# ERRAHMÂN: VARLIĞI KUŞATAN RAHMET VE GÖNÜLDE UYANIŞ
Gece yarısı bir çocuk uyanır. Henüz kelimeleri tanımaz, derdini anlatamaz, neden ağladığını kendisi bile bilemez. Belki üşümüştür, belki acıkmıştır, belki de karanlığın içinde kendisini güvende hissetmek istemiştir. Annesi sesini duyar duymaz yanına koşar. Onu kucağına alır, göğsüne bastırır, başını okşar. Çocuk henüz teşekkür etmeyi bilmez. Kendisine yapılan iyiliğin anlamını kavrayamaz. Ne bir karşılık verebilir ne de gördüğü şefkati bir kelimeyle anlatabilir. Fakat yine de o şefkat kendisine ulaşır.
İnsan, merhametin ilk izlerini çoğu zaman böyle sahnelerde görür. Bir annenin yavrusuna eğilişinde, bir babanın çocuğunu koruyuşunda, bir insanın hiç tanımadığı birine yardım etmek için duruşunda… Bazen bir kuşun yavrusunu besleyişinde, bazen bir canlının güçsüz olanı koruyuşunda, bazen de hiçbir karşılık beklemeden uzatılan bir elde.
Peki, bütün bu merhamet duygusu nereden gelir? İnsan neden bazen kendi ihtiyacını bir kenara bırakıp başkasının acısını hafifletmek ister? Neden bir yabancının gözyaşı bizi düşündürür, bir çocuğun korkusu içimizde koruma isteği uyandırır, bir mazlumun feryadı vicdanımızı harekete geçirir?
Tasavvufî tefekkür, bu soruların karşısında insanı varlığın ötesindeki kaynağı düşünmeye davet eder. Gördüğümüz her merhameti Allah’ın rahmetini hatırlatan bir işaret olarak okuyabiliriz. İnsan merhamet eder; fakat merhametinin sınırları vardır. Yorulur, yanılır, bazen öfkelenir, bazen kendi acısının içinde başkasının acısını göremez. Allah’ın rahmeti ise insanın sınırlı kavrayışıyla kuşatabileceği bir hakikat değildir.
İşte Errahmân ismi, bu genişliğin önünde durmamızı sağlar.
Errahmân, Allah’ın engin ve kuşatıcı rahmetini ifade eden güzel isimlerindendir. Bu isim üzerinde düşünmek, insanın yalnızca kendisine ulaşan nimetleri sayması değil, bütün varlığın Allah’ın yaratması ve yaşatmasıyla ayakta durduğunu tefekkür etmesidir.
Nefes alıyoruz. Kalbimiz atıyor. Gözlerimiz görüyor, kulaklarımız duyuyor. Bedenimiz, çoğu zaman farkına bile varmadığımız sayısız süreçle yaşamını sürdürüyor. Sabah uyandığımızda bütün bunları yeniden başlatmak için bir emir vermiyoruz. Kalbimize atmasını söylemiyor, her nefesin yolunu kendimiz açmıyor, bedenimizin her ayrıntısını irademizle yönetmiyoruz.
İnsan, kendisini hayatın sahibi gibi hissettiği anlarda bile hayatın bütün şartlarını kendi gücüyle belirleyemediğini bilir. Yaşamak, yalnızca istemekle gerçekleşen bir şey değildir. Varlığımız, bize verilen bir imkân ve her an yeniden üzerinde düşünmemiz gereken bir emanettir.
Errahmân isminin manası burada kalbe dokunur. İnsan, kendisine verilen nimetleri yalnızca alışkanlıkla karşılamaktan vazgeçip onların kıymetini düşünmeye başladığında şükür de derinleşir. Bir bardak su artık yalnızca susuzluğu gideren bir içecek değildir. Bir lokma ekmek, hayatın devamını sağlayan sıradan bir şey olmaktan çıkar. Sağlıklı bir nefes, sevdiklerimizin sesi, sabah penceremizden içeri giren ışık, üzerinde durulmaya değer birer nimete dönüşür.
Kur’ân-ı Kerîm’de Allah Teâlâ şöyle buyurur:
“De ki: İster Allah diye çağırın, ister Rahmân diye çağırın. Hangisiyle çağırırsanız çağırın, en güzel isimler O’nundur.”
Bu ayet, İsrâ sûresinin 110. ayetinde yer alır. İnsanı Allah’ın isimleri üzerinde düşünmeye ve bu isimlerin işaret ettiği hakikatleri kavramaya çağırır. Errahmân ismi de bize Allah’ın rahmetini hatırlatırken aynı zamanda kulluğumuzu, sınırlarımızı ve O’na olan ihtiyacımızı yeniden düşünme imkânı verir.
İnsan, rahmeti yalnızca güzel bir duygu olarak görmemelidir. Rahmet, hayatı anlamlandıran bir tefekkür olduğu kadar davranışlarımızı güzelleştirmesi gereken bir ahlak çağrısıdır. Eğer Allah’ın rahmetinden söz ediyor, fakat kendi gücümüz altındaki insanlara karşı merhametsiz davranıyorsak, sözümüzle yaşayışımız arasında bir mesafe var demektir.
Bir çocuğun bize yönelttiği soruya sabırla cevap vermek, yaşlı bir insanı dikkatle dinlemek, hata yapan birine onu küçük düşürmeden doğruyu anlatmak, bir ihtiyaç sahibinin mahcubiyetini artırmadan yardım etmek… Bunlar bazen büyük sözlerden daha çok şey anlatır. Çünkü merhamet, yalnızca kalpte hissedildiğinde değil, başkasının hayatına iyilik olarak ulaştığında görünür hâle gelir.
Errahmân isminin üzerinde düşünmek, insana kendi davranışlarını da sorgulatmalıdır. Ben, benden yardım bekleyen birine nasıl davranıyorum? Bana karşı güçsüz olan bir insanın hatası karşısında ölçüyü koruyabiliyor muyum? Birinin kusurunu gördüğümde onu düzeltmeye mi çalışıyorum, yoksa o kusuru onun onurunu zedelemek için mi kullanıyorum?
Bu soruların amacı insanı suçluluk içinde bırakmak değil, kalbi uyandırmaktır. Çünkü insan bazen merhamet beklerken merhamet göstermeyi unutabilir. Kendi hatası karşısında anlayış isterken başkasının hatasına karşı acımasız davranabilir. Kendisine sabredilmesini isterken başkasının zayıflığına tahammül edemeyebilir.
Errahmân ismi, insanı bu çelişkinin farkına varmaya çağırır. Kendisine verilen nimetleri düşünen insan, başkalarına karşı daha dikkatli olmayı öğrenebilir. Kendisine gösterilen iyilikleri hatırlayan insan, iyiliği yalnızca hak ettiğini düşündüğü kişilere sunmaktan vazgeçebilir. Çünkü merhamet, her zaman bir karşılık hesabıyla hareket etmemeyi de gerektirir.
İnsanın yaptığı iyiliği sürekli hatırlatması, zamanla o iyiliği bir minnet borcuna dönüştürebilir. Bir çocuğa bakarken, eşine destek olurken, bir dostunun yükünü hafifletirken yahut bir ihtiyaç sahibine yardım ederken kendi emeğini başkasının üzerinde bir üstünlük aracına dönüştürmemek gerekir.
Elbette insanın emeği değerlidir. Bir aileyi ayakta tutmak, bir çocuğu büyütmek, bir yakınının yükünü taşımak ciddi bir emek ve fedakârlık gerektirir. Fakat insan, kendi emeğinin de başka nimetlerle mümkün olduğunu hatırladığında daha mütevazı bir bakış kazanabilir. Sahip olduğu güç, zaman, imkân ve sağlık yalnızca kendi iradesinin ürünü değildir. Bütün bunları kullanabilmek de bir imkândır.
Bu farkındalık, yapılan iyiliği değersizleştirmez. Tam tersine, iyiliği kibirden arındırır. İnsan, bir başkasına yardım ettiğinde kendisini onun üzerinde bir efendi gibi görmez; elindeki imkânı hayırlı bir işte kullanmış olmanın sorumluluğunu taşır.
Errahmân isminin ahlakımıza yansıması, aile hayatında da kendisini gösterir. Eşler birbirine karşı sabır gösterdiğinde, çocuklar kendilerine sevgiyle yaklaşıldığında, anne babalar yaşlandıklarında hatırlanıp gözetildiğinde merhamet gündelik hayatın içinde bir karşılık bulur.
Ancak merhamet, yalnızca yumuşak sözlerden ibaret değildir. Bazen bir yanlışı açıkça söylemek, bir haksızlığın karşısında durmak ve zarar veren bir davranışa sınır koymak da gerekir. Merhamet, adaleti terk etmek değildir. Birini seviyor olmak onun her davranışını doğru kabul etmeyi gerektirmez. Bir insanın onurunu korurken yanlışını da dile getirmek mümkündür.
Bu nedenle rahmet, insanı edilgenliğe değil, daha ölçülü bir sorumluluğa çağırır. Bir çocuğu sevmek, onun her isteğini yerine getirmek değildir. Bir dostu önemsemek, yanlış yaptığında sessiz kalmak değildir. Bir insanı affetmek, yeniden zarar görmeye razı olmak anlamına gelmez. Merhamet, iyiliği gözetirken doğruyu ve adaleti de koruyabilmektir.
İnsan bazen hayatın zorlu dönemlerinde rahmeti anlamakta güçlük çeker. Bir hastalıkla karşılaşır, sevdiği birini kaybeder, uzun süre beklediği bir sonuç gerçekleşmez yahut haksızlığa uğrar. Böyle zamanlarda insanın içinden şu soru geçebilir: Madem Allah’ın rahmeti geniştir, neden bu kadar acı var?
Bu soru, insanın yaşadığı acının derinliğinden doğabilir. Onu hemen susturmaya, her sıkıntının arkasında kesin olarak bildiğimiz bir hikmet bulunduğunu söylemeye gerek yoktur. Çünkü bir acıyı yaşayan insanın ne hissettiğini dışarıdan bütünüyle bilemeyiz. Bazı kayıpların ardından yas tutulur, bazı yaraların iyileşmesi zaman alır, bazı sorunlar için somut yardım ve destek gerekir.
Rahmet üzerinde düşünmek, insanın acısını inkâr etmek değildir. Acı içindeyken de yalnız olmadığını hatırlamasına, destek aramasına, sabır göstermeye çalışmasına ve imkân bulduğunda yeniden hayata yönelmesine yardımcı olabilecek bir inanç ve tefekkür alanıdır.
Bazen hastalık, insana sağlığın kıymetini yeniden hatırlatabilir. Bazen bir kayıp, sevginin ne kadar değerli olduğunu daha derinden hissettirebilir. Ancak her hastalığın veya kaybın mutlaka belirli bir ilahî mesaj taşıdığını söyleyemeyiz. İnsan, yaşadığı olaylardan ders çıkarabilir; fakat bütün olayların gizli nedenlerini bildiğini iddia etmemelidir.
Errahmân ismi karşısında insanın yapabileceği şey, yaşadığı acıyı küçümsemeden Allah’a yönelmek, elinden gelen tedbiri almak ve kendisine ihtiyaç duyduğu desteği aramaktır. İnanç, insanın yardım istemesine engel olmamalıdır. Bazen bir dostun yanında oturması, bazen bir hekimin yardımı, bazen de güvenilir bir insanla içini paylaşabilmek, hayatın yükünü taşımada önemli bir yere sahiptir.
Rahmet, insanın başkasının acısına nasıl yaklaşacağını da öğretir. Bir insan keder içindeyken ona hemen öğüt vermek yerine önce onu dinlemek gerekir. Her yaraya tek bir cümleyle cevap verilemez. Bazen yapılabilecek en merhametli şey, karşımızdaki kişinin acısını küçümsemeden yanında durmaktır.
Peygamber Efendimizden rivayet edilen bir hadiste şöyle buyrulur:
“Merhamet edenlere Rahmân merhamet eder. Yeryüzündekilere merhamet edin ki gökteki de size merhamet etsin.”
Bu hadis, merhametin insan hayatındaki önemini açıkça hatırlatır. Yeryüzündeki canlılara karşı şefkatli davranmak, İslam ahlakının temel değerleri arasındadır. İnsan yalnızca kendisine benzeyenlere değil, gücü yettiği ölçüde bütün canlılara karşı sorumluluk taşıdığını bilmelidir.
Bir hayvana eziyet etmemek, ihtiyaç içindeki bir canlıya yardım etmek, doğayı hoyratça tüketmemek, insanların yaşadığı çevreyi korumak da merhamet düşüncesinin genişleyen halkalarıdır. İnsan, gücünü yalnızca kendisini korumak için değil, başkalarının hayatını gözetmek için de kullanabilir.
Merhamet gösteren insan, Allah’ın rahmetini kendisine ait bir özellik gibi sunmaz. Kendisinde bulunan iyiliği, kendisini başkalarından üstün kılan bir ayrıcalık olarak görmez. Aksine, merhamet edebilmenin de bir nimet olduğunu bilir ve bu nimeti daha fazla iyilik için kullanmaya çalışır.
İşte Errahmân isminin kalpte oluşturabileceği dönüşüm budur. İnsan, merhameti bir üstünlük değil, bir sorumluluk olarak görmeye başlar. İyilik yaptığında başkasını kendisine borçlu saymaz. Sabır gösterdiğinde bunu her fırsatta hatırlatarak karşısındakini ezmez. Yardım ettiğinde insanın onurunu korur. Hata karşısında ise adaletten ayrılmadan düzeltme imkânı arar.
Kur’ân-ı Kerîm’de Rahmân sûresi, Allah’ın nimetleri üzerinde düşünmeye çağıran ayetleriyle dikkat çeker. Sûrede tekrar tekrar şu soru yöneltilir: “Öyleyse Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz?”
Bu tekrar, insanı alışkanlığın uyuşturduğu dikkatten uyandıran bir hatırlayış gibidir. İnsan bazen sahip olduğu nimetleri o kadar sıradan görür ki onların kıymetini fark etmez. Nefes alır ama nefesin önemini düşünmez. Suyunu içer ama suyun değerini hatırlamaz. Sevdikleriyle konuşur ama o konuşmanın imkân oluşunu gözden kaçırır.
Şükür, bütün bunları yeniden görebilmektir. Fakat şükür yalnızca nimetleri saymakla tamamlanmaz. Nimeti doğru kullanmak, israftan kaçınmak, başkalarının hakkını gözetmek ve elimizdeki imkânları iyiliğe yöneltmek de şükrün hayat içindeki karşılıklarıdır.
Bir insan mal sahibi olabilir. Bu malı yalnızca kendisi için kullanmak da, başkalarının ihtiyaçlarını gözetmek için bir kısmını ayırmak da onun tercihidir. Bir insan bilgi sahibi olabilir. Bildiklerini başkalarını küçümsemek için kullanmak da, insanlara fayda sağlamak için paylaşmak da mümkündür. Bir insanın gücü ve makamı olabilir. Bu imkânları başkalarını ezmek için değil, adaleti korumak için kullanması gerekir.
Errahmân ismini tefekkür eden insan, kendisine verilen nimetleri yalnızca kişisel kazanç olarak görmemeyi öğrenir. Nimet, aynı zamanda sorumluluk getirir. İnsan elindeki imkânları daha dikkatli kullandıkça şükür, dilde kalan bir ifadeden çıkar ve davranışa dönüşür.
Bu isimle zikir yapmak isteyen kişi de önce manayı kalbine yaklaştırabilir. Sessiz bir vakitte durup nefesini fark edebilir, kendisine verilen nimetleri düşünebilir ve içinden “Yâ Rahmân” diyebilir. Ardından şu soruyu kendisine yöneltebilir: Bugün bana ulaşan merhameti ben kime ulaştırabilirim?
Belki bir yakınının yükünü hafifletmek, belki bir özür dilemek, belki bir insanı dikkatle dinlemek, belki de uzun süredir ihmal ettiği bir sorumluluğu yerine getirmek… Zikir, insanın yalnızca dilini değil, niyetini ve davranışlarını da güzelleştirmeye yöneldiğinde hayatla daha derin bir bağ kurar.
Belirli sayılarda zikir yapmanın herkeste kesin olarak aynı sonucu doğuracağını söylemek doğru değildir. Gelenek içinde bazı esmalar için sayılar ve uygulamalar tavsiye edilmiş olsa da bunların her birini kesin sonuç garantisi gibi sunmamak gerekir. Zikrin özü, Allah’ı anmak, O’na yönelmek ve bu yönelişin ahlakımıza yansıması için gayret göstermektir.
İnsan bir kez “Yâ Rahmân” dediğinde bile bu ismin manası üzerinde durabilir. Kendisine karşı merhametli davranan birini hatırlayabilir. Bir başkasına haksızlık ettiği bir anı fark edebilir. Sahip olduğu nimetlerden birine şükredebilir. Ardından bu farkındalığı küçük bir iyiliğe dönüştürebilir.
Böylece zikir, hayatın dışına yerleştirilmiş ayrı bir uğraş olmaktan çıkar; insanın hayatı nasıl yaşadığını etkileyen bir hatırlayışa dönüşür.
Errahmân ve Errahîm isimleri birlikte anıldığında da rahmetin farklı boyutları üzerinde düşünmek mümkündür. Besmele, “Bismillâhirrahmânirrahîm” ifadesiyle Allah’ın adını ve rahmetini birlikte hatırlatır. Müslüman, bir işe başlarken bu ifadeyi söylediğinde yalnızca bir başlangıç cümlesi kurmaz; yaptığı işi Allah’ı anarak ve O’nun rızasını gözeterek gerçekleştirmeyi de niyet edebilir.
Bu niyet, insanın her işinin kendiliğinden başarılı olacağına dair bir garanti değildir. Fakat yapılan işe daha bilinçli, daha sorumlu ve daha güzel bir ahlakla yaklaşmayı hatırlatabilir. Bir işe Allah’ın adını anarak başlamak, o işin içinde yalanı, haksızlığı ve merhametsizliği meşrulaştırmaz. Tam tersine, insanı yaptığı işin ahlakî sorumluluğunu düşünmeye çağırır.
Errahmân ismiyle yaşayan bir insan, yalnızca kendisine gösterilen merhameti aramaz; kendi davranışlarında da merhamete yer açmaya çalışır. Bunu yaparken kendisini kusursuz saymaz. Bazen öfkelenebilir, bazen sabrını yitirebilir, bazen başkasının ihtiyacını fark edemeyebilir. Önemli olan, bu eksiklikleri fark ettiğinde yeniden daha doğru bir davranışa yönelmesidir.
Çünkü insanın dönüşümü çoğu zaman küçük anlarda başlar. Bir cümleyi söylemeden önce durmakta, öfkeyle verdiği kararı yeniden değerlendirmekte, bir özrü geciktirmemekte, kendisine uzatılan yardım elini minnetle kabul etmekte veya başkasının ihtiyacını görmezden gelmemekte…
İnsanın hayatını değiştiren şey her zaman büyük bir olay olmayabilir. Bazen bir isim üzerinde düşünmek, uzun zamandır fark etmediği bir davranışını görmesine vesile olur. Bazen bir nimet üzerinde tefekkür etmek, onu daha dikkatli kullanmaya yöneltir. Bazen merhamet üzerine düşünmek, insanın kendi sertliğini fark etmesini sağlar.
Şimdi gönlümüzde şu soruyu taşıyalım: Bana karşılıksız verilen nimetleri nasıl taşıyorum ve ben başkalarına ne veriyorum?
Bu soru, insanı hem şükre hem sorumluluğa çağırır. Hayatımızda sahip olduğumuz her şeyi yalnızca kendi başarımızın sonucu gibi görmekten kaçınmayı, başkalarının emeğini takdir etmeyi ve elimizdeki imkânları daha adil kullanmayı hatırlatır.
Errahmân isminin bize açtığı ufuk, dünyayı yalnızca kendi ihtiyaçlarımızın çevresinde okumamaktır. Başka insanların da korkuları, yaraları, beklentileri ve umutları olduğunu fark etmektir. Bir insanın acısını küçümsememek, bir canlının ihtiyacını görmezden gelmemek, elimizden gelen iyiliği karşılık hesabına dönüştürmemek ve adaleti merhametle birlikte taşımaktır.
Allah’ım, Errahmân olan Sensin. Varlığımızı bize veren, nimetlerini bizlere ulaştıran ve rahmetini düşünmemiz için önümüze sayısız işaret koyan Sensin.
Rabbim, kalplerimizi gafletten uyandır. Bize verdiğin nimetleri sıradanlaştırmaktan koru. Aldığımız her nefesin, içtiğimiz her yudum suyun, sevdiklerimizle geçirdiğimiz her güzel anın kıymetini bilmeyi nasip eyle.
Allah’ım, bize merhamet etmeyi öğret. Dilimizi incitici sözlerden, ellerimizi haksızlıktan, kalplerimizi kibirden koru. Gücümüz yettiğinde başkalarının yükünü hafifletmeyi, yardım ederken onların onurunu gözetmeyi ve iyilik yaptığımızda minnet beklememeyi nasip eyle.
Rabbim, ailelerimizin içine muhabbet ver. Anne babalarımıza karşı vefalı, çocuklarımıza karşı şefkatli, eşlerimize karşı sabırlı, dostlarımıza karşı dürüst olmayı nasip eyle. Evlerimizde kırılan gönülleri onarmayı, yanlışlarımızı kabul etmeyi ve özür dilemenin kıymetini bilmeyi öğret.
Allah’ım, hastalara şifa, darda kalanlara kolaylık, yoksullara helal rızık, yas tutanlara sabır ve yalnızlık hissedenlere hayırlı destekler nasip eyle. Acı çekenlerin yükünü hafifletmek için bize imkân ve irade ver. Bizi başkalarının derdine karşı duyarsız bırakma.
Rabbim, bize verdiğin nimetleri başkalarına üstünlük taslamak için kullanmaktan koru. Bilgimizi tevazuya, gücümüzü adalete, malımızı hayra, sözümüzü teselliye dönüştür. Merhametimizi yalnızca bize iyi davrananlarla sınırlama. Fakat merhamet ederken adaleti terk etmemeyi ve kendimizi zarardan korumayı da öğret.
Allah’ım, kendi kusurlarımızı fark ettiğimizde bizi ümitsizliğe düşürme. Yanlışlarımızı düzeltmek için cesaret, başkalarının hataları karşısında ölçü, kalplerimizde biriken kırgınlıkları yönetebilmek için hikmet ver. Bize rahmetini hatırlatırken bu rahmetin ahlakını da yaşamayı nasip eyle.
Yâ Rahmân, kalplerimizi katılıktan arındır. Bize karşılıksız iyiliğin kıymetini öğret. Bir insanın hayatına güzellik katabildiğimizde bunu kendimizden bilmemeyi, bize ulaşan iyilikleri unutmayıp şükretmeyi ve elimizdeki imkânları hayırlı işlerde kullanmayı nasip eyle.
Rabbim, rahmetini yalnızca sözlerimizde değil, davranışlarımızda da görünür kıl. Bizi iyiliği çoğaltan, haksızlığı azaltan, gönülleri incitmek yerine onarmaya çalışan kullarından eyle. Dünyada merhameti, adaleti ve güzel ahlakı gözetmeyi; ahirette de rahmetine ve mağfiretine nail olmayı nasip eyle.
Âmin.
Sevgili dinleyenler, bugün Errahmân ismi üzerinde birlikte tefekkür ettik. Belki bu sohbetten yanımıza alacağımız en sade hakikat şudur: Bize ulaşan iyilikleri fark etmek, onları şükürle taşımak ve başkalarının hayatına da iyilik olarak ulaştırmak.
Bugün bir bardak su içerken, sevdiklerimizin sesini duyarken yahut sabah yeni bir güne uyanırken bir an duralım. Bize verilen nimetleri hatırlayalım. Ardından kendimize soralım: Ben bugün kimin yükünü hafifletebilirim? Hangi gönlü incitmekten vazgeçebilirim? Hangi iyiliği karşılık beklemeden yapabilirim?
Bazen bir gönül almak, bazen bir özür dilemek, bazen de yalnızca bir insanı dikkatle dinlemek yeterli bir başlangıçtır. Merhamet, büyük sözlerle değil, hayatın içindeki küçük ama samimi davranışlarla büyür.
Errahmân isminin manası gönüllerimizde şükür, davranışlarımızda merhamet ve hayatımızda güzel ahlak olarak karşılık bulsun. Rabbim bizleri rahmetini tanımaya çalışan, rahmetten ümit kesmeyen ve merhameti yaşatmak için gayret gösteren kullarından eylesin.
Esmâü’l Hüsnâ ile Kişisel Dönüşüm yolculuğumuz devam ediyor. Bir sonraki buluşmamıza kadar Allah’a emanet olun. Sevgiyle kalın.
