# ERRAHMÂN: RAHMETİN ENGİNLİĞİ VE GÖNÜLDE YENİDEN DOĞUŞ
İnsanın yüreği bazen genişler, bazen daralır. Kimi zaman sevinçle dolar, kimi zaman kendi içinde cevabını bulamadığı sorularla baş başa kalır. Bir gün hayatın nimetlerine şükreder, başka bir gün kayıpların ağırlığı altında sessizleşir. Fakat bütün bu değişen hâllerin içinde insanı varlığın hakikatine çağıran kadim bir mana vardır: Rahmet.
Rahmet, yalnızca teselli arayan bir kalbin sığındığı güzel bir kelime değildir. İnsanın varoluşuna, aldığı nefese, gördüğü güzelliğe ve yeniden başlayabilme imkânına açılan geniş bir tefekkür kapısıdır. Errahmân ismi anıldığında gönülde önce şükür uyanır. Ardından insan, sahip olduğunu sandığı şeylerin ne kadarının kendisine verilmiş bir emanet olduğunu düşünür. Sonra da bu büyük ikram karşısında kendi aczini fark ederek edebe yönelir.
Çünkü insan çoğu zaman hayatı kendi gücünün eseri sanır. Nefes almasını, yürüyebilmesini, bir lokmayı tadabilmesini, sevdiği bir insanın sesini duyabilmesini sıradanlaştırır. Oysa insanın en alışılmış sandığı nimetler bile üzerinde uzun uzun düşünülmeye değer birer ikramdır. Su akar, toprak ürün verir, güneş ısıtır, gece dinlenmeye imkân tanır. Bedenimiz, çoğu zaman farkına bile varmadığımız bir düzen içinde işleyişini sürdürür. İnsan bütün bunların üzerinde tefekkür ettiğinde, hayatın yalnızca kendi çabasıyla ayakta durmadığını daha derinden kavramaya başlar.
Errahmân ismi, işte bu genişliği hatırlatır. Allah’ın rahmeti, insanın kendi dar anlayışına sığdırabileceği bir hakikat değildir. Rahmet yalnızca güzel günlerde, işler yolunda giderken yahut beklediğimiz bir nimet bize ulaştığında hatırlanacak bir mana da değildir. İnsan bazen sevinç içinde şükretmeyi öğrenir, bazen de kederin ortasında kendisini yeniden düşünmek zorunda kalır. Ancak yaşanan her sıkıntının ardında mutlaka belirli bir ilahî sebep bulunduğunu söylemek, insan bilgisinin sınırlarını aşar. Bize düşen, her olayın gizli hikmetini bildiğimizi iddia etmek değil, yaşadığımız hâller içinde hakikatten uzaklaşmamaya ve iyiliğe yönelmeye çalışmaktır.
Errahmân ismiyle tefekkür eden insan, rahmeti yalnızca kendisine ulaşmasını istediği bir lütuf olarak görmemeyi öğrenir. Rahmetin manası, insanın kendi varlığından dışarıya doğru açılan bir ahlakta da kendisini gösterir. Başkasının derdini duyabilmek, birinin mahcubiyetini artırmamak, gücümüz yettiği hâlde incitmemeyi seçmek, yanıldığımızda özür dilemek ve bir gönlü onarmak bu ahlakın gündelik hayattaki tezahürleridir.
İmam Gazzâlî’nin Esmâü’l Hüsnâ üzerine düşüncelerinde rahmet, yalnızca acıma duygusuna indirgenmez. Merhametin anlamı, muhtaç olana fayda sağlayan bir iyiliğe dönüşmesiyle daha açık biçimde anlaşılır. Bir insanın acısını görmek kıymetlidir; fakat imkânı olduğu hâlde o acıyı hafifletmek için hiçbir şey yapmamak, merhametin gereğini eksik bırakabilir. Bu bakımdan rahmet, yalnızca kalpte hissedilen bir incelik değil, davranışlarda görünür hâle gelmesi gereken bir sorumluluktur.
Diliyle Errahmân diyen bir insanın eli de iyiliğe açık olmalıdır. Bir yandan Allah’ın rahmetini anıp diğer yandan insanları küçük düşürmek, güçsüzleri hor görmek yahut başkalarının kusurlarını merhametsizce teşhir etmek, zikrin manasıyla davranış arasına mesafe koyar. Zikir, yalnızca dilin tekrarından ibaret kalmamalıdır. Kalbi uyandırmalı, bakışı değiştirmeli ve insanın başkalarına karşı tutumunu güzelleştirmelidir.
Tasavvufun üzerinde durduğu edep de burada anlam kazanır. Hakikati söylemek kadar onu nasıl söylediğimiz de önemlidir. Bir insanı uyarmak gerektiğinde bile onun onurunu korumaya çalışmak, yanlışı gösterirken kişiyi bütünüyle yanlışından ibaret görmemek, nasihati üstünlük kurmanın aracına dönüştürmemek gerekir. Şefkat, hakikatten vazgeçmek değildir. Hakikati, insanın kalbini gereksiz yere yaralamadan dile getirebilmenin inceliğidir.
Errahmân ismi insana kendi nefsine karşı da bir denge öğretir. İnsan hatasını gördüğünde iki uç arasında savrulabilir. Bir tarafta kendisini sürekli haklı çıkaran, kusurunu görmezden gelen bir tutum vardır. Diğer tarafta ise yaptığı yanlışı bütün varlığının hükmü hâline getiren, pişmanlığın içinde kendisine çıkış yolu bırakmayan bir anlayış bulunur. Oysa samimi tövbe, ne hatayı küçümsemektir ne de hatanın insanı bütünüyle tanımlamasına izin vermektir.
Kusurunu fark eden insanın yapması gereken, kendisini temize çıkarmak için bahaneler üretmek değil, yanlışını kabul ederek onarmaya yönelmektir. Eğer birinin hakkına girdiyse hakkını iade etmeli, bir gönlü incittiyse imkânı ölçüsünde gönül almalı, tekrarladığı bir yanlışı fark ettiyse onu değiştirmek için çaba göstermelidir. Ardından da Allah’ın rahmetinden ümit kesmeden yeniden yürümelidir. Çünkü ümitsizlik insanı hatasından uzaklaştırmak yerine bazen o hatanın içinde hareketsiz bırakabilir.
Rahmet, insanı sorumluluktan kurtaran bir mazeret değildir. Bilakis sorumluluğu taşıyabilmesi için ona ümit veren bir kapıdır. İnsan kusurunu kabul edebilir, geçmişinden ders çıkarabilir ve daha güzel bir davranışa yönelebilir. Kendisine merhamet etmek de burada başlar: Kendini hiçbir zaman sorgulamamakta değil, kendini ıslah etmeye çalışırken ümitten kopmamakta.
Errahmân isminin manası ilişkilerimize de bir ölçü getirmelidir. Aile içinde söylenen bir söz, bazen uzun süre unutulmayan bir kırgınlığa dönüşebilir. Dostlukta duyulmadan geçiştirilen bir dert, insanı yalnız hissettirebilir. İş hayatında gücün hoyratça kullanılması, başkasının emeğini görünmez kılabilir. İnsan bazen haklı olduğu bir konuda bile öyle bir dil kullanır ki haklılığını anlatırken karşısındaki insanın kalbini incitir.
İşte rahmet ahlakı, insana kendi haklılığının ötesine bakmayı öğretir. Her anlaşmazlıkta hemen hüküm vermek yerine dinlemeyi, her kusuru teşhir etmek yerine düzeltme imkânı aramayı, her farklılığı düşmanlık sebebi saymak yerine anlamaya çalışmayı hatırlatır. Bu, yanlış karşısında sessiz kalmak demek değildir. Haksızlığa karşı dururken de adaleti ve insan onurunu gözetebilmek demektir.
Bir insanın gerçek inceliği, yalnızca kendisine iyi davrananlara karşı gösterdiği nezakette ortaya çıkmaz. Asıl sınav, öfkelendiğinde, anlaşılmadığını düşündüğünde, eline bir güç geçtiğinde yahut karşısındaki insanın kendisini savunamayacağını bildiğinde başlar. İnsan o anlarda da ölçüyü koruyabiliyorsa, rahmetin ahlakına doğru bir adım atmış demektir.
Errahmân ismi, nimetlere bakışımızı da derinleştirir. İnsan bazen sahip olduklarının kıymetini ancak onları kaybetme ihtimaliyle karşılaştığında fark eder. Oysa şükür, nimetin elden çıkmasını beklemeden onun değerini görebilmektir. Sağlığın kıymetini yalnız hastalıkta, huzurun kıymetini yalnız kargaşada, sevdiklerimizin varlığını yalnız ayrılıkta hatırlamamak için kalbin uyanık kalması gerekir.
Şükür yalnızca dille söylenen bir hamd cümlesi değildir. Nimetin kıymetini bilmek, onu israf etmemek, sahip olduğumuz imkânları iyilik için kullanmak ve bize verileni başkalarından üstün olduğumuzun delili saymamak da şükrün bir parçasıdır. Bir insanın elinde mal, bilgi, makam veya güç bulunabilir. Bunlar tek başlarına ne iyiliğin ne de kötülüğün kesin ölçüsüdür. Belirleyici olan, insanın elindeki imkânla ne yaptığı ve o imkânın kendisini nasıl bir ahlaka yönelttiğidir.
Errahmân ismi karşısında insan, nimetlerin sahibi olduğunu değil, onlarla imtihan edildiğini de düşünür. Sahip olduklarımızın geçiciliğini bilmek, onları değersiz görmek anlamına gelmez. Aksine hayatı daha dikkatli yaşamaya çağırır. Bir lokmayı israf etmemek, bir insanın emeğini küçümsememek, zamanı boş yere tüketmemek ve elimizdeki imkânları hayırlı işlerde kullanmak, emanet bilincinin gündelik hayattaki karşılıklarıdır.
Kur’ân-ı Kerîm’de Errahmân ismi, Allah’ın rahmetini ve kudretini birlikte düşünmeye çağıran bir derinlik taşır. Rahmân sûresi, insanı ve cinleri yaratılışın nimetleri üzerinde düşünmeye davet eder; ardından tekrar tekrar insanın hangi nimetleri inkâr edebileceğini sorar. Bu tekrar, yalnızca bir hatırlatma değildir. İnsanın alıştığı şeyleri yeniden görmesi, nimet karşısındaki gafletini fark etmesi ve şükre yönelmesi için bir tefekkür kapısıdır.
Rahmeti düşünmek, yalnızca içimizi ısıtan bir duyguya kapılmak değildir. Aynı zamanda bizi yaratan ve yaşatan Allah karşısındaki kulluk bilincimizi tazelemektir. Errahmân ismi insana hem ümit hem edep kazandırır. Ümit, insanı Allah’ın rahmetine yöneltir; edep ise kendi sınırlarını bilmesini, nimeti kendinden bilmemesini ve başkalarına karşı sorumluluğunu unutmamasını sağlar.
Bu denge önemlidir. İnsan yalnızca korkuyla yaşarsa kalbi daralabilir ve yaptığı her hatayı dönüşü olmayan bir son gibi görebilir. Yalnızca ümitten söz edip sorumluluğu unutursa da davranışlarını değiştirmek için gerekli gayreti göstermeyebilir. Rahmetin manasını kavramaya çalışan insan, korkusunu ümitsizliğe dönüştürmeden, ümidini de sorumsuzluğa çevirmeden yürümeye gayret eder.
Peki, Errahmân ismini zikretmek isteyen insan nasıl bir niyetle bu zikre yönelmelidir?
Önce bir an durmak, zihnin telaşını azaltmak ve niyetini gözden geçirmek yeterli bir başlangıç olabilir. İnsan, Allah’ın adını yalnızca bir isteğine ulaşmak için tekrarlamak yerine o ismin manasını anlamaya çalışabilir. Sessizce Errahmân dediğinde kendisine şu soruları yöneltebilir: Bana verilen hangi nimeti sıradanlaştırdım? Kime karşı sert davrandım? Hangi yanlışı düzeltmem gerekiyor? Bugün bir insanın yükünü hafifletmek için ne yapabilirim?
Bu sorular zikri hayata bağlar. Çünkü asıl mesele, dilin kaç kez tekrar ettiği kadar kalbin neye uyandığı ve insanın bu uyanışla nasıl bir davranışa yöneldiğidir. Belirli sayılarda zikir yapmanın herkes için aynı sonucu doğuracağını yahut belli bir sürenin sonunda mutlaka belirli bir hâle ulaşılacağını söylemek doğru değildir. Zikir, kulluğun bir parçasıdır; onun değeri samimiyet, bilinç, devamlılık ve insanın ahlakındaki güzelleşme arayışıyla birlikte düşünülmelidir.
Dua da bu arayışın içten ifadesidir. Dua, yalnızca isteklerimizi sıralamak değildir. İnsan bazen dua ederken kendi aczini kabul eder, bazen yaptığı yanlışı itiraf eder, bazen de neyi nasıl isteyeceğini bilmediği hâlde Rabbine yönelir. Errahmân ismini anarak dua eden insan, hem ihtiyacını dile getirebilir hem de bu ihtiyacın içinde kalbini eğitecek bir anlayış arayabilir.
Çünkü insan her zaman dilediği şeyin kendisi için ne anlama geleceğini bütünüyle bilemez. Bu sebeple dua, isteklerimizin mutlaka istediğimiz biçimde gerçekleşeceğine dair bir güvence değil; Allah’a yönelişimizin, ümidimizin ve kulluk bilincimizin ifadesidir. İnsan elinden geleni yapar, doğru olanı arar, başkalarının hakkını gözetir ve sonucunu Allah’a havale eder. Tevekkül, gayreti terk etmek değil, gayretin sınırlarını bilerek sonucu mutlak biçimde kontrol edemeyeceğini kabul etmektir.
Şimdi kalbimizi biraz susturalım ve Errahmân isminin manasıyla baş başa kalalım. Hayatımızda sıradan sandığımız bir nimeti hatırlayalım. Belki sabah uyandığımızda aldığımız ilk nefesi, belki bizi dinleyen bir dostu, belki yeniden özür dileme imkânını, belki de yanlışımızı fark etmemizi sağlayan bir uyarıyı. Her biri üzerinde düşünmeye değer birer fırsattır.
Sonra kendimize dönelim. Merhamet beklediğimiz hâlde başkasına merhamet göstermediğimiz bir an var mı? Affedilmeyi dilediğimiz hâlde başkasının hatasını sürekli önümüze koyuyor muyuz? Bir insanın mahcubiyetini artırdığımız, bir ihtiyacı görmezden geldiğimiz yahut elimizdeki imkânı yalnız kendimiz için kullandığımız oldu mu?
Bu soruların amacı insanı suçluluk içinde bırakmak değil, farkındalığı davranışa dönüştürmektir. Eğer bir yanlışımızı görebiliyorsak onu düzeltmek için bir imkân da arayabiliriz. Bir gönlü incittiysek özür dileyebiliriz. Bir hakkı ihmal ettiysek telafi etmeye çalışabiliriz. Birine yardım edebilecek durumdaysak bunu gösterişe dönüştürmeden yapabiliriz. Rahmetin ahlakı, bazen büyük sözlerden çok küçük ve samimi davranışlarda görünür.
Allah’ım, Errahmân olan Sensin. Biz Senin rahmetine muhtacız. Bize verdiğin nimetlerin kıymetini bilmeyi, onları şükürle taşımayı ve sahip olduklarımızı kibir sebebi hâline getirmemeyi nasip eyle.
Rabbim, hatalarımızı görmeyi ve onları düzeltmek için cesaret bulmayı bize lütfet. Bizi nefsimizi temize çıkaran bahanelerin arkasına saklama. Yanlışımızı kabul ettiğimizde ümitsizliğe düşürme. Pişmanlığımızı samimi bir dönüşe, samimi dönüşümüzü güzel amellere vesile eyle.
Allah’ım, kalbimizi merhametsizlikten koru. Dilimizi incitici sözlerden, davranışlarımızı haksızlıktan, niyetlerimizi gösterişten uzak tut. Bize hakikati şefkatle söylemenin, nasihat ederken edebi korumanın ve anlaşmazlık içinde adaletten ayrılmamanın inceliğini öğret.
Evlerimize huzur, ailelerimize muhabbet, dostluklarımıza sadakat ver. Anne babalarımızın haklarını gözetmeyi, çocuklarımıza sevgiyle yaklaşmayı, eşlerimizin gönüllerini incitmemeyi ve sevdiklerimizle aramızdaki bağları iyilikle güçlendirmeyi nasip eyle. Kırdığımız gönülleri onarmak için bize fırsat ve irade ver.
Rabbim, hastalara şifa, darda kalanlara kolaylık, yoksullara helal rızık, yas tutanlara sabır ve yalnızlık hissedenlere hayırlı destekler nasip eyle. Bizi başkalarının acılarına karşı duyarsızlaştırma. Elimizden gelen yardımı yapmayı, bilmediğimiz yerde haddimizi bilmeyi ve yardım ederken insan onurunu korumayı öğret.
Bize helalinden kazanç, kazancımızda bereket ve nimetlerimizi hayır yolunda kullanma şuuru ver. Kalbimizi kıskançlıktan, kibrin ince oyunlarından ve başkalarının kusurlarıyla oyalanmaktan arındır. Kendimize karşı dürüst, insanlara karşı adil, Sana kullukta samimi olmayı nasip eyle.
Allah’ım, zikrimizi yalnız dilimizde bırakma. Errahmân isminin manasını davranışlarımıza yansıt. Bize merhameti yalnız konuşmayı değil, merhametle yaşamayı öğret. Affına sığınırken başkalarını affetmenin kıymetini, nimetlerine şükrederken başkalarının ihtiyacını gözetmenin sorumluluğunu da hatırlat.
Bizi rahmetinden ümit kesenlerden eyleme. Ümidimizi sorumluluktan kaçışa, ibadetimizi gösterişe, bilgimizi kibirlenmeye dönüştürme. Kalbimize edep, sözümüze doğruluk, amelimize ihlas ver. Günün sonunda ardımızda kırılmış gönüller değil, onarılmış ilişkiler; incitici sözler değil, iyiliğe vesile olan cümleler bırakmayı nasip eyle.
Âmin.
Şimdi sözün sonunda gönlümüzde küçük bir hatırlayış kalsın: Errahmân, yalnızca dilimizle andığımız bir isim değil, hayata ve insana bakışımızı yeniden düşünmemize vesile olan ilahî bir isimdir. Bugün fark ettiğimiz küçük bir nimet, içimizde beliren samimi bir pişmanlık, bize uzanan bir yardım eli yahut bizim bir başkasına uzatabileceğimiz el, üzerinde durmaya değer şeylerdir.
Eğer kalbinde kırılmış bir yer taşıyorsan kendini bütünüyle o kırgınlıktan ibaret görme. İyileşmek için zamana, desteğe ve sabra ihtiyaç duyabilirsin. Eğer birine karşı sertleştiğini fark ettiysen o sertliği daha adil ve şefkatli bir tutuma dönüştürmenin yolunu ara. Eğer kendi hataların karşısında kendine acımasız davranıyorsan, yanlışını kabul ederken değişme imkânını da gözden kaçırma.
Rahmet, insanı sorumluluktan uzaklaştıran bir gevşeklik değildir. İnsana yeniden doğrulma cesareti veren, hatasını onarmaya çağıran ve iyiliğe yönelmesi için umut kapısını açık tutan bir manadır.
Bugün Errahmân ismini hatırladığında bir nimete şükret. Ardından bir iyilik yap. Bu iyilik büyük olmak zorunda değil. Bir gönlü almak, içtenlikle özür dilemek, bir ihtiyacı fark etmek, bir insanı dikkatle dinlemek yahut bir haksızlığın karşısında ölçülü biçimde doğruyu savunmak olabilir.
Çünkü rahmet, üzerine konuşulduğunda anlamlıdır; hayata taşındığında ise ahlaka dönüşür.
Rabbim, Errahmân isminin manasını gönüllerimizde tefekkür, davranışlarımızda merhamet, hayatımızda iyilik vesilesi eylesin. Bize verdiği nimetleri unutmayan, hatasını fark ettiğinde dönüş yolunu arayan ve başkalarının yükünü hafifletmek için elinden geleni yapan kullarından eylesin. Bizi kendimize bırakmasın; kalplerimizi hakikate, ellerimizi iyiliğe, dillerimizi güzel söze yöneltsin.
Âmin.
Esmâü’l Hüsnâ ile Kişisel Dönüşüm yolculuğumuzda bugün Errahmân ismi üzerinde tefekkür ettik. Rabbim bu yolculuğu samimiyetle sürdürmeyi, öğrendiklerimizi hayatımıza taşımayı ve birbirimize karşı daha merhametli olmayı hepimize nasip eylesin. Bir sonraki buluşmamıza kadar Allah’a emanet olun. Hoşça kalın.
