E R R A H Î M · E S M Â L A R L A K I Ş I S E L D Ö N Ü Ş Ü M
Sert Söylemenin Gerekmediği Gün
Er Rahîm'in rahmeti bazen bir duygu olarak değil, bir ses tonu olarak iner
· · ·
Gönderilmemiş bir cevap
Ekranda yazılmış ama henüz gönderilmemiş bir cevap duruyor. Üç satır. Her kelimesi doğru, her cümlesi haklı.
Karşı taraf gerçekten hata yaptı, gerçekten geç kaldı, gerçekten sözünü tutmadı. Parmak gönder tuşunun
hemen üstünde bekliyor ve içeriden bir ses fısıldıyor: hak ettiler.
O birkaç saniyelik bekleyiş, bu sohbetin bütün meselesidir.
Çünkü insanın hayatı, çoğu zaman büyük kararlarla değil, bu küçük eşiklerde şekillenir. Bir toplantıda verilen
kısa bir cevapta. Akşam eve girerken kapının nasıl kapandığında. Trafikte yan şeritteki arabaya atılan bir
bakışta. Telefonda "Tamam" yazıp nokta koymakla, "Tamam, anladım, hallederiz" yazmak arasındaki farkta. Bu
eşiklerin her birinde aynı soru sorulur, ama sesle değil, hâlle: doğruyu söyleyeceğim, peki hangi sesle?
Bugün Er Rahîm ismini bu eşiğe taşımak istiyoruz. Uzak bir kavram olarak değil, bir mesaj kutusunun içine,
bir toplantı masasının üstüne, bir kapı kolunun etrafına. Rabbimizin Rahîm oluşu, yalnızca gökten inen ve
kalbi ısıtan bir hissiyat değildir. O rahmet bazen bir ses tonudur. Bazen bir bakıştır. Bazen yazılmış bir
cümlenin silinip yeniden, daha yumuşak yazılmasıdır.
Rahmân ismi, rahmetin herkesi kuşatan genişliğini anlatır. Rahîm ise o rahmetin devam edenini, ikram
edenini, inananın hayatına sinip orada kalanını. Kalıcı olan şey, hayatın en sıradan anlarına yerleşen şeydir. Ve
en sıradan anlarımız, konuştuğumuz anlardır.
Bir şeyi de baştan söyleyelim: bu sohbet size sert olduğunuz için yazılmadı. Herkesin günü yorulur, herkesin
sesi bazen yükselir. Burada aradığımız şey bir kusur listesi değil, bir imkân. Sesimizin, Rabbimizin rahmetini
taşıyabilecek kadar değerli bir emanet olduğunu fark etmek. Bunu fark eden kişi kendini hırpalamaz; sadece
sesine yeniden, daha şefkatle bakmaya başlar.
Bir rahmetin adı: yumuşaklık
Kur'ân, Peygamberimizin etrafında bir topluluğun nasıl toplandığını anlatırken bize çok şaşırtıcı bir sebep
gösterir. Ne belâgatini öne çıkarır, ne kudretini, ne de mucizelerini. Bir yumuşaklıktan söz eder. Ve o
yumuşaklığın kaynağını da açıkça söyler: Allah'tan gelen bir rahmet.
@sesliterapi 1 Er Rahîm,݅ V܌SٍW ॳS८ UגW ۖSٌW ,ېSܰ؊U ۖS ີ֤ Ֆ VܶS ـSׅWؔTڨW݅S ېSMWۛT ૱S ૭ SׅWؔU ېՓ UԒV ԑԐ,SۣU۞RڍS ᄕWᄃS6֤SۡU ؑS ـՔ
SቒU ቁW݅S٨WۣU۞
Fe bimâ rahmetin minallâhi linte lehüm, ve lev künte fazzan galîzal kalbi lenfazzû min havlik.
Allah'tan bir rahmet sayesinde sen onlara yumuşak davrandın. Eğer kaba ve katı yürekli
olsaydın, etrafından dağılıp giderlerdi.
Âl i İmrân, 3/159
Bu âyeti ağır ağır okuyun. "Allah'tan bir rahmet sayesinde sen onlara yumuşak davrandın." Yani yumuşaklık,
Resûlullah'ın sadece bir mizaç özelliği olarak anlatılmıyor; ona verilmiş bir rahmetin dışa yansıması olarak
anlatılıyor. Rahmet içeride bir hâl olarak duruyor, dışarıda ise yumuşak bir söz, yumuşak bir bakış, yumuşak
bir tavır olarak görünüyor.
Ve hemen ardından gelen ihtimal: kaba ve katı yürekli olsaydın, dağılırlardı. Haklı olsaydın bile. Getirdiğin şey
hakikatin ta kendisi olsaydı bile. Demek ki doğru bir sözü taşıyan kap sert olunca, insanlar o sözün içine
giremiyor. Hakikat kapıdan içeri girmeden, kapının sesinden ürküp geri dönüyor.
Bu bize çok derin bir şey söylüyor. Sertlik, çoğu zaman doğruyu korumak için başvurduğumuzu sandığımız bir
silahtır. "Lafı dolandırmayayım, açık konuşayım" deriz. Oysa âyet, açıklığın sertlik olmadığını, sertliğin de
doğruyu kuvvetlendirmediğini, tam tersine dağıttığını gösteriyor.
Rahmet içeride bir hâldir; dışarıda ise bir ses tonu olarak duyulur.
Bu yüzden Er Rahîm ismini kendi hayatımızda aradığımızda, önce gözyaşına, önce derin duygulara bakmamız
gerekmiyor. Önce sesimize bakabiliriz. Bir arkadaşa verdiğimiz cevabın ritmine. Çocuğumuza "Hadi artık"
derken kelimenin sonuna yüklediğimiz ağırlığa. İş arkadaşımıza yazdığımız mesajın ilk kelimesine. Rahmet
orada da tecellî eder ya da orada da eksik kalır.
Rahîm isminin rahmeti sürekli olandır demiştik. Bir kere gösterilip çekilen değil, her gün yeniden gelen.
Yumuşaklık da öyledir. Bir gün nazik olup ertesi gün eskisine dönmek, bir gösteridir. Ama her sabah yeniden
niyet edilen, her akşam yeniden gözden geçirilen bir yumuşaklık, zamanla sesin kendisine dönüşür. Artık çaba
gibi değil, nefes gibi gelir. İşte Er Rahîm'in kalıcı rahmetinden kulun payı, bu süreklilikte saklıdır.
@sesliterapi 2 Er RahîmMasanın etrafındaki sessizlik
Bir iş toplantısı düşünelim. Proje gecikmiş. Birinin raporu eksik gelmiş ve bu eksik yüzünden bütün ekip bir
hafta kaybetmiş. Masanın etrafında herkes biliyor ki birisi konuşacak. Ve o konuşacak kişi siz olabilirsiniz.
İki yol var önünüzde. Birinde dosyayı masaya bırakır, kaşlarınızı kaldırır ve "Bu neden böyle?" diye sorarsınız.
Soru doğrudur. Ama sesin içinde bir hüküm vardır, bir aşağılama vardır, bir "Ben sana söylemiştim" vardır.
Masanın etrafındaki sessizlik ağırlaşır. Raporu eksik getiren kişi, başını eğer ve o andan sonra bütün toplantı
boyunca bir kelime bile söylemez. Belki ertesi gün işini düzeltir, ama bir daha size fikrini açmaz. Hata
gizlenmeyi öğrenir.
Öteki yolda aynı soruyu sorarsınız. Aynı eksikliği dile getirirsiniz, hiçbir şeyi örtmezsiniz. Ama şöyle
başlarsınız: "Burada bir eksik var, beraber bakalım, nerede takıldı?" Doğru değişmedi. Hata yine hata. Gecikme
yine gecikme. Ama masanın etrafındaki hava değişti. Raporu getiren kişi başını kaldırır, neyin neden olduğunu
anlatır. Belki sizin bilmediğiniz bir engel ortaya çıkar. Belki asıl sorun onda değil, başka bir yerdedir.
Yumuşaklık, gerçeğin tamamının masaya gelmesine izin verdi.
İşte âyetin "dağılırlardı" dediği şey bazen tam olarak budur. İnsanlar odadan çıkmaz, ama kalpleri odadan çıkar.
Bedenleri masada oturur, ama dikkatleri, güvenleri, iyi niyetleri dağılıp gider.
Bir yöneticinin ya da bir ev büyüğünün ya da bir arkadaş grubunun etrafında toplanan herkesin hissettiği şey,
o kişinin sesinin hangi rahmetten beslendiğidir. Hiç kimse bunu söze dökmez. Ama herkes bilir.
Toplantıya girmeden önceki o birkaç dakika da bu yüzden kıymetlidir. Koridorda yürürken, asansörde
beklerken dudaklarınızın ucunda küçük bir duâ taşıyabilirsiniz: "Rabbim, söyleyeceğim doğruyu, kırmadan
söylemeyi nasip et." Bu cümle toplantının gündemini değiştirmez. Raporu düzeltmez, gecikmeyi geri almaz.
Ama sizin sesinizi değiştirir. Ve sizin sesiniz değişince, masanın etrafındaki herkesin nefesi biraz rahatlar. Bazen
bütün bir ekibin havası, tek bir kişinin içinden geçirdiği bir duâyla yumuşar.
Sertliğe verilmeyen
Peygamberimizden gelen bir söz, bu meseleyi bir adım daha ileri taşır. Yumuşaklığın sadece güzel bir ahlâk
olmadığını, aynı zamanda bir kapı olduğunu bildirir.
@sesliterapi 3 Er RahîmणS घS ຺ݓUܷW׀T ॳסS८֤S۞UۮWـUV ൮൝,णS घS ຺ݓUܷW׀T סSMSۮWـUV ൮൝, VגU ൷T็Q؊ۮUـS6 Ֆ S ԒV ԑԐ, Ք VKՔ *
UصWؔT׀W ,ې
İnnallâhe refîkun yuhıbbur rifka ve yu'tî alâr rifki mâ lâ yu'tî alâl unf.
Allah rıfk (yumuşaklık) sahibidir, yumuşaklığı sever. Yumuşaklığa, sertliğe vermediğini
verir.
Müslim, Birr 77
"Yumuşaklığa, sertliğe vermediğini verir." Bu cümle üzerinde uzun uzun durmaya değer. Sert bir sesle de bazı
şeyler elde edilir; insanlar susar, iş biter, emir yerine gelir. Ama sertliğin eli bir yere kadar uzanır. Kalbin kapısı,
sertliğe açılmaz. Gönülden yapılan iş, gönülden verilen söz, gönülden gelen özür sertlikle alınmaz.
Ve dikkatinizi çekmek istediğim bir incelik daha var. Hadis, bu yumuşaklığı önce Allah'a nispet ediyor: Allah
rıfk sahibidir. Yani yumuşaklık, insanların kendi aralarında koyduğu bir görgü adabı değil; ilâhî bir sıfatın
insan hayatındaki gölgesidir. Biz yumuşak konuştuğumuzda, Rabbimizin kullarına muamelesinden küçük bir
pay taşımış oluruz.
Er Rahîm ile bu hadis arasındaki bağ burada belirginleşir. Rahîm olan Allah, kullarını bir anda, sert bir
hamleyle değil, yavaş yavaş, sabırla, tekrar tekrar fırsat vererek terbiye eder. Bir kulun tövbesini bin kere kabul
eder. Bir hatayı hemen cezalandırmaz, mühlet tanır. Bu, ilâhî rıfkın kendisidir. Bizim yumuşaklığımız, o
sonsuz rıfkın bir zerresine ayna tutmaktır.
Kalbin kapısı sertliğe açılmaz; yumuşaklık ise anahtarı taşır.
Buradan şunu da anlıyoruz: yumuşaklık bir zayıflık değildir. Zayıf olan, kendini tutamayandır. Bir kelimenin
altında ezilip hemen karşılık veren, bir mesajı okur okumaz parmakları titreyerek cevap yazandır. Yumuşak
kalabilmek ise bir kuvvet ister. Öfkenin dalgası yükselirken o dalgayı bir an tutabilmek, sesin tonunu bir derece
aşağı indirebilmek, en sert kelimenin yerine aynı anlamı taşıyan ama yaralamayan bir kelime bulabilmek. Bu,
iradenin en ince işçiliğidir.
Hayatımızda tanıdığımız en güçlü insanları hatırlayalım. Çoğu zaman en yüksek sesle konuşanlar değildir
onlar. En sakin konuşanlardır. Bir kriz anında herkes telaşla bağırırken, alçak sesle "Tamam, şimdi şuna
bakalım" diyebilen kişi, odadaki herkesin dayandığı kişi olur. Sertlik bir anlık bir dalga gibi gelip geçer;
yumuşaklık ise etrafındakilere yaslanacak bir duvar olur. Er Rahîm'in rahmetinden pay alan ses, işte böyle bir
dayanaktır.
@sesliterapi 4 Er RahîmKapı nasıl kapandı
Bazen bir evde hiç kimse bir şey söylemeden kavga edilir. Akşam yorgun gelinmiştir. Bir şey ters gitmiştir, belki
işte, belki yolda. Ve kapı biraz sert kapanır. Hepsi bu. Kimse bağırmadı, kimse kırıcı bir kelime söylemedi. Ama
içerideki herkes o kapının sesini duydu ve herkesin omzu biraz kasıldı.
Bu küçük sahne bize bir şey öğretiyor: rahmet de, sertlik de çoğu zaman kelimelerden önce konuşur. Sesimizin
tonu, bir kapının kapanışı, bir bardağın masaya bırakılışı, telefona bakarken verilen yarım cevap. Bunların
hepsi birer cümledir. Ve bu cümleler, kelimelerden çok daha hızlı yayılır.
Er Rahîm isminin altında durmak, bu sessiz cümlelerin de farkına varmaktır. Rahmet sadece söylediğimiz
şeyde değil, söyleyişimizde de saklıdır. Kapıyı yavaşça kapatmak bir zikir değildir belki; ama kalbinde Rahîm
ismini taşıyan birinin elinden çıkan bir harekettir. Bu yüzden ibadetin dışında kalmaz.
Peki kapı sert kapandıysa? Akşam yorgunluğu yine galip geldiyse? O zaman da bir yol var ve o yol çok kısadır.
Birkaç dakika sonra, içerideki odaya dönüp sakin bir sesle "Bugün zor geçti, sesim size yansıdı, kusura
bakmayın" demek. Bu cümle bir tövbenin ev hâlidir. Allah'a dönüşün küçük bir yansıması olarak insana
dönüş. Ve bu cümlenin söylendiği evde, kapının sert kapanışı bir yara olarak kalmaz; rahmetin nasıl geri
geldiğini gösteren bir hatıraya dönüşür.
Gazâlî, isimlerden nasibini alan kulun nasıl yaşadığını tarif ederken şöyle der. Rahmet isminden pay alan
insanlar için şöyle der:
Şiddet yolundan ziyade yumuşaklık ve şefkat yollarını tercih ederler. Asilere de
merhamet gözü ile bakarlar, eziyet ve zulüm nazarı ile değil.
İmam Gazâlî, Esmâ i Hüsnâ Şerhi
"Merhamet gözü ile bakarlar, eziyet ve zulüm nazarı ile değil." Burada bakışın kendisinden söz ediliyor. Bir
insana nasıl baktığımız, ona ne söyleyeceğimizden önce gelir. Eğer bakış eziyet nazarıysa, en tatlı kelime bile o
bakışın içinden geçerken acılaşır. Eğer bakış merhamet nazarıysa, en zor gerçek bile o bakışın içinden geçerken
taşınabilir hâle gelir.
Ve Gazâlî bu nazarı sadece iyilere değil, asilere, yani hata yapanlara karşı da tarif ediyor. Kolay olan, bize iyi
davranana yumuşak davranmaktır. Er Rahîm'in kulu ise hata yapana da merhamet gözüyle bakmayı öğrenir.
Hatayı onaylamadan. Doğruyu eğmeden. Ama hatayı yapanı, hatasından ibaret görmeden.
Bu bakışı kazanmanın yolu da gündelik bir tefekkürden geçer. Kızdığınız birini düşündüğünüzde, onun en
kötü anını değil, bütün hayatını görmeye çalışmak. O da bir sabah uyanıp işine giden, bir yükü taşıyan, bir
yerde kırılmış, bir yerde yorulmuş biri. Bu tefekkür, onun hatasını küçültmez. Ama sizin bakışınızdan eziyeti
alır, yerine merhameti koyar. Ve merhametle bakılan bir insana sert konuşmak, giderek zorlaşır.
@sesliterapi 5 Er RahîmEkrandaki kelimelerin ağırlığı
Bugün konuşmalarımızın çoğu yüz yüze değil, ekran üzerinden yapılıyor. Bir aile grubunda atılan kısa bir
mesaj. Sosyal medyada bir paylaşımın altına yazılan bir yorum. İş yerinde gelen bir uyarı notu. Ve ekranın bir
özelliği var: ses tonunu silip atıyor. Sizin içinizden yumuşakça söylediğiniz bir cümle, karşı tarafa düz, soğuk,
hatta sert ulaşabiliyor.
Bu yüzden ekranda yumuşaklık, yüz yüzeden daha fazla dikkat ister. Bir kelime eklemek gerekir bazen. "Kusura
bakma" demek, "Müsait olduğunda" demek, "Teşekkür ederim, bir şeyi daha ekleyeyim" demek. Bu küçük
kelimeler dolgu değildir. Ekranın sildiği ses tonunu geri getiren köprülerdir.
Bir de şu var: ekranda insanlar birbirini görmediği için sertleşmek kolaylaşır. Bir yorumun altında, hiç
tanımadığımız birine, yüzüne asla söylemeyeceğimiz bir cümleyi yazabiliriz. Ve yazdığımız şey haklı olabilir.
Belki o kişi gerçekten yanlış bir şey söylemiştir. Ama âyetin uyarısı orada da geçerlidir: kaba ve katı olursan,
dağılırlar. Yazdığınız doğru, okuyanın kalbine girmeden geri döner. Sadece bir tartışma daha doğar, bir
kırgınlık daha birikir.
Er Rahîm ismiyle yaşamak isteyen biri, gönder tuşuna basmadan önce bir an durmayı öğrenir. Bu duruş bir
tefekkürdür aslında. Kısa, sessiz, birkaç saniyelik bir tefekkür. "Bu cümle, söylemek istediğim doğruyu taşıyor
mu, yoksa sadece içimdeki öfkeyi mi taşıyor?" Çoğu zaman cevap ikisinin karışımıdır. Ve yumuşatmak, o
karışımdan öfkeyi ayıklayıp doğruyu bırakmaktır.
Aynı şey direksiyonun başında da olur. Trafikte biri önünüze aniden girer. Elin korna üzerine gitmesi, ağızdan
bir söz çıkması bir saniye bile sürmez. Ama o saniyede de bir seçim vardır. Kornayı uzun uzun çalmak ya da
kısa bir uyarıyla bırakmak. Camı indirip bir şey söylemek ya da içinizden "Rabbim, onun acelesi neyse
kolaylaştır" demek. Belki o sürücünün evinde bir hasta var, belki bir habere yetişmeye çalışıyor. Bilmiyoruz.
Ama Er Rahîm'in kulu, bilmediği bir hâlde karşısındakine merhamet payı bırakmayı seçer. Ve bu seçim, kendi
kalbini de o sertliğin zehrinden korur.
· · ·
Size ağır gelen ona ağır gelir
Kur'ân, Peygamberimizi anlatırken onun iki ismini, Rauf ve Rahîm isimlerini birlikte anar. Bu, Allah'ın kendi
isimlerinden ikisidir ve bir kul için kullanılması, o kula verilen rahmetin büyüklüğünü gösterir. Ama dikkat
edin, bu iki isim nasıl bir tarifin sonunda geliyor:
@sesliterapi 6 Er RahîmQס܄UൖSഹWࠏVࠁU ؔSֹ֤S۞UډW؊S ۖS ຺QݩސUৎSֹWይTUܧTٍW Ֆ ( WۣU۞QI݅TܜS6Wዯ ዥ TᆦS&֤SເWثSٌS ې
Q ߴࠏU٨S6 QFMT&S6SയഔU ؔU۞WܺT ྥW१֤UWይTW؊S ۖS ຺
Lekad câekum resûlün min enfüsikum azîzun aleyhi mâ anittüm harîsun aleykum bil
mü'minîne raûfün rahîm.
Andolsun, size kendi içinizden öyle bir peygamber geldi ki, sizin sıkıntıya düşmeniz ona
ağır gelir; size çok düşkündür, müminlere karşı şefkatli ve merhametlidir.
Tevbe, 9/128
"Sizin sıkıntıya düşmeniz ona ağır gelir." Rahîm olmanın başlangıç noktası budur: başkasının sıkıntısını kendi
omzunda hissetmek. Yumuşak konuşmanın kökü de buradadır. Birine sert konuştuğumuzda, onun o
sertlikten nasıl etkileneceğini hesaba katmamışızdır. O anda sadece kendi haklılığımızı, kendi
yorgunluğumuzu, kendi kırgınlığımızı görürüz. Karşımızdakinin omzuna ne yük bindireceğimiz aklımıza
gelmez.
Resûlullah ise insanların sıkıntısını kendi sıkıntısı gibi taşıyordu. Bu yüzden onun sözleri, en ağır hakikati
taşırken bile hafif gelirdi. Çünkü söyleyen, dinleyenin yükünü önceden hesap etmişti.
"Size çok düşkündür." Bu ifade de bir ses tonunu anlatır aslında. Düşkün olduğunuz birine nasıl
konuşursunuz? Uyarırken bile sesiniz kırılmaz, eleştirirken bile kapıyı açık bırakırsınız. Çünkü onu kaybetmek
istemezsiniz. Sertlik ise çoğu zaman, birini kaybetmeyi önemsememenin sesidir.
Er Rahîm isminin bu âyetteki yansımasından şunu öğreniyoruz: rahmet, sadece "acımak" değildir. Rahmet,
karşımızdakinin hâline kendi hâlimiz gibi bakabilmektir. Ve buradan yumuşak bir dil doğar, kendiliğinden.
Kural olarak değil, sevginin doğal sesi olarak.
Seni ziyaret etmeyeni ziyaret etmek
Gazâlî, aynı şerhinde, Ali Hz.'ye yapılan bir nasihati aktarır. Bu nasihat, yumuşaklığın en yüksek basamağını
gösterir:
Mukarrebleri geçmek istersen, seni ziyaret etmeyeni ziyaret et, seni mahrum bırakana
ver, sana haksızlık edeni de affet.
İmam Gazâlî, Esmâ i Hüsnâ Şerhi (Hz. Ali'ye nasihat olarak aktarılır)
@sesliterapi 7 Er RahîmBu sözü ilk okuyuşta biraz ağır bulabiliriz. Haksızlık edeni affetmek, mahrum bırakana vermek. Bunlar kolay
değil. Ama dikkatle bakınca, bu nasihatin bizden istediği şeyin özü, sert bir karşılık vermemektir. Seni ziyaret
etmeyen biri var. Sert yol, "O gelmiyorsa ben de gitmem" demektir. Yumuşak yol ise bir mesaj atmaktır:
"Nasılsın, epeydir görüşemedik."
Bu, kendini ezmek değildir. Karşıdakinin haklı olduğunu kabul etmek de değildir. Bu, rahmetin akışını kendi
elinizde tutmaktır. Er Rahîm isminin kulu, rahmetin karşılık beklediği bir alışveriş olmadığını bilir. Allah'ın
rahmeti kullarına, kulların hak ettiği ölçüde değil, O'nun Rahîm oluşunun ölçüsünde ulaşır. Biz de
rahmetimizi, karşıdakinin hak ettiği ölçüde değil, içimizdeki rahmetin ölçüsünde veririz.
Ve burada bir sırrı fark ediyoruz: yumuşaklık önce bizi özgürleştirir. Sert karşılık veren insan, karşısındakinin
hareketine bağımlıdır; o ne yaparsa kendisi de onu yapar. Yumuşak kalabilen ise kendi kalbinin efendisidir.
Karşısındaki ne yaparsa yapsın, o kendi sesini kendisi seçer. Bu, kuvvetin ta kendisidir.
Yumuşak kalabilen, sesini başkasına teslim etmeyen kişidir.
Bu kuvveti kazanmanın yolu sihirli bir kelime değildir. Sabah kalktığınızda yaptığınız bir duâdır: "Rabbim,
bugün dilimi rahmetinden ayırma." Akşam yatmadan önce yaptığınız kısa bir hesaplaşmadır: bugün kime sert
konuştum, hangi cümlemi yumuşatabilirdim? Ve gerekirse ertesi gün bir özür mesajı, bir küçük telafi.
Tövbenin kapısı yalnız büyük hatalara açılmaz, kırılan seslerin onarılması için de kapısını açık tutar.
Bugünün tek cümlesi
Şimdi bu sohbetin içinde dolaştığımız bütün sahneleri bir araya getirelim. Gönderilmemiş bir mesaj. Bir
toplantı masası. Sert kapanan bir kapı. Bir yorumun altına yazılan cümle. Ziyaret edilmeyen bir dost. Bu
sahnelerin hepsinde aynı şey oluyordu: doğru söylenecekti, mesele hangi sesle söyleneceğiydi.
Er Rahîm ismi bize şunu fısıldıyor: doğruyu söylemek için sertleşmek zorunda değilsiniz. Hakikat, yumuşak
bir sesle taşındığında daha uzağa gider, daha derine iner, daha uzun kalır. Peygamberimizin etrafındaki insanlar
onu, söylediklerinin doğruluğu kadar söyleyişinin yumuşaklığı için de sevdiler. Ve o yumuşaklık, âyetin açıkça
bildirdiği gibi, Allah'tan bir rahmetti.
O rahmetten bir pay, bugün sizin de elinizin altında. Belki bir telefon ekranında. Belki bir toplantıda
söyleyeceğiniz ilk cümlede. Belki eve girerken tutacağınız kapı kolunda.
Bugün için tek bir şey öneriyorum. Çok büyük bir değişim değil, tek bir cümle. Gün içinde söylemek üzere
olduğunuz sert bir cümle olacak, mutlaka olacak. O anı fark ettiğinizde, sadece o cümleyi tutun. Doğruyu
değiştirmeden, aynı doğruyu taşıyan ama daha yumuşak bir cümleye çevirin. "Yine mi geç kaldın?" yerine
"Bekledim, merak ettim." "Bu iş böyle olmaz" yerine "Bunu birlikte bir daha düşünelim mi?" Aynı hakikat,
başka bir ses.
@sesliterapi 8 Er RahîmBelki bazen başaramayacaksınız. Cümle ağzınızdan çıkmış olacak, mesaj gönderilmiş olacak. Bu da yolun bir
parçasıdır. Kendinizi suçlamak yerine, fark ettiğiniz o anı bir kazanç sayın. Çünkü fark etmek, değişimin ilk
adımıdır. Dün fark etmediğiniz bir şeyi bugün fark ediyorsanız, Er Rahîm'in rahmeti sizin üzerinizde zaten
çalışmaya başlamış demektir. Sonra bir kelimeyle, bir küçük düzeltmeyle o cümlenin ardından gidebilirsiniz.
Bu tek cümle, bir niyetin tohumu olacak. Sabah kalbinizde kurduğunuz bir niyet: "Rabbim, Er Rahîm isminle
bugün bir cümlemi yumuşatmayı nasip et." Ve akşam o cümleyi hatırladığınızda, içinizde küçük bir ferahlık
bulacaksınız. Çünkü bir kişinin kalbinin dağılmasına engel olmuş olacaksınız. Belki de farkında olmadan,
birinin gününü kurtarmış olacaksınız.
Rahmet bir duygu olarak kalbinize iner, ama bir ses olarak dünyaya çıkar. Ve bugün o sesi seçmek sizin
elinizde.
· · ·
Sert söylemenin gerekmediği her gün, Er Rahîm'in rahmetinin
sizin sesinizden dünyaya yeniden duyulduğu gündür.
@sesliterapi 9 Er Rahîm
