdaki insanın da bir zamanlar kendi yaralarıyla büyüdüğünü, kendi eksikleriyle anne baba
olduğunu, kendi korkularıyla sert konuştuğunu görmeye başlarsınız. Onu aklamazsınız; ama onu insan olarak
görürsünüz. Ve o an bir hafiflik gelir. Haklı olmanın ağırlığından, merhamet etmenin hafifliğine geçersiniz. Bu,
kaybetmek değildir. Bu, Rabbinizin size baktığı gibi bakmaya bir adım yaklaşmaktır. Çünkü Rabbimiz de bize
bütün defterlerimizi açarak bakmaz. Er Rahîm, kulunun hatalarını bildiği hâlde ona dönmeye devam eden
merhametin adıdır.
Kanadı indirmek, her şeye evet demek de değildir. Merhamet eden kalp, yanlışa yanlış demeyi bırakmaz. Ama
bunu söylerken sesini sertleştirmez, karşısındakini küçültmez, yaşlılığını ya da zayıflığını ona karşı bir silah
yapmaz. Bazen bir mesafe koymak gerekebilir. O mesafe bile merhametle konur: kapıyı çarparak değil, aralık
bırakarak. Ve o aralıktan duâ geçmeye devam eder. Kanadı inmiş bir kalp, sınırlarını korurken bile öfkeyle
değil, rahmetle korur. Bu dönüşümde tövbenin de bir yeri vardır. Belki siz de bir zaman kırıcı oldunuz. Belki
bir telefonu açmadınız, bir ziyareti erteleye erteleye yıllar geçirdiniz, öfkeyle bir söz söyleyip ardından hiç geri
almadınız. Tövbe, sadece büyük günahlar için değil, bu küçük sertlikler için de bir kapıdır. "Rabbim, onlara
karşı kanadımı hep indiremedim, bunu bana öğret" demek, kalbi yeniden yumuşatan bir tövbedir. Bu tövbe
sizi küçültmez; sizi yeniden o mutfaktaki genç ele, kavanozu açıp geri veren o sakin hareketin sahibine
dönüştürür.
Rabbirhamhümâ: Duânın Kanadı
Âyetin ikinci yarısına dönelim. Kanat indirme emrinin hemen ardından bir duâ öğretilir: "Rabbim, küçükken
beni yetiştirdikleri gibi sen de onlara merhamet et." Bu duânın inceliği şurada. Siz onlara ne kadar merhamet
ederseniz edin, yetmeyeceğini âyet biliyor. Çünkü onların size verdiği emeğin karşılığını insan gücüyle ödemek
mümkün değil. Uykusuz geceler, sayısız yemek, sayısız endişe, sayısız duâ. Bunların bedelini hiçbir evlat
ödeyemez. Bu yüzden âyet, kanadı indirmeyi emrettikten sonra işi Rabbimize havale eder. "Ben ne kadar
yapabilirsem yapacağım, ama asıl merhameti sen et." Bu, evladın acziyetini kabul ettiği ve bu acziyeti Er
Rahîm'in kapısına taşıdığı bir duâdır. Bu duânın bir güzelliği daha var: Hiç bitmez. Anne babanız hayattayken
de okunur, dünyadan göçtükten sonra da. Belki şu an onları dinleyenlerin bazılarının anne babası artık o
koltukta oturmuyor. Mutfak boş, telefon çalmıyor, o tanıdık ses artık sadece hafızada. Kanat indirmenin fırsatı
bitti mi?
Hayır. Kanat şimdi duâ ile iner. "Rabbirhamhümâ" diye başlayan her cümle, onlara uzanan bir kanattır.
Kabirlerinin başında okunan Fâtiha, onların adına verilen bir sadaka, onların sevdiği bir hayrı sürdürmek,
onların küs kaldığı bir akrabayı aramak. Bunların hepsi, artık el uzatamadığınız birine hâlâ eğilmenin yollarıdır.
@sesliterapi 6 Er RahîmSadaka burada özel bir anlam kazanır. Annenizin her kış kapısını çalan fakire verdiği o tasa, babanızın her
bayram mahallenin yaşlılarına götürdüğü o şekere benzer bir hayrı onların adına devam ettirmek. Bu, sadece
bir yardım değil, bir sevginin kesintisiz sürmesidir. Rahîm isminin "devam eden merhamet" mânâsı, böylece
sizin elinizde de devam eder.
Hayatta olan anne babanız için de sadaka bir kanattır. Onların adına sessizce verilen bir yardım, onların haberi
bile olmadan onları bir hayrın ortağı yapar. Bazen bir yaşlıya bir sıcak yemek götürmek, kendi annenize
götüremediğiniz yemeğin yerine geçer. Bazen bir kimsesizin elini tutmak, uzaktaki babanızın elini
tutamamanın hasretini hafifletir. Rahmet, bir yerden çıkıp başka bir yere ulaşır; ama Er Rahîm onu
kaybetmez, asıl sahibine ulaştırır. Duâ ise kanadın en derin hâlidir. Bazen onlarla konuşamazsınız. Aradaki
sözler tıkanmıştır, her konuşma tartışmaya döner. O zaman bile duânın kapısı açık kalır. Onlara
söyleyemediğinizi Rabbinize söylersiniz. "Rabbim, ona merhamet et. Benim veremediğim huzuru sen ver.
Benim anlayamadığım derdini sen anla." Ve o duâ, sizin bilmediğiniz bir kapıdan ona ulaşır.
Bir şey daha. Duâ ettiğiniz insana karşı kalbiniz uzun süre sert kalamaz. Bir kimse için samimiyetle duâ etmeye
başladığınızda, kanadınız siz istemeden de iner. Çünkü duâ, kalbi duâ edilen kişinin hizasına indirir. Bu duâyı
bir alışkanlık hâline getirmek mümkün. Her namazın sonunda, ellerinizi açtığınızda önce onların adını anın.
Annenizin adını, babanızın adını. Sonra o koltukta oturan büyüğün, kırgın olduğunuz akrabanın, uzaktaki
kardeşin adını. Her birine bir cümle ayırın: "Rabbim, ona merhamet et." Bu birkaç saniyelik duâ, gün içinde
onlara karşı nasıl davrandığınızı fark etmeden değiştirir. Sabah onlar için duâ ettiğiniz bir insana öğleden sonra
sesinizi yükseltmek zorlaşır. Duâ, kanadı daha karşılaşmadan önce indirir.
Yazılmamış Cümle
Şimdi elinizdeki telefona bakalım. Mesajlar bölümünde bir isim var. Belki anneniz, belki babanız, belki uzun
zamandır konuşmadığınız bir abla ya da amca. Son mesajlaşmanız birkaç hafta, belki birkaç ay önce. Belki de
son mesaj sizin yazmadığınız, cevapsız kalmış bir mesaj.
O ismin altında hiç yazılmamış bir cümle duruyor. Belki "Seni özledim." Belki "Nasılsın, iyi misin?" Belki "O
gün söylediğim için üzgünüm." Belki sadece "Sesini duymak istedim." Bu cümle yıllardır kalbinizde yazılı, ama
hiç ekrana düşmedi. Neden? Çünkü yazmak bir eğiliş ister. Önce sizin aramanız, önce sizin yumuşamanız,
belki de haklı olduğunuz bir meselede önce sizin adım atmanız. Ve bu eğiliş, âyetin bahsettiği o "zillet
kanadı"dır. Merhametten yana bir alçalış. Kendi boyunuzu bilerek kısaltmak.
İnsan bu cümleyi yazmadan önce çoğu zaman kendine sorular sorar. Ya cevap vermezse? Ya beni yanlış anlarsa?
Ya yine aynı şeyler yaşanırsa? Bu sorular yersiz değildir. Ama kanat indirmek, karşılığından emin olduğunuz
için yapılan bir hareket değildir. Kuş kanadını yavrusunun teşekkür edeceğinden emin olduğu için sermez.
Sermek, onun tabiatıdır. Rahîm isminin tecellîsi altında durmak da merhameti bir hesap olmaktan çıkarıp bir
tabiat hâline getirmektir. Siz cümleyi yazarsınız, gerisini Rabbinize bırakırsınız. Cevap gelse de gelmese de,
sizin kanadınız inmiştir ve bu inişin kendisi bir ibadettir.
Er Rahîm'in tecellîsi bu küçük hareketi büyük kılar. Çünkü Rabbimiz, kulunun küçük bir yönelişini kat kat
büyüterek karşılayan merhametin sahibidir. Siz bir yakınınıza doğru bir kanat indirdiğinizde, O'nun
rahmetinin size doğru indiğini hissedersiniz. Bu iki iniş birbirine karışır. Siz kime eğildiğinizi zannedersiniz,
@sesliterapi 7 Er Rahîmaslında kendinize eğilen bir rahmeti karşılarsınız. Belki o cümleyi bugün yazamazsınız. O da olur. O zaman
cümleyi bir duâya çevirin. Ekrana yazamadığınızı secdede söyleyin. "Rabbim, ona merhamet et. Benim
kanadımı ona doğru indir." Bu duâ bile kalbinizde bir şeyi değiştirmeye yeter. Bir dahaki sefere o isim ekranda
belirdiğinde, parmağınız eskisi kadar uzak durmaz.
Niyet de burada bir başlangıçtır. Bu akşam yatarken kalbinizde sakin bir niyet bırakın: "Bu hafta ona bir kere,
sesimi yükseltmeden, yumuşakça ulaşacağım." Büyük bir barışma, uzun bir konuşma, geçmişin bütün hesabını
kapatmak gerekmez. Tek bir cümle. Yumuşak bir ses. Bir kanat boyu yaklaşma.
O mutfağa son bir kez dönelim. Tezgâhın kenarındaki iki el. Yaşlı el kavanozu uzatıyor, genç el alıyor, açıyor,
geri veriyor. Ve sonra genç el bir şey daha yapıyor: Yaşlı elin üzerine bir an duruyor. Sıcaklığını bırakıyor.
Hiçbir şey söylemeden. Pencereden giren ışık tezgâha düşüyor. Ocaktaki tencere hafifçe kaynıyor. Çocukluğun
kokusu yine havada. Ama bu kez o kokuyu hazırlayan el tek başına değil. Yanında, ona eğilmiş bir başka el var.
Mutfak aynı mutfak, ama içindeki hâl değişmiş. Artık burada sadece bir sevginin hatırası yok; o sevgiye verilmiş
bir cevap da var.
Belki merhametin en güzel hâli budur. Yukarıdan bağışlanan bir iyilik değil, yan yana dokunan iki el. Bir
zamanlar size eğilen sevgiye şimdi sizin eğilmeniz. Ve bu eğilişin içinde, ikinizin de üzerine açılmış daha büyük
bir kanadı fark etmek: Er Rahîm'in hiç kapanmayan, hiç yorulmayan, her nesilde yeniden tazelenen
merhameti. Kanadınızı indirin. Bugün bir isme, bir sese, bir yaşlı ele doğru. Göreceksiniz ki indikçe
yükseleceksiniz.
· · ·
Sevdiğine eğilen her kanat, Rahîm'in rahmetinin kendisine
inmesi için açılmış bir pencere olur.
@sesliterapi 8 Er Rahîm
